1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. YEMEN

  4. Husi-İran İlişkisi: Mezhep Kılıflı Çıkar İttifakı
Husi-İran İlişkisi: Mezhep Kılıflı Çıkar İttifakı

Husi-İran İlişkisi: Mezhep Kılıflı Çıkar İttifakı

İran bölgede kendisiyle ortak paydaya sahip azınlıklar arıