1. YAZARLAR

  2. CENGİZ DUMAN

  3. Hz. Süleyman’ın Köşk/Saray Kıssasının Mufassallaştırılması ve Mesajları
CENGİZ DUMAN

CENGİZ DUMAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Hz. Süleyman’ın Köşk/Saray Kıssasının Mufassallaştırılması ve Mesajları

A+A-

Giriş:

Kur’an-ı Kerim’de yer alan Süleyman kıssasının en önemli varyantlarından birisi de Süleyman’ın köşkünün anlatıldığı Neml süresindeki kıssa varyantıdır. Sebe Melike’sine endeksli bu anlatımda; Sebe Melike’sinin, Hz. Süleyman’ın köşkünün muhteşemliğine dair intibaı ve bu meyanda Süleyman(a.s)’ın, Allah’tan destekli gücü beyan edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in, Neml suresinde anlatılan Süleyman kıssası varyantında anlatılan bu kıssada birden bire köşk anlatımı devreye girmektedir. ”Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi…”1

Sebe Melike’sinin ne Kudüs’e gelişi, ne Hz. Süleyman’la buluşması gibi detaylar sunulmadan aniden devreye giren bu köşk anlatımının alt yapısı aslında daha evvelki anlatımlarda söz konusu olmuştur. Şöyle; “Ya’melûne lehu mâ yeşâu min mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve kudûrin râsiyât… / Onlar Süleyman'a mihraplar/binalar, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı...”2 Veş şeyâtîne kulle bennâin ve gavvâsın… / Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.”3

İki ayrı surede beyan edilen “mihrab” ve “bennâin” kelimeleri etrafında sunulan mücmel malumat, Hz. Süleyman’ın yaptırdığı binalarla ilgili üretime dair ifadelerdir. Sebe Melike’sine gösterilen Köşk ile ilgili yapım aşamaları da bu ayetlerde mücmel olarak bildirilmektedir.

Kur’an okuyucusu, bu ayetlerin toplamından bir sonuç çıkarmakta ve Süleyman’ın yaptırdığı bir Köşk olduğunu ve bunu Sebe Melike’sine göstererek hem yönetimini hem de ulaştığı medeniyeti tanıtıp, Sebe Melike’sinin İslam’a meylini sağlamaya gayret ettiğini anlamaktadır.

Tespit ettiğimiz bu durum; Kur’an muhataplarının, hiçbir kültürel alt yapıları olmadan “0” bilgi ile çıkarabilecekleri bir sonuçtur. Çıkarılan bu sonuç Kur’an’ın, Süleyman kıssası ile vermek istediği mesajların iletilme ve anlaşılması açısından yeterli addedilebilecek bir durumdur.

Lakin realite böyle midir? Yani Kur’an’ın hitabettiği Mekke ve Medine Arap toplumu “0” bilgi; yani anlatılan kıssa bakımından “bilgisizlik” sahibi midir? Buna cevabımız Hayır, olmalıdır/olacaktır.

Bunu da geçelim. Bugün, Kur’an’a muhatap toplum veya kişiler yani bizler, Hz. Süleyman ve onun kıssası hakkında “0” bilgi sahibi konumunda mıyız? Buna da cevabımız Hayır olmalı/olacaktır.

Şimdi bu söylediklerimizi izah etmeye çalışalım. Kur’an’ın, Süleyman kıssası nazil olurken Mekke’deki cahiliye Arap toplumunun belli bir Süleyman algısı veya alt yapısı bulunmaktaydı. Her ne kadar elimizde yeterli veriler olmadığı için var olan bu alt yapının çerçevesini tam manasıyla çizemesek de; Yaz’ın gerçekleştirdikleri, Kuzeye yapılan ticaret seferleri esnasında bu yöredeki yapılar, kişiler ve bunlarla ilgili olaylardan bir şekilde haberdar olduklarını Kur’an’ın anlatımlarından çıkarabilmekteyiz. Tıpkı Lut kıssasına atıf yapan şu ayet gibi: “Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Sonra diğerlerini yok ettik. (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin Ve geceleyin. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”4

Dolayısıyla kervan ticareti işin gittikleri Kudüs ve çevresinde Hz. Süleyman’dan kalan bakiye eserler –Süleyman Mabedi- ve çeşitli rivayetler yoluyla Hz. Süleyman ve onun kıssası hakkında malumat sahibi olan Müşrik Arapların bu bilgileri üzerine Kur’an’ın, Süleyman kıssası nazil olmuştur.

