22 Mayıs 2012 Salı

Murat Kayacan

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Huzursuz adam

08 Şubat 2012

Akşam gazetesinde Dinç Çoban'ın Dücane Cündioğlu ile yedi saat süren 6 Mart 2011 tarihli röportajını okudum. Bu yazıda onu değerlendireceğim.

Cündioğlu kendisine “huzursuz adam” denilme gerekçesini huzursuz etmesinden çok, huzursuz olmasına bağlamakta. Yani onun konumu “Huzursuz etmeye gelen” Ali Şeriati’den farklı. Cündioğlu’nun huzura karnı tok. İslam’dan bile gelse (demek ki Kur’an’daki huzurla irtibatlı, silm, sekine, itmi’nan vs.) durum fark etmiyor.

“Huzur, tıpkı neşe gibi, biraz da ahmaklığın alameti. 'Neşe bir tek çocuklara ve delilere yakışır' der Tarkovsky.” diyen Cündioğlu -her yanı mavi denizle çevrili yeşil Büyükada’daki evinde- “huzursuz” olduğuna göre neşesiz, huzursuz ve akıllı birisi. Akıllı oluş da onu huzurdan ve neşeden uzak tutmakta.  “Sinesi sızlamayan adamın huzuru olur. Çirkinliklerden müteessir olmayanın. Kaybettiklerinin bilincinde olmayanın.” diyen Cündioğlu gibi düşünen bir Müslümanın en azından yılda iki defa toplam yedi gün neşelenmesi, huzurlu olması onun “neliğine” yorulacak akılllığına mı ahmaklığına mı

“Huzura hiç kavuşamayacak mıyız?” sorusuna Cündioğlu, “İnsan ıstıraplarıyla insandır. Istıraplardan da zevk almayı öğrenmeli.” şeklinde cevap vermekte. İnsan ıstıraplarından zevk alır hale gelince ya içinde huzur hissederse ne yapacak, onu kuduz köpeği kovalar gibi kovalayacak mı?

Cündioğlu, “Kutsal olmayan, hürmete layık olmayan bir şey var mıdır bu alemde? Nazarımca, zalimin zulmünde bile hürmete layık bir taraf vardır. Varoluş bizatihi hürmete layıktır çünkü. Varlığın hangi formda kendini aşikar ettiği, bir mertebeden sonra teferruattır.” demekte. Her şeyin teferruat olduğu mertebe cennet ve cehennemliklerin belli olmasından önce ise zulüm ne dünyada ne de ahirette teferruattır. Aksi takdirde “zulümden rahatsız olmayan” onu teferruat gören kimsenin saygınlığından söz edilemez.

Ropörtajdaki, “Sadece Tanrı değil, Şeytan da şah damarından daha yakındır insana.” sözü de Kur'an ile desteklenemeyecek bir cümle. Aynı şu cümlesi gibi: “Şeytansız bir din tasavvur edilemez. İnsanın yolculuğu, şeytanla birlikte başlar. Şeytanı yok ediniz, orada yol sona erer. Şeytan'ı yok edersek, Tanrı'yı da yok ederiz. Çelişki ortadan kalkınca, hiçbir şeyin anlamı kalmaz.” İnsan merak ediyor bu durumda cennet nasıl tanımlanabilir?

Cündioğlu, “Adem'i yoldan çıkaran Havva'ydı. Havva'yı yoldan çıkaransa yılan. Peki, yılanı yani Şeytan'ı kim yoldan çıkardı?” demekte. Hayret! Cündioğlu Adem’i saptıranın Havva olmadığını aksine birlikte sapıttıklarını ve ardından tevbenin geldiğini, yılanın Havva’yı yoldan çıkarmasının İsrailiyat olduğunu, şeytanın kendisini Allahu Teala’nın saptırdığını düşünmesinin ondaki arabesk kader düşüncesinden kaynaklandığını bilecek kadar hatta kesinlikle daha fazla Kur'an kültürüne sahiptir ama…

“İktidar kibir üretir. Kudretin en tabii sonucudur kibir. Niçin? Çünkü süreklilik ve kalıcılık vehmine yol açar.” demekte Cündioğlu. Bu durumda Allah’ın kendisine iktidar verdiğinde namazını kılan, zekâtını veren güzel Müslümanların her davranışının altında kibir mi arayacağız?

Paranın iktidarını nasıl unuturuz? En az Tanrı kadar somut, en az Tanrı kadar soyut olan paranın.” cümlesi de gayet çirkin bir ifade. Bu cümleyi kuran, şeytanına karşı iyi bir mücadele verebiliyor mudur gerçekten?

Cündioğlu intihar hakkında da İslam’ın cevaz vermeyeceği sözler sarfetmekte: “Bazıları için ölümü seçmenin, kullanılması zaruri bir ayrıcalık olduğuna inanıyorum. İntihar, onu kimin seçtiğine bağlı. Bundan, karnesinde zayıf getirdiği için intihar eden çocuğun davranışını tasvip ettiğim anlamı çıkarılmasın. Kimseye intiharı tavsiye de etmiyorum. Bilakis biz burada yaşam karnesinde hiç zayıfı olmadığı halde intiharı seçen adamı konuşuyoruz. Mezun olmuş adamı. İntihar edenin canını kim alıyor? Merak etmeyiniz, O istemezse bu dünyada yaprak bile kımıldamaz.” Ancak Cündioğlu’nun “caizi geniş” şöyle diyor: “Caizin karnı geniştir. Siz asıl haramdır diyenlerin dayanaklarına bakmalısınız. Ötenazi meselesi içler acısı. Ölüme değil, yaşama ve insana saygısı olan hiçbir bilinç ötenaziyi olumsuzlayamaz. Bilim insanları bizim gibi normal insanları bir makineye bağlayıp zorla yaşatamaz. Bireyin isteği hilafına organizmayı mekanizma aracılığıyla yaşatma zorbalığını kabul edemem. Kimse kapıyı vurup çıkma hakkımı elimden alamaz.” Cündioğlu adeta, “Istırap sadece dünyada değil ahirette de olsun.” diyenlere yol gösteriyor. Böyle düşündüğümüzde köprüye çıkıp kendini atmaya hazırlanan “mezun bir kişi” görürsek onu kurtarmaya çalışmak yerine, onun fiilini bilgeliğe yorumlayıp “Hayırlı yoluculuklar!” demek düşüyor bize de artık.

Kılavuzunuzu iyi seçiniz!

YORUMLAR ( Toplam 6 yorum)
Muradi
Tasavvufi Hezeyanlar
22 Şubat 2012 Çarşamba 01:12
Anlaşılan Cündioğlu tasavvuf yolunda bir hayli mesafe kat etmiş!
Ancak şeyhi ekber! denilen adamın şöhretini yakalaması için bu kadarcık saçmalama da yeterli olmayacaktır.
sezai bünyamin
tünaydın
09 Şubat 2012 Perşembe 15:18
yıllar önce piyasaya çıktığı zaman yaptığım tespit idi bu şahıs kısa sürede bilgi edinebilmenin kibri ve müstağniliği içinde diye -ki doğru çıkmıştır-vahdeti vücudcu ve geleneğin tüm saptırıcılığını kabul eden birinden başka birşey beklememek lazım,orjinal tespit hastalığı buda olmassa geleneğe yapışma bu adam ifrat ve tefritte dolaşan bir şahıstır bu söylediklerine hiç şaşırmadım şaşırdığım bunu kaale alanlaradır....
RECAİ AGUS
BUNALIM
09 Şubat 2012 Perşembe 13:56
Bu Adam Tam Bir Bunalım Olmuş Bilgi Salih Amele Dönüşmedimi İşte Böyle Yapar Adamı Okumak Yetmiyor Okuduğunu İçseleştirip Sosyalleşmedimi Sonuç Ortada
Nurulhüda
Farkındalık
09 Şubat 2012 Perşembe 12:40
Mert kardeşim oldukça güzel dermiyan etmiş mevzuyu.Müslüman kardeşlerim kimleri kendisine rehber ediniyor,örnek addediyor tekrar düşünsünler..
adem levent
Tehlikeli "bilgelik"
09 Şubat 2012 Perşembe 10:46
Dücane Cündioğlu'nun "bilgeliği" gittikçe İslam'ın temel yöneliminden uzaklaşıyor gibi. Onun İbn-i Arabi okumaları hak-batıl, tevhid-şirk, adalet-zulüm gibi dünyanın gerçeklerini ve imtihan sürecini ıskalıyor, hatta yok sayıyor... Güzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık hocam
mertırmaklı
Cündioğlu cozutma hakkını kullanıyor
09 Şubat 2012 Perşembe 00:30
Cündioğlu'nu uzun bir süre ciddiye aldım; Yeni Şafak'taki yazılarını özellikle bilgi, mantık ve dile hakimiyet noktasından önemli metinler olarak gördüğüm için, okudum. Ama, zamanla sapır- supur laflar ettiğini de görmeye ve dikkat kesilme hakkımı kullanmaya başladım.
Derken; 3-4 sene önceydi, Taraf gazetesinin arka sayfasında - uzun bir süre devam etmiş olan- bir soru listesine meşhur bir takım eşhasın verdikleri cevaplar yayınlanıyordu. Bir gün, D.Cündioğlu'nun cevapları yayınlandı. Orada, bir soruya verdiği cevap bu arkadaşı benim gözümde bitirdi. Çünkü, şirazeden çıkmış, ölçüleri kaybetmiş birisinin zavallı resmini ortaya koymaktaydı. Soru şu idi: "Öldün ve cennete gittin; Tanrı'nın seni ne diyerek karşilamasını isterdin?" Cevabı şöyleydi: "Sana inanıyorum!" Pöh pöh pöh... İslami ilimlerde ve dile hakimiyette kendini bayağı bir otorite görüp, 'mantık atölyesi' vb. gösterişli isimlerle icarayı faaliyetlerini duyduğumuz bu büyük üstad , 'inanmak' fiilinin, ancak bilgisi sınırlı olan varlıklar için sözkonusu olduğunu, herşeyi bilen Yüce Tanrı hakkında sözkonusu olamayacağını müdrik değildi. Veya, bu konuda olması gereken bilgisini tesirsiz kılacak ölçüde başka şeylerin girdabına düşmüş bir (klinik) vaka durumundaydı. Biz kendisine şifalar dileriz. Allah yardımcısı olsun.
Camiamızda bir 'huzursuz adam' daha var; artistlik yaparak dikkatleri çekmek suretiyle ancak bir miktar huzur bulup, ilacın tesiri geçtikten sonra tekrar yeni artistlikler sergilemeye çalışan. Şimdi sırası olmadığı için isminden bahsetmiyeyim. Ama, şu nedenle, bu kadarcık da olsa, dikkat çekmek ihtiyacı hisettim: Bu adamların üstad tafralarına bakıp ta abuk- subuk laflarında hikmet arayıp, kendimizi yormayalım.
Kitab'ın insanı davet ettiği bakış açısı, açıktır. Onu karanlık labirentlere dökmek, selim aklın işi değildir. Şüphesiz veli ve hâdi olarak Allah yeter.
KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz