1. HABERLER

  2. İSLAM DÜŞÜNCESİ

  3. Hz. Muhammed(s.a.v)’e Sevginin Sınırı
Hz. Muhammed(s.a.v)’e Sevginin Sınırı

Hz. Muhammed(s.a.v)’e Sevginin Sınırı

Camilerimizde, ‘Allah’ ve ‘Muhammed’ isimlerinin yan yana ve aynı ölçülerle yazılması Allah’ın ve Resulüllah’ın makamları hesaba katıldığında edebe uygun mudur?

04 Kasım 2018 Pazar 17:20A+A-

Faruk Beşer, Yeni Şafak gazetesindeki yazısında Hz. Muhammed (sav)’e duyulan sevginin sınırını yorumlamaya devam ediyor:

 ‘Göğsüne ferahlık vermedik mi, senin için?

İndirmedik mi sırtından yükünü?

O ki, belini zonklatmıştı senin.

Ve namını yüceltmedik mi, senin için? (İnşirah 1-4)’

Allah kendi Resulü için böyle buyuruyor. Onun zikrini, namını, yâdını, şerefini yükselttiğini kendi söylüyor. Artık dini anlamada, anlatmada, yaşamada onu Allah’ın koyduğu makamdan aşağı indirme hakkımız olamaz. Elbette yukarı çıkarma hakkımız da yok. Neredeyse orada bilmeliyiz, hangi sevgiyi ve saygıyı hak ediyorsa ona onu göstermeliyiz. Hangi tavrımız onun için saygısızlık ise ondan kaçınmalıyız. Bütün bunlar da elbette bilgi ile ve onu iyi tanımakla olur.

Ona sevgi ve saygının bir göstergesi de adı anıldığında ona salat ve selam okumamızdır. Salat hayrını isteyip onu tazim etmektir. Ona Allah’ın salat etmesi bu hayrı onun bizzat yaratmasıdır. Salat ve selam okumamızı bizden isteyen de Allah’tır demiştik. Resulüllah da, ‘siz bana bir salat okuduğunuzda Allah onu size on katıyla iade eder’ buyurur. Ve yine buyurur ki, ‘insanların en cimrisi benim adım anıldığında bana salat ve selam okumayandır’.

Kuranıkerim’de kaç yerde Allah Resulüllah’ı kendisiyle beraber zikreder:

‘Allah’a ve Resulü’ne itaat edin ki, merhamet olunabilesiniz (Âl-i İmran, 132)’.

‘Eğer yakınlarınız ve mallarınız size Allah’tan ve O’nun Resulü’nden daha sevimli geliyorsa… belayı bekleyin’ (9/24).

‘Sizin razı etmenize en layık olan Allah’tır ve O’nun Resulü’dür…’ (Tevbe, 62)

‘Allah’a ve Resulü’ne arka çıkanlardır dürüst olanlar…’ (Haşr 8)

‘Müminler hükümlerine başvurmaları için Allah’a ve Resulü’ne çağrıldıklarında, baş göz üstüne derler… (Nur 51).

‘Ey müminler! Allah’ın ve Resulü’nün önüne geçmeyin…’ (Hucurat 1)

‘Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse açık bir sapıklık içindedir…’ (Ahzab 36)

‘Kim Allah’a ve Resulü’ne düşmanlık ederse bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir’ (Enfal 13)

‘Kim Allah’a ve Resulü’ne eza ederse dünyada da ahirette de Allah ona lanet eder’ (Ahzab 57)

‘Allah ve Resulü bir konuda hüküm vermişse artık ne bir erkeğin ne bir kadının seçme hakkı kalmaz’ (Ahzab 36)

‘Hükmünü vermeleri için Allah’a ve Resulü’ne çağrıldıkları zaman bir bakarsın ki, münafıkların bir kısmı cayıvermiş’ (Nur 48).

‘Müminler kendilerine karşı birleşen grupları gördüklerinde, işte Allah’ın ve Resulü’nün vadettiği budur, Allah da Resulü de doğru söylüyor derler ve imanları ve teslimiyetleri artar’ (Ahzab 22).

‘Kim Allah ve Resulü için evinden çıkıp hicret ederse, sonra da ona ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah’a kalmıştır’ (Nisa 100).

Allah (cc), seçip görevlendirdiği ve özellikleriyle farklı kıldığı elçisini daha pek çok yerde kendisiyle birlikte zikrediyor. Bu durum onun yerini belirlemede önemli bir ölçüdür. Tarih boyunca müminler onun medfun bulunduğu Nurlu Şehre girerken bile edeple girerlermiş. Onu tanımamız azılınca edebimiz de azaldı. Nabî’nin:

‘Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Huda’dır bu

Nazargâh-ı İlahi’dir Makam-ı Mustafa’dır bu’

Beytiyle başlayan na’tının hikâyesini okumanızı isterim. Bu başlangıç beytinde ise Nabi Medine’yi kast ederek: ‘Sakın oraya girerken edepte kusur etme, orası Allah’ın habibinin köyüdür. Allah’ın rahmetle nazar ettiği yerdir, Mustafa’nın makamıdır’ diyor ve devam ediyor...

Resulüllah’la görüşmek için Medine’ye gelen Mekke müşriklerinin temsilcisi Urve bin Mesut dönünce kavmine şöyle demişti: ‘Vallahi ben birer kral olarak Kisra’yı, Kayser’i, Necaşi’yi gördüm, ama yanındakilerin bu adamı sevdiği kadar kralını seven başka hiç kimseyi görmedim’.

Söz dönüp dolaşıyor ve yine Necip Fazıl’ın dediğine geliyor: ‘Allah’ı sevmenin hududu yoktur, sev sevebildiğin kadar. Peygamber’i sev ama Allah demeyecek kadar. Sahabeyi sev fakat Peygamber demeyecek kadar. Velileri sev, ama sahabe demeyecek kadar… Din edeptir. Edep de hududa riayettir’.

Bu noktada hep tereddüt ettiğim bir hususu da sizinle paylaşmak ve de lütfederseniz fikri olanın fikrini almak isterim. ‘Din edep, edep de haddini bilmek’ ise camilerimizde, evlerimizde hat sanatının bir süsü olarak ‘Allah’ ve ‘Muhammed’ isimlerinin yan yana ve aynı ölçülerle yazılması Allah’ın ve Resulüllah’ın makamları hesaba katıldığında edebe uygun mudur? Acaba burada bir haddi aşmak yok mudur? Süleyman Çelebî’nin onu anlatırken Allah’a; ‘bile yazdım adım ile adını’ diye söyletmesi bunu mu anlatır, yoksa ezanda, kamette, kelime-i şehadette olduğu gibi Allah’tan başka ilah olmadığı söylenirken beraberinde, Muhammed’in (sa) de O’nun kulu ve Resulü olduğunun vurgulanmasını mı?

 

HABERE YORUM KAT

7 Yorum