Medine Arap toplumundaki Yahudi ve Hıristiyanları oluşturan Ehl-i Kitab ise Tevrat vasıtasıyla çok detaylı olarak Hz. Süleyman ile ilgili konulardan haberdardılar.

O halde Kur’an bilinen kişi, olay ve olgular üzerine nazil olmaktadır.  Dolayısıyla Kur’an’ın nüzulü esnasında yaşayan Müşrikler ve Ehl-i Kitab, Kur’an’ın anlattığı Süleyman kıssası, Köşk ve Taht anlatımları hakkında bilgi sahibi olmaları aşikârdır.

Burada şöyle düşünmemiz lazımdır. Kur’an bilinenlerden hareket ediyor ise Süleyman kıssası ile anlattıklarının amacı nedir? Buna cevabımız ya bilinen olguyu tasdik etmektedir ya da bilinen olgudaki yanlışları tashih etmektedir şeklinde olacaktır.

Bu söylediğimizi açalım. Kur’an, Süleyman kıssasını anlatırken muhatap Arap toplumunun bilinen alt yapısındaki bilgilere istinaden kıssasını bina etmektedir. Bu yüzden Kur’an’ın Süleyman kıssasındaki ifadeler, mücmel/kısa/öz anlatımlardır. Çünkü detay anlatımlar zaten Kur’an öncesi inan Tevrat kitabında vardır. Dolayısıyla Kur’an, Tevrat’taki bu tarihsel bilgileri aynen tekrarlamaz. Kur’an, bilinen bu bilgiler içerisinde Tevhidi açıdan var olan yanlışları tashih edecek mücmel nitelikte açıklamalarda bulunur ve böylece Tevrat veya Arap alt yapısındaki kültürel kıssanın, hidayete açısından sapmış olan istikametini yeniden rayına oturtur.

Bütün bu tespitlerden sonra şu sonuca ulaşmamız mümkündür. Allah; “O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi, Tevrat ile İncil'i ve Furkan'ı indirmişti.”5 diyerek, tasdik ettiği Tevrat’taki Süleyman kıssasının, tevhidi açıdan muharref hale gelmiş yanlarını, beyan ettiği Kur’an kıssasındaki mücmel ifadelerle tashih eder. Bozulan veya eksilen hidayete yönelik muhtevayı mesela Hz. Süleyman’ın peygamber olmadığı, Melike ile ilişkisinin tevhidi tebliğ değil de aşk, zenginlik üzerinden gibi mesajlara kaydırılmış muharref halini engeller.

O halde şu sonuç, Kur’an noktai nazarından/perspektifinden doğrudur: Kur’an’ın Süleyman kıssası mücmel ifadeleri, Tevrat’ın detaylı bilgileri ile örtüştürülebilir. Bunun kıstası, Kur’an’ın bildirdiği Tevhidi çerçeveye aykırı olmamasıdır.

Neden böyle bir yargıya varıyoruz? Çünkü Kur’an “0” bilgi toplumuna nazil olmamıştır. Şu veya bu şekilde rivayetlere dayalı bilgilere sahip Mekke müşriklerini bir kenara bıraksak; Medine Ehl-i Kitab toplumunun, Hz. Süleyman kıssası hakkında Tevrat kaynaklı detaylı bir bilgisi vardır. Binaenaleyh Kur’an-ı Kerim, tasdik ettiği Tevrat’ın müntesibi bu insanlardan algılarındaki tüm bilgilerini silmelerini “resetlemelerini” istememektedir.

Kur’an, muharref hale getirilen Tevrat’ta yer alan Tevhid dışı yanlış bilgileri tashih ederek, oluşan tevhidi açıdan sahih addedilebilecek diğer bilgiler veçhesinde onları, yeni gelen kitap(Kur’an) ve onu ileten peygambere(Hz. Muhammed) ittiba ettirmeye çalışmaktadır. “Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın ayetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.”6

Dolayısıyla Kur’an’ın amacı, tüm Tevrat’ı ve onun tüm verilerini kaldırıp bir kenara attırmak değil, bilakis ondaki tevhidi açıdan muharref hale gelmiş yanlış bilgileri doğrusuyla tashih etmek; tevhidi açıdan bir mani teşkil etmeyen Tevrat verilerinden de yararlanılmasını istemektedir. Bu yüzden Kur’an’da anlatılan Süleyman kıssası mücmeldir. Kıssa detayları ya da mufassal malumat Tevrat’ta bulunmaktadır. "Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkiyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir" de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.”7

Kur’an’ın Süleyman kıssasındaki Köşk anlatımının Tevrat kıssasındaki karşılığı:

Kur’an-ı Kerim’in, Neml suresindeki Süleyman kıssası Köşk anlatımı şöyledir:Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.”8 Anlaşılacağı üzere Melike’ye girmesi teklif edilen Köşk hakkında sadece “…Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir…” ifadesi ile Köşkün çok cüzi bir niteliği anlatılmıştır. Yani kıssa içerisinde ne Köşk’ün yeri ne yapımı ne tezyini ne de yapım amacı hakkında herhangi bir malumat verilmemiştir.

Bu hususta Tevrat verilerine başvurduğumuzda Hz. Süleyman’ın, Sebe Melike’sine tanıttığı köşk hakkında şu mufassal malumatı bulmaktayız.

a- Hz. Süleyman’ın yaptırdığı Köşk Tevrat,’ta Saray olarak tanımlanmaktadır ve adı “Lübnan Ormanı”dır. “…Lübnan Ormanı adlı bir saray daha yaptırdı.”9

b- Hz. Süleyman’ın inşa ettirdiği bu köşk/Saray Arz-ı Mev’ud/Kenan coğrafyası içerisinde Yaruşalim/Kudüs’tedir. “Saba Kraliçesi, Rab'bin adından ötürü Süleyman'ın artan ününü duyunca, onu çetin sorularla sınamaya geldi (…) Yeruşalim/Kudüs'e gelen kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleyman'la konuştu.”10

c- Bu Köşk/Saray’ın büyüklüğü; “Uzunluğu yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olan…”11 ebatlarındadır.

d- Hz. Süleyman’ın yaptırdığı “Lübnan ormanı” Saray/köşkünün iç ve dış mimarisi ise şöyledir: “Sütunların üstündeki kırk beş kirişin üstü sedir tahtalarıyla kaplanmıştı. Bir sıra on beş kirişten oluşuyordu. Kafesli pencereler üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde yapılmıştı. Kapılar ve kapı söveleri dört köşeliydi. Pencereler ise üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde yapılmıştı. Süleyman elli arşın uzunluğunda otuz arşın genişliğinde sütunlu bir eyvan yaptırdı. Eyvanın önünde sütunlarla desteklenmiş asma tavan vardı. Taht Eyvanı'nı, yani kararların verileceği Yargı Eyvanı'nı da yaptırdı. Bu eyvan da baştan aşağı sedir tahtalarıyla kaplıydı. Eyvanın arkasında öbür avludaki kendi oturacağı saray da aynı biçimde yapılmıştı. Süleyman, karısı olan firavunun kızı için de bu eyvanın benzeri bir saray yaptırdı. Dışarıdan büyük avluya, temelden çatıya kadar bütün bu yapılar kaliteli taşlarla yapılmıştı. Taşlar testereyle kesilmiş, ön ve arka yüzleri yontulmuş, belirli ölçülere göre hazırlanmıştı. Temeller sekiz ve on arşın uzunluğunda büyük, seçme taşlardan atılmıştı. Üstlerinde belirli ölçülere göre kesilmiş kaliteli taşlar ve sedir kirişler vardı. Büyük avlu üç sıra yontma taş ve bir sıra sedir kirişlerinden oluşan bir duvarla çevrilmişti. Rab'bin Tapınağı'nın iç avlusuyla eyvanın duvarları da aynı yapıdaydı.”12

e- Hz. Süleyman’ın inşa ettirdiği Saray/Köşk’ün yapım süresi; Tevrat’ın I. Krallar kitabına göre; “Süleyman kendine, yapımı on üç yıl süren bir saray yaptırdı.”13 on üç yıldır. Yine I. Krallar kitabındaki bir başka yerde ise “Süleyman iki yapıyı - RAB'bin Tapınağı'yla kendi Sarayını - yirmi yılda bitirdi.” Denmektedir. Tevrat’ın II. Tarihler kitabında ise; “Süleyman Rab'bin Tapınağı'yla kendi sarayını yirmi yılda bitirdi.”14 şeklinde belirtilmektedir.

Süleyman mabedi Tevrat’ın bir başka babında “Tapınağın yapımı Süleyman'ın yedi yılını almıştı.”15 denilerek, Mabed yapımının süresi yedi yıl olarak bildirildiğine göre geriye kalan on üç yıllık sürede yapılan “Lübnan Ormanı” Saray/Köşkünün ne kadar itinalı yapıldığı ortaya çıkmaktadır.

Süleyman kıssasını mufassallaştırma uygulaması ile ne kazanmaktayız.

Kur’an’da, Hz. Süleyman’ın Köşk’üne ait mücmel ifadeyi Tevrat’ta yer alan bu detaylı veriler ile örtüştürdüğümüzde yaptığımız bu uygulama Kur’an noktai nazarından bize ne kazandırmakta ne kaybettirmektedir?

Bizce, Kur’an’ın mücmel ifadelerini Tevrat’ın verileri ile mufassallaştırmak bir şey kaybettirmemekte bilakis Kur’an’ın, Neml suresindeki, Süleyman kıssasındaki “Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.“ ifadesini pekiştirerek daha kâmil bir anlayışa ulaştırmaktadır.

Biz, Kur’an’daki “Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi…” ifadesi ile Hz. Süleyman’ın inşa ettirmiş olduğu Köşk hakkında muhayyilemizde, “muhteşem yapı” algısı oluşturmaktayız. Dolayısıyla Melike’nin, Köşk hakkındaki intibaının, Allah’ın, Hz. Süleyman’a desteği ile gerçekleştiğini yorumlaması neticesi onun imanına şahit olmaktayız.

Kur’an’ın Süleyman kıssası mücmelliği içerisinde Süleyman(a.s)’ın köşkünün muhteşem yapısını ve gayesini anlatan harika bir belagat ve icazat bulunmaktadır. Bu köşk öyle muhteşem yapılmış bir Köşk’tür ki, Melikeyi bile kendisine hayran bıraktırıp Süleyman-Allah ilişkisine tam bir vukufiyet sağlamasını temin etmiştir. Melike’nin şu sözü bunu beyan etmiyor mu? “Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.”

Bununla birlikte Tevrat’taki tarihsel anlatımların eşliğinde Kur’an’daki mücmel ifadelerle pekişen daha derin bir muhteşem yapı algısına sahip olmaktayız ki, böylece mücmel Kur’an ifadesinden sonra akla gelebilecek Köşk hakkındaki, büyüklüğü, yapım muhtevası, yapım süresi, nerede inşa edildiği vb. sorulara cevaplar da bulmuş olmaktayız. Dolayısıyla bu bilgileri Tevrat’tan almayıp “İsrailiyat“ veya indi birtakım yorumlara bırakmayarak daha sahih bir algı oluşturmuş olmaktayız. Esasen İslam tefsirlerinde oluşan “İsrailiyat” ve indi yorumlar bu metodu uygulamamaktan ya da iyi uygulayamamaktan kaynaklanmaktadır kanaatindeyiz.

Süleyman’ın Köşk gösterisinin sonu ve Melike’nin iman ikrarı:

Kur’an’ı Kerim’deki Köşk ve bu Köşk’ün muhteşemliği karşısında Sebe Melike’sinin hayranlığının neticesi olarak, Allah’a imanını açıklayan mücmel anlatımdaki  “Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.“ ifadesinde belirtilmeyen Melike’nin hayranlığının detaylı açıklaması Tevrat kıssasında şöyle yer almaktadır: “Süleyman'ın bilgeliğini, yaptırdığı Saray’ı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, özel giyimli hizmetkârlarını, sakilerini ve Rab'bin Tapınağı'nda sunulan yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı. Krala, "Ülkemdeyken, yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş" dedi, "Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek anlatılanlara inanmamıştım. Büyük bilgeliğinin yarısı bile bana anlatılmadı. Duyduklarımdan daha üstünsün. Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar.”16

Bu anlatımların arkasından Tevrat kıssasında; Melike’nin iman beyanı değil de Melike’nin, Süleyman(a.s)’ın itikadi konumunu tasvir etmesi şeklinde olmaktadır: “Senden hoşnut kalan, adına egemenlik sürmen için seni tahta oturtan Tanrın Rab'be övgüler olsun! Tanrın İsrail'i sevdiği, sonsuza dek korumak istediği için, adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni İsrail'e kral yaptı"17

Kur’an kıssasında ise Hz. Süleyman’ın resullüğünün gereği tebliği ve onun Allah’tan aldığı destekle gerçekleştirdiği güç ve medeniyetin Melike’deki aksi, onun Allah’a iman beyanı olarak Melike’nin kendi ağzından verilmektedir. “…Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.” Kur’an kıssasında benzeri bir vurgu, Sebe Melike’sinin tahtının kendisine gösterildiği sahnede verilmektedir. “…Bize daha önce bilgi verilmiş ve biz Müslüman olmuştuk.”18

Süleyman kıssası Köşk varyantı Tevhidi mesajları:

Kur’an’daki tevhidi eksenli bu anlatım ekseninde hem resul hem idareci olan birinin tavrı nasıl olmalıdır? Kur’an’ın, Süleyman kıssasının bu varyantını anlatmasının sebebi de budur. “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun.”19 Yöneticiler veya devletlerarası ilişkilerde İslam’ın tebliğ metodunun niteliği hakkında aynı zamanda bir resul olan Hz. Süleyman’ın ayrıca bir yönetici kimliği ile Hüdhüd aracılığıyla yaptığı Sebe Melike’sini İslam’a daveti ve sonrası diyalogları hatırlayalım.

Hz. Süleyman’ın bu daveti sonucu Melike; Süleyman-Allah ilişkisinin sonuçlarını bizatihi görmüş ve böylece mutmain olarak imanını ikrar etmiştir. Böylece Tevhidi tebliğ metodu ve hidayetin gerçekleşme aşamalarına dair mesajlar sunulmuştur.

Melike’yi, Süleyman mı Müslüman etmiştir yoksa Allah mı? Bu önemli olgunun da cevabı “Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.”20 ayeti çerçevesinde Allah’a izafe etmek gerekmektedir. Ancak Tevrat bu hidayet olgusunu, Hz. Süleyman’ın muhteşem gücüne endeksli olarak bildirilerek, Tevhidi eksenin hazfedilmiş olduğunu ihsas ettirmektedir.

İşte bu yüzden Kur’an’daki Süleyman kıssasında, Hüdhüd aracılığı ile gelişen Tevhid bazlı diyalog anlatımı beyan edilerek, kıssa tamamen tevhid eksenli anlayış ve mesajlarla yüklü hale getirilmiştir. 

Oysa Tevrat’ın Süleyman kıssasında; Hz. Süleyman ile Sebe Melike’si arasında Kur’an kıssasında anlatılan onun resullüğünün bir gerçeği olarak tevhid temelinde Resul-Kral nitelikli İslam’a davet tasvir ve beyanları yer alamamaktadır.

Bunun birinci sebebi Yahudilerin, Hz. Süleyman’ın peygamberliğini kabul etmemeleridir. Tevrat’ta anlatılan Süleyman(a.s)’ın, Sebe Melike’si ile arasında yaşananlar sadece Tanrıya iman etmiş bir Kral ve onun maddi eserleri ve askeri gücüne hayran olmuş Kraliçe ilişkisi ekseninde anlatılmaktadır. Dolayısıyla Kur’an ile Tevrat arasındaki, Süleyman kıssası anlatımındaki bu önemli fark Tevrat’ın muharreflik olgusunu açıkça ortaya sermektedir.

Dolayısıyla Tevrat ve Kur’an kıssası arasındaki bu önemli farklar; Kur’an’ın, Süleyman kıssasını yeniden beyan etmesini ve ondaki mücmellik olgusunu da açıklamaktadır. Yeniden derlenme esnasında Süleyman kıssasında kaybolan tevhidi tema ve mesajlar, Kur’an tarafından yeniden gündem edilerek, Tevrat kıssası üzerinde, hidayete yönelik mesajlar açısından gerekli gördüğü yerlerin tashihatını gerçekleşmektedir.

Kur’an, Tevrat’ın her şeyine değil, Tevhidi ve hidayet açıdan muharref olan yerlerine tashihat yapması aynı zamanda Kur’an’ın Süleyman kıssasındaki mücmelliğin esasını da izhar etmektedir.

Binaenaleyh Kur’an’ın, Süleyman kıssası Köşk varyantı ile Tevrat’ın Süleyman kıssası arasındaki en önemli olan fark; Kur’an’ın hep tevhide dikkat çekip bu minvalde öğüt ve ibret verirken, Tevrat kıssasında, Süleyman’ın ve Sebe Melike’sinin zenginlikleri ekseninde tarihsel bilgiler sunulmaktadır. Tevhidi mesajlar ya muharref hale gelmiş ya da büyük oranda Tarihsel anlatımların gölgesinde kalmaktadır.

Kur’an kıssasına göre Hz. Süleyman Resul olarak; “"Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyladır." "Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye” tebliğini yaparken; Müslüman bir idareci olarak; “Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!” ayetinde belirtildiği gibi Allah’tan aldığı askeri gücü ortaya koymaktadır. Bununla yetinmemekte Yine Allah’tan aldığı destekle inşa ettirdiği muhteşem Köşk/Saray’ını ve Melike’nin tahtını tebliğ unsuru olarak sergilemektedir.

Sonuç:

Bizler yani Kur’an-ı Kerim’in muhatabı olan Müslümanlar olarak; Hz. Süleyman’ın gerek Kur’an kıssasındaki gerekse Kur’an kıssasının, Tevrat verileri ile mufassallaştırılmış halindeki Tevhidi tebliğ örnekliğinden öğüt ve ibret mesajları çıkararak, bu Kur’an kıssasını hayata geçirmeliyiz. Dolayısıyla Süleyman kıssasını tarihe gömülmüş değil, “yaşayan kıssa” haline getirmeliyiz. Aksi halde ya vakiliğine/yaşanmışlığına itirazlar ya da tevhidi temasına aykırı “İsrailiyat” ve “indi” evsaflı efsanevi rivayetlerle boğuşup! durmak zorunda kalacağız.

 

Dipnotlar:

1- Neml27/44.

2- Sebe34/13.

3- Sad38/37.

4- Saffat37/134-138; Rum30/9; Ankebut29/38; Hud11/100.

5- Ali imran3/3.

6- Ali imran3/199.

7- Maide5/68.

8- Neml27/44.

9- Tevrat/ I.Krallar7/2.

10- Tevrat/ I.Krallar10/1-2.

11- Tevrat/ I.Krallar7/2.

12- Tevrat/ I.Krallar7/3-12.

13- Tevrat/ I.Krallar7/1.

14- Tevrat/ II.Tarihler8/2.

15- Tevrat/ I.Krallar6/38.

16- Tevrat/ II.Tarihler9/3-7.

17- Tevrat/ II.Tarihler9/8.

18- Neml27/42.

19- Maide5/67.

20- Kasas28/56. 

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum