Murat Kayacan

YORUMLAR ( Toplam 6 yorum)
Muradi
Tasavvufi Hezeyanlar
22 Şubat 2012 Çarşamba 01:12
Anlaşılan Cündioğlu tasavvuf yolunda bir hayli mesafe kat etmiş!
Ancak şeyhi ekber! denilen adamın şöhretini yakalaması için bu kadarcık saçmalama da yeterli olmayacaktır.
Ancak şeyhi ekber! denilen adamın şöhretini yakalaması için bu kadarcık saçmalama da yeterli olmayacaktır.
sezai bünyamin
tünaydın
09 Şubat 2012 Perşembe 15:18
yıllar önce piyasaya çıktığı zaman yaptığım tespit idi bu şahıs kısa sürede bilgi edinebilmenin kibri ve müstağniliği içinde diye -ki doğru çıkmıştır-vahdeti vücudcu ve geleneğin tüm saptırıcılığını kabul eden birinden başka birşey beklememek lazım,orjinal tespit hastalığı buda olmassa geleneğe yapışma bu adam ifrat ve tefritte dolaşan bir şahıstır bu söylediklerine hiç şaşırmadım şaşırdığım bunu kaale alanlaradır....
RECAİ AGUS
BUNALIM
09 Şubat 2012 Perşembe 13:56
Bu Adam Tam Bir Bunalım Olmuş Bilgi Salih Amele Dönüşmedimi İşte Böyle Yapar Adamı Okumak Yetmiyor Okuduğunu İçseleştirip Sosyalleşmedimi Sonuç Ortada
Nurulhüda
Farkındalık
09 Şubat 2012 Perşembe 12:40
Mert kardeşim oldukça güzel dermiyan etmiş mevzuyu.Müslüman kardeşlerim kimleri kendisine rehber ediniyor,örnek addediyor tekrar düşünsünler..
adem levent
Tehlikeli "bilgelik"
09 Şubat 2012 Perşembe 10:46
Dücane Cündioğlu'nun "bilgeliği" gittikçe İslam'ın temel yöneliminden uzaklaşıyor gibi. Onun İbn-i Arabi okumaları hak-batıl, tevhid-şirk, adalet-zulüm gibi dünyanın gerçeklerini ve imtihan sürecini ıskalıyor, hatta yok sayıyor... Güzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık hocam
mertırmaklı
Cündioğlu cozutma hakkını kullanıyor
09 Şubat 2012 Perşembe 00:30
Cündioğlu'nu uzun bir süre ciddiye aldım; Yeni Şafak'taki yazılarını özellikle bilgi, mantık ve dile hakimiyet noktasından önemli metinler olarak gördüğüm için, okudum. Ama, zamanla sapır- supur laflar ettiğini de görmeye ve dikkat kesilme hakkımı kullanmaya başladım.
Derken; 3-4 sene önceydi, Taraf gazetesinin arka sayfasında - uzun bir süre devam etmiş olan- bir soru listesine meşhur bir takım eşhasın verdikleri cevaplar yayınlanıyordu. Bir gün, D.Cündioğlu'nun cevapları yayınlandı. Orada, bir soruya verdiği cevap bu arkadaşı benim gözümde bitirdi. Çünkü, şirazeden çıkmış, ölçüleri kaybetmiş birisinin zavallı resmini ortaya koymaktaydı. Soru şu idi: "Öldün ve cennete gittin; Tanrı'nın seni ne diyerek karşilamasını isterdin?" Cevabı şöyleydi: "Sana inanıyorum!" Pöh pöh pöh... İslami ilimlerde ve dile hakimiyette kendini bayağı bir otorite görüp, 'mantık atölyesi' vb. gösterişli isimlerle icarayı faaliyetlerini duyduğumuz bu büyük üstad , 'inanmak' fiilinin, ancak bilgisi sınırlı olan varlıklar için sözkonusu olduğunu, herşeyi bilen Yüce Tanrı hakkında sözkonusu olamayacağını müdrik değildi. Veya, bu konuda olması gereken bilgisini tesirsiz kılacak ölçüde başka şeylerin girdabına düşmüş bir (klinik) vaka durumundaydı. Biz kendisine şifalar dileriz. Allah yardımcısı olsun.
Camiamızda bir 'huzursuz adam' daha var; artistlik yaparak dikkatleri çekmek suretiyle ancak bir miktar huzur bulup, ilacın tesiri geçtikten sonra tekrar yeni artistlikler sergilemeye çalışan. Şimdi sırası olmadığı için isminden bahsetmiyeyim. Ama, şu nedenle, bu kadarcık da olsa, dikkat çekmek ihtiyacı hisettim: Bu adamların üstad tafralarına bakıp ta abuk- subuk laflarında hikmet arayıp, kendimizi yormayalım.
Kitab'ın insanı davet ettiği bakış açısı, açıktır. Onu karanlık labirentlere dökmek, selim aklın işi değildir. Şüphesiz veli ve hâdi olarak Allah yeter.
Derken; 3-4 sene önceydi, Taraf gazetesinin arka sayfasında - uzun bir süre devam etmiş olan- bir soru listesine meşhur bir takım eşhasın verdikleri cevaplar yayınlanıyordu. Bir gün, D.Cündioğlu'nun cevapları yayınlandı. Orada, bir soruya verdiği cevap bu arkadaşı benim gözümde bitirdi. Çünkü, şirazeden çıkmış, ölçüleri kaybetmiş birisinin zavallı resmini ortaya koymaktaydı. Soru şu idi: "Öldün ve cennete gittin; Tanrı'nın seni ne diyerek karşilamasını isterdin?" Cevabı şöyleydi: "Sana inanıyorum!" Pöh pöh pöh... İslami ilimlerde ve dile hakimiyette kendini bayağı bir otorite görüp, 'mantık atölyesi' vb. gösterişli isimlerle icarayı faaliyetlerini duyduğumuz bu büyük üstad , 'inanmak' fiilinin, ancak bilgisi sınırlı olan varlıklar için sözkonusu olduğunu, herşeyi bilen Yüce Tanrı hakkında sözkonusu olamayacağını müdrik değildi. Veya, bu konuda olması gereken bilgisini tesirsiz kılacak ölçüde başka şeylerin girdabına düşmüş bir (klinik) vaka durumundaydı. Biz kendisine şifalar dileriz. Allah yardımcısı olsun.
Camiamızda bir 'huzursuz adam' daha var; artistlik yaparak dikkatleri çekmek suretiyle ancak bir miktar huzur bulup, ilacın tesiri geçtikten sonra tekrar yeni artistlikler sergilemeye çalışan. Şimdi sırası olmadığı için isminden bahsetmiyeyim. Ama, şu nedenle, bu kadarcık da olsa, dikkat çekmek ihtiyacı hisettim: Bu adamların üstad tafralarına bakıp ta abuk- subuk laflarında hikmet arayıp, kendimizi yormayalım.
Kitab'ın insanı davet ettiği bakış açısı, açıktır. Onu karanlık labirentlere dökmek, selim aklın işi değildir. Şüphesiz veli ve hâdi olarak Allah yeter.

KARİKATÜR
PANO








