Hz. Süleyman -Rüzgâr Bağlamı ve Nuzül Ortamı-

20.06.2011 19:41

Cengiz Duman

Cenabı Hakk, Hz. Süleyman’a, peygamber ve krallık lütfetmesinin yanı sıra ayrıca çeşitli mucizelerle de kendisini desteklemiştir. Bunlardan biri kuşdilinin öğretilmesidir. Kur’an bunu şöyle bildirir: “Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi…”1 Bir diğer mucize ise rüzgâr mucizesidir. Bu ve müteakip yazılarımızda Süleyman(a.s)’a verilen rüzgâr mucizesi ve doğru anlaşılması üzerinde mütalaalarımızı serdedeceğiz.

Kur’an-ı Kerim’in çeşitli surelerinde2 geçen ayetlerde Süleyman ve rüzgâr ilişkisine şöyle değinilir: “Süleyman'ın emrine de kasırga/fırtına (gibi esen) rüzgârı verdik; onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere doğru eserdi. Biz her şeyi biliriz.”3  “Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe olan rüzgârı da Süleyman'a (onun emrine) verdik4  “Bunun üzerine biz rüzgârı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.”5

Kur’an-ı Kerim, Cenabı Hakk’ın, Hz. Süleyman’ı, rüzgâr mucizesi ile desteklediğini belirttiği halde Süleyman(a.s)’a verilen bu desteğin mahiyeti hakkında açıklama yapmamıştır. Yani Kur’an; “Süleyman'ın emrine de kasırga (gibi esen) rüzgârı verdik; onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere doğru eserdi…” Derken, buradaki esme faaliyetinin ne için ve ne amaçla olduğuna; bereketli yerlerin nereleri kapsadığına dair bir açıklama yapmamıştır. Tıpkı süratini tarif ettiği “…Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe olan rüzgâr…”la Süleyman’ın ne yaptığını veya nasıl yararlandığını beyan etmediği; “…Ve “Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.” İfadelerindeki; “..yumuşacık akma…”nın ne amaçla olduğunu açıkça belirtilmediği gibi.

Hal böyle olunca mezkûr ayetlerde geçen rüzgâr ile Hz. Süleyman arasındaki mücmel olarak beyan edilen ilişkinin mufassallaştırması, Kur’an’ın muhataplarına bırakılıyor demektir. Neden? Çünkü Kur’an, bilinmeyen bir kıssayı veya onun içerisinde bahsi geçen bilinmeyen konuları anlatmamaktadır.

Peki soralım! Kur’an’ın anlattığı Süleyman kıssası, Kur’an inmezden evvel biliniyor muydu? Buna cevabımız evet! olacaktır. O halde nasıl biliniyordu? Şöyle biliniyordu… Kur’an’ın “Kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için.”6 Ayetinde belirttiği; yaz ve kış yapılan ticaret seferleri ile Yemen ve Şam-Kudüs-Irak’a yolculuk yapan Mekke ve Medine Arapları buralardaki dini ve kültürel ortamlardan haberdar olmaktaydılar. Kamil manada bilgileri olmasa dahi edindikleri çat-pat veya kırık-dökük malumat; onların, ticaret yaptıkları bu bölgelerdeki olaylar ve şahıslardan haberdar olmalarına yetiyordu.

Bilindiği gibi Süleyman kıssası; hem Kudüs ve civarını hem de Sebe kavmi ve Melikesi nedeniyle Yemen ve civarını konu alan bir kıssadır. Dolayısıyla bu bölgeler ile ticaret seferleri dolayısıyla sosyal ve kültürel iletişim kuran Mekke ve Medine Arapları, ister istemez Süleyman kıssası ve konularından haberdar olmuşlardır.

Bu tabii vakıa haricinde Süleyman kıssası hakkında Mekke ve Medine yerleşik Araplarının bir diğer bilgilenme yolu; Medine’de yaşayan Yahudi Arap kabilelerinden dolayıdır. Çünkü burada yüzyıllardır yaşayan Yahudileşmiş Araplar, hem Tevrat’ı okuyorlar hem de Süleyman(a.s)’ın hüküm sürdüğü Kudüs ve civarındaki kültürel yapı ve gelişmelerden, dini (Yahudilik) yakınlık açısından oluşan ilgi sebebiyle haberdardılar. Bilindiği gibi Yahudiler ibadet ederken Süleyman mabedinin bulunduğu Kudüs’e doğru yönelirler. Tevrat bu olguyu şöyle aktarır: “Halkın sana karşı günah işlediği için gökler kapanıp yağmur yağmazsa, sıkıntıya düşen halkın buraya yönelip dua eder, adını anar ve günahlarından dönerse,  göklerden kulak ver; kullarının, halkın İsrail'in günahlarını bağışla.”7 Dolayısıyla Kıbleleri Kudüs’teki Süleyman mabedi olan Medine Yahudi Araplarının, bu bölgenin kültür ve diğer bilgilerinden eksik kalmaları düşünülemez.

Medine Arap Yahudileri mensubu oldukları dinin en meşhur Kralı ve Yahudiliğin! yeryüzündeki tek kutsal mabedini inşa etmiş olan Süleyman ve onun sahip olduğu eşsiz kudretten kendilerine pay! Çıkararak diğer müşrik Arapları ötekileştirmiş oluyorlardı.

İşte Hicaz bölgesi müşrik Arapları gerek Hicaz ötesi ticaret yoluyla gerek Yahudi olan Medine Arapları ile etkileşimleri neticesi, Süleyman(a.s) ve onun hayatı ile ilgili bilgi sahibi idiler.

Şimdi diyeceksiniz ki, eeeee konuyla ne alakası var?.. Çok alakası çok var!..  Eğer Cenabı Hakk, Kur’an’da bahsettiği Süleyman kıssası hakkında; Kur’an’ın nazil olduğu Mekke ve Medine Arap toplumlarının sıfır bilgi sahibi olduklarını kabul etmiş olsaydı; Kur’an’da beyan ettiği kıssaları, onların tam manasıyla anlayacağı genişlikte –tam mufassal- malumat ile beyan ederdi. Oysa Cenabı Hakk, Kur’an’da beyan ettiği Süleyman ve diğer kıssaların, muhatap Arap toplumlarınca bilindiği için onları mücmel olarak beyan etmektedir. Mesela “Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar.”8 Ayeti buna en iyi örneklerden biridir. Kur’an, bilinmeyen bir Zülkarneyn değil bilinen hatta sorulan bir Zülkarneyn kıssasından veya şahsından bahsetmektedir. Binaenaleyh Kur’an’ın, muhatabı olan müşrik ve Ehl-i Kitap Arap toplumları, Kur’an’ın bahsettiği kıssaları ve özellikle konumuz olan Süleyman kıssası hakkında sıfır bilgi/hiç bilgisiz konumunda değillerdi.

Bu yüzdendir ki, Mekke-Medine Arap toplumu arka planında mevcut olan Süleyman kıssası bilgileri üzerine nazil olan Kur’an, Süleyman kıssasını beyan ederken mücmel olarak onu bildirmektedir. Neden? Çünkü Kur’an hiç bilinmeyeni değil hakkında çat-pat, yüzeysel veya efsanevî/usturî türden bile olsa -kaldı ki, Medine Arap Yahudileri Kur’an’ın bahsettiği Süleyman kıssasından çok daha fazla bilgi sahibi idiler- Arap toplumu arka planı/alt yapısında bilinenlerden hareketle Süleyman kıssasını beyan etmektedir.

Bunun yanı sıra Kur’an, hiç bilinmeyen, yeni bir Süleyman kıssa değil, geçmiş kitaplarda muharref hale gelen –rayından çıkartılan- bir kıssayı, tevhidi açıdan hidayet, öğüt ve ibret olma rayına! koymak için beyan etmektedir. Kur’an-ı Kerim, Tevrat ve İncil kitapları ve onlardan bir cüz olan kıssalarındaki tahrifat olgusunu ve Kur’an’ın bunları tashih/düzeltmesini şu şekilde beyan etmektedir: “Onların bir kısmı var ki, Allah'ın kelamını dinleyip anladıktan sonra onu bile bile tahrif ediyor."9 "Ey Ehl-i Kitap: Resulümüz size Kitaptan gizlemekte olduğunuz bir çok şeyi açıklamak üzere geldi..10

Yani Cenabı Hakk, Mekke veya Medine müşrik Araplarınca bilinen fakat tevhidi açıdan ele alınıp öğüt ve ibret nazarıyla yaklaşılmayan Süleyman kıssasını, onların nazarına, Tevhid ve hidayet açısından koyarak ders vermek amacıyla Süleyman(a.s) kıssası ve diğer kıssaları beyan etmektedir.

Ayrıca Süleyman kıssası ve onun konularından oldukça detaylı olarak bilgi sahibi olan lakin Tevrat’taki muharreflik olgusu yüzünden tevhidi açıdan öğüt ve ibret olma vasfı ya tamamen veya kısmen kaybolmuş olan Süleyman kıssası ve diğer kıssaları beyan ederek Medine Yahudi ve Hıristiyanlarını tevhidi nazardan yeniden düşünmeye ve öğüt almaya sevk etmektedir. Şimdi size Tevrat’taki Süleyman kıssasında yer alan ve tevhidi sapmaya dair çok çarpıcı bir örnek verelim. O zaman Kur’an-ı Kerim’in neden Süleyman kıssasını beyan etmiştir daha iyi idrak etmiş olalım. “Süleyman'ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu, yolundan saptırdılar. Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı Rab'be adayan babası Davut gibi yaşamadı. Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e taptı. Böylece Rab'bin gözünde kötü olanı yaptı, Rab 'bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla Rab'bi izlemedi.”11 Gördünüz mü? Bir peygamber nasıl müşrik yapılır!..

Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim, Süleyman kıssası ve onun içerisinde anlatılan bir mucize olan Rüzgâr mucizesini beyan ederken bu bahsettiği kıssa ve içerisindeki olguların, Arap toplumunca hiç bilinmediğinden değil, kıssanın amacından saptırılmış olması,  tevhid dışına çıkarılması sebebiyle yeniden bildirmektedir.

Bu yüzden Süleyman(a.s)’ın rüzgâr mucizesinden bahsederken Arap toplumunca bilinen olgulardan hareketle onu mücmel olarak beyan etmektedir. Kur’an’ın kıssalarındaki bu mücmellik aynı zamanda Kur’an- Muhammed öncesi vahyi çizgi olan; Tevrat-Zebur-İncil kitaplar ve diğer Yahudi ve Hıristiyan addedilen resullerin tevhidi çizgisinin aynı olduğunu bildirmiş olmaktadır.

Binaenaleyh son vahiy, öncekilerin muharref yanlarını tashih ederek vahyi itmam etmektedir. Kur’an kıssalarının ve de konumuz olması itibariyle Süleyman kıssasının tam manada anlaşılması yalnızca Kur’an’ın beyan ettikleri ile değil; Kur’an’ın kendinden önce nazil olmuş olan Tevrat ve İncil’de anlatılan tevhidi açıdan doğru veya sahih ayrıntılarıyla birlikte gerçekleşecektir.

Bir sonraki yazımızda Süleyman -Rüzgâr ilişkisinin tefsirlerdeki yansımalarını analiz edeceğiz. İnşaallah.

Not: Muhtemelen 23-26 Haziran tarihlerinde İstanbul’da olacağız. İnşaallah… Haksöz dergisinde buluşmak dileğiyle…

 

Dipnotlar:

1 Kur’an/27Neml/16.

2 Enbiya, Sebe, Sad.

3 Kur’an/21Enbiya/81.

4 Kur’an/34Sebe/12.

5 Kur’an/38Sad/36.

6 Kur’an/106Kureyş/2.

7 Tevrat/I.Krallar8/35-36.

8 Kur’an/18Kehf/83.

9 Kur'an/2Bakara /75.

10Kur'an/5Maide /15.

11 Tevrat/I.Krallar11/3-6.

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim