İade gerekçeleri oluşmuştur

30.03.2008 04:34

Reşat Petek

Raportör davanın iade edilebileceği yönündeki gerekçelerini açık biçimde ifade etmiş, yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu'na (CMK) göre mahkemelerin savcının iddianamesini ret yetkisini hatırlatmıştır

Anayasa Mahkemesi raportörü Doç. Dr. Osman Can, AK Parti'nin kapatılmasıyla ilgili iddianamenin iade edilebileceği yönünde görüşlerini içeren raporunu Anayasa Mahkemesi Başkanı'na sundu. Alternatifli değerlendirmenin yer aldığı raporu üyeler hafta sonu inceledikten sonra pazartesi veya salı günü, iddianamenin kabulu veya reddi yönünde ilk kararlarını verecekler.

Hemen ifade edelim ki, iddianamenin kabulü, davanın kabulü anlamına gelmiyor. Davanın görüşülebilir olduğu anlamına gelen böyle bir karar ile yargılama süreci başlamış olacak. İddianamenin iadesi halinde ise, iade gerekçeleri doğrultusunda, Başsavcı eksiklerini tamamlayıp yasaya aykırı hususları iddianameden çıkararak yeniden dava açabilecek. Bizim hukuki değerlendirmemiz iddianamenin iadesi yönünde bir kararın verilebileceğidir. Sebebi ise çok açık ve nettir:

İADE GEREKÇELERİ

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 33. maddesine göre, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalar, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle dosya üzerinde incelenir ve karara bağlanır.” Anayasa Mahkemesi'nin iddianameyi kabul veya iadesinde arayacağı kriterler, gerekçeler kanunda belirtilmiştir.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, hangi hallerde cumhuriyet savcısının dava açamayacağını ve “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı vereceğini, ve yine mahkemelerin hangi hallerde “iddianamenin iadesi” kararı vereceği açıklanmıştır. Örneğin cumhuriyet savcısı memurların görevleriyle ilgili suç işledikleri iddia edilmesi halinde yetkili mercilerin “soruşturma izni” vermesi halinde dava açabilmektedir. Aksi halde cumhuriyet savcısı, “yetkili merciden izin verilmemesi sebebiyle kovuşturma olanağı bulunmadığı” gerekçesiyle, “kovuşturmaya yer olmadığı kararı” verir.

CUMHURBAŞKANI VARLIĞI İADE GEREKÇESİDİR

AK Parti'nin kapatılması iddianamesinde Cumhuriyet Başsavcısı çok ciddi hukuki hatalar yapmıştır. Birincisi Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül hakkında da dava açmış olmasıdır. Bu hata, görmezden gelinebilecek basit bir yanılgı değildir. CMK'da iddianamenin iadesi düzenlemesi olmasaydı, Anayasa Mahkemesi'nce tümden yok sayılarak, hiç olmamış gibi kabul edilerek, eski tabirle “keenlemyekün addedilerek” karar verilebilirdi. Bu ve benzeri bariz hatalara karşı yeni CMK'da “iddianamenin iadesi” konusu düzenlenmiştir.

Hakkında dava açılan Cumhurbaşkanı olunca, konuyla ilgili anayasal düzenlemeye bakmak gerekir. Anayasa'ya göre Cumhurbaşkanı hakkında sadece vatana ihanet suçlamasıyla, TBMM'nin dörtte üç ekseriyetle karar vermesi halinde dava açılabilecektir. Hıyanet-i Vataniye Kanunu da, 1991 yılında 3713 sayılı kanunla yürürlükten kaldırıldığı için hangi eylemlerin vatana ihanet sayılacağı da belirsiz durumdadır. Anayasa'nın bu hükmünü görmezden gelerek, Cumhurbaşkanı hakkında “siyaset yasağı cezası” isteyen bir iddianame, CMK 172. maddesi gereğince, Anayasa gereği “kovuşturma olanağı bulunmaması” gerekçesine dayalı olarak, asla kovuşturma konusu olamaz. Bu iddianamenin iadesi gerekir.

Sayın Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmezden önceki eylem ve söylemlerinden dolayı dahi olsa, hakkında dava açılabilmesi Anayasa ve kanunlara aykırıdır. Milletvekillerinin seçilmezden önce işledikleri iddia olunan suçları bile yasama dokunulmazlığı kapsamında, milletvekilliklerinin sona ermesinden sonra soruşturulabilirken, Cumhurbaşkanlığı görevini halen sürdüren Sayın Abdullah Gül hakkında dava açılması tam bir hukuk skandalıdır.

Bazı çevrelerin, 'bu ceza yargılaması değil, parti kapatma davası, bu nedenle Cumhurbaşkanı hakkında açılan dava ceza davası olarak yorumlanamaz” iddiaları da hukuki dayanaktan yoksundur. Zira hukukumuzda cezai yaptırımlar sadece hapis veya para cezasından ibaret değildir. Kamu hizmetlerinden süreli veya süresiz yasaklanma gibi siyaset yasağı da bir cezai müeyyidedir. Bu nedenle yargılamanın CMK'ya göre yapılacağı yasada açıkça belirlenmiştir. Siyasi parti kapatma özel bir dava (suijeneris) olmakla birlikte yargılama usulünde CMK uygulanacağına göre, Cumhuriyet Başsavcısı hazırlık soruşturmasında CMK hükümlerine dikkate alması gerekir. Kapatılması istenilen partinin leh ve aleyhindeki delilleri toplamak Başsavcı'nın asli görevidir.

LEHE DELİLLERE YER YOK

“Demokratikleşme Serüveninde Anayasa ve Siyasi Partilerin Kapatılması” adlı çalışması ile Anayasa Hukuku Doçenti olan, raportör Osman Can'ın raporunda isabetle değindiği gibi, Başsavcı delil toplarken sadece Ak Parti aleyhindeki delilleri toplamıştır. Örneğin, Ak Parti yöneticilerinin laiklik aleyhinde demeçlerinin yer aldığı basın kupürlerini dosyaya eklerken, bu haberlerin tekzip edildiği yayınlar dosyaya alınmamıştır.

Yine AK Parti'nin kurulmasından önceki tarihlerde, şimdiki AK Parti yönetici ve mensuplarının eylem ve söylemleri dosyaya delil olarak konulması da CMK'ya açık bir aykırılıktır. Raportör bu hususu da iddianamenin iade edilebilme gerekçeleri arasında zikretmiştir.

Diğer yandan, üniversitelerde hukukdışı başörtüsü yasağının sona erdirilmesi amacıyla AKP ve MHP'nin desteğiyle TBMM'ce gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinin laikliğe aykırı eylemler çerçevesinde iddianamede zikredilmesi hukuki bir skandal olmaktan öte, Anayasa ve kanunları kaale almayan bir anlayış sergilemesi sebebiyle kaygı vericidir.

“CEBİR VE ŞİDDET” YOKSA PARTİ KAPATILMAMALI

Anayasa değişiklikleri yapmak, yasama organının asli görevi olup, Anayasa Mahkemesi'nin ancak şekil yönünden denetleyebildiği bir konudur. Bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yetkisi de sadece Cumhurbaşkanı ve 110 milletvekilinin birlikte başvurusuna bağlıdır. Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa değişikliğini eleştirme veya yok sayma gibi bir yetkisi bulunmamaktadır. Kapatma iddianamesinde, Anayasa ve kanunların kendisine verdiği yetkileri aşarak hareket etmesi de iddianamenin iade sebebidir.

İddianamenin iadesi halinde Cumhuriyet Başsavcısı iddialarından vazgeçmeyecek, sadece Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ü iddianameden çıkararak davasını yineleyecektir. Bu takdirde Anayasa Mahkemesi davayı esastan görüşmeye başlar.

İddianamenin usul yönünden reddi ve iadesi gerektiğini ifade ettikten sonra, bu meselenin iktidar partisi ile yargı arasında bir hesaplaşma haline dönüştürülmeden çözümlenmesi yollarının olduğunu ifade etmeliyiz. Başsavcının iddianamesini hukuki dayanaktan yoksun olduğunu iddia eden iktidar partisi, siyasi parti kapatma şartlarında zorlaştırıcı hükümler de içeren bir anayasa değişikliğini niçin bugüne kadar yapmadığı eleştirisini kendine yöneltmelidir.

Siyasi partiler demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Partiler ancak halk tarafından kapatılır. Halktan oy alamayan, destek alamayan bir siyasi partinin şeklen var olması ile kapatılması arasında bir fark yoktur. Cebir ve şiddeti benimsemedikçe, suç işlemeyi teşvik etmedikçe, eylemleri yasalara göre suç teşkil ettiği kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sübuta ermedikçe (iddialarla değil ) hiçbir parti kapatılmamalıdır. Kapatılmak istenen çoğunluk partisi, gecikmiş de olsa bu yönde bir Anayasa değişikliği tasarısını Meclis'e sunmadıkça dava açanları eleştirmekle sorumluluktan kurtulamaz. Milletten aldığı temsil gücünü kullanmalı, gerekirse referanduma giderek, siyasi parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemeler yapılmalıdır.

Aleyhine bir dava açılınca böyle bir Anayasa değişikliğine gitmesi sebebiyle AK Parti ciddi eleştiri alacaktır. Ancak ya bu eleştirileri göğüsleyip gerekçelerini millete anlatacak, ya da kapatılma riski altında bekleyecektir.

* Emekli Cumhuriyet Savcısı-Avukat

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim