Hz. Peygamber (s) ve Sabır

23.01.2014 00:02

Murat Kayacan

Arapça'da sabır kişinin kendisini bir işten (İbn Faris, 1979, III: 329) ya da sebat edememekten alıkoymasıdır. "Falanca kimse başına gelen belaya karşı sabretti." denir (Cevheri, 1987, II: 706). Yani bela nedeniyle isyana yönelmez, onunla başa çıkmaya çalışır. Sabır erdemi olmaksızın cesaret olamaz. İslam bu erdeme belirli bir dinî yön vermek suretiyle onu kendisinin belli başlı erdemlerinden birine dönüştürdü (İzutsu, 1991: 147). Bu yazıda Kur'an'da türevleriyle birlikte 69 yerde geçen sabır kavramının Rasulullah (s) ile ilişkili kullanımlarını ele alacağız.

Hz. Peygamber (s) Allahu Teala'ya ibadet etmeli ve bu konuda sabırlı olmalıdır (Meryem, 19: 65). Aile bireylerine de namaz kılmalarını emretmeli, kendisi de ona sabırla devam etmelidir (Taha 132). Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte sabretmeli, dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirmemelidir (Kehf, 28).

Rasulullah (s) Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabretmeli; hiçbir günahkâra, yahut hiçbir inkârcıya (İnsan, 76: 24), işlediği kötülükler nedeniyle kalbi Allah'ı anmaktan gafil kılınan, kötü arzularına uyan ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğmemelidir (Kehf, 28). Sabretmek ancak Allah'ın yardımı iledir. Düşmanlarının kurdukları tuzaklar nedeniyle telaşa kapılıp sıkıntıya düşmemelidir (Nahl, 16: 127). Hz. Peygamber (s)'in yapması gereken, ona vahyolunana uymak ve Allah hükmedinceye kadar sabretmektir (Yunus, 10: 109). Çünkü iyi sonuç inkârcıların tavırlarına sabredip Allah'ın emirlerini çiğnemekten sakınanlarındır (Hud, 11: 49).

Rasulullah (s) sabretmeli ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilmelidir. (Buna) iyice inanmamış olanlar, onu asla gevşekliğe sevk etmemelidir (Rum, 30: 60).  Peygamber hayatta iken inkârcılara vaat edilen cezanın bir kısmı gösterilir veya kendisi öldükten sonra onlar cezalandırılırsa, onun yapması gereken tasalanmamaktır. Nasıl olsa onlar Allahu Teala'ya döneceklerdir (Mümin, 40: 77). O, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sabretmelidir. İnkârcılar hakkında acele etmemelidir çünkü onlar vaat edildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu, bir duyurudur. Yoldan çıkmış topluluklardan başkası da helak edilmez (Ahkaf, 46: 35). Onun yapması gereken sabırla birlikte günahının bağışlanmasını istemek ve akşam-sabah (Mümin, 40: 55), güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de (Kaf, 50: 39), uykudan ya da herhangi bir yerden kalktığı zaman da Rabbini överek yüceltmektir (Tur, 52: 48)

Hz. Muhammed (s), müşriklerin (Müzzemmil, 73: 10) ve inkârcıların  söylediklerine (Taha, 20: 130) ve kâfirlerin yalanlamalarına sabretmeli Allah'a yönelen Hz. Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırlamalı (Sad, 38: 17) Rabbinin hükmünü sabırla beklemeli, "balık sahibi Yunus" gibi olmamalıdır (Kalem, 68: 48). Güzelce (Mearic, 70: 5) ve Rabbinin rızasına ermek için sabretmelidir (Müddessir, 74: 7). Çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez (Hud, 11: 115).

Rasulullah (s)-sabır ilişkisini içeren yukarıdaki ayetleri dikkate aldığımızda Müslümanlar olarak kendimizi sorgulamamız gerekir: Günümüzde, istisnalar dışında, benzer sabır ve teslimiyeti gösterebiliyor muyuz? Davet aşamalarında onun ve arkadaşlarının sabır ve teslimiyetle zafere doğru merdiveni tırmandıkları gibi biz de yeteri kadar cehd içinde miyiz? Çetin ve ağır olaylar karşısında azim ve kararlılığımızı, kulluk ve sabrımızı ne kadar koruyabiliyoruz? İman edip salih amel işlemede, hakkı ve sabrı tavsiye etmede, İslam'ın öğretilerine sarılmada, sözlü ve fiili saldırılara karşı direniş göstermede ve Allah yolunda başımıza gelenlere göğüs germede, Rasulullah (s)'ın ve arkadaşlarının gösterdiği sabır ve teslimiyeti hangi ölçüde gösterebiliyoruz (Sarmış, 2006, II: 388)?

 

Cevheri, İsmail b.  Hammad (h. 393), es-Sıhahu Tacu’l-Luğati ve Sıhahu’l-Arabiye, 6 c., 4. bs., Daru’l-İlm li’l-Melayin, Beyrut, 1987.

Izutsu, Toshihiko, Kur'an’da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, (çev: Selahattin Ayaz), 2. bs., Pınar Yay., İst., 1991.

İbn Faris, Ebû’l-Huseyn (395/1005), Mu’cemu Mekayisi’l-Luga, 6 c., Daru’l-Fikr, (bs. yeri yok), 1979.

Sarmış, İbrahim, Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak, 3. bs., 2 c., Ekin Yay., İst., 2006.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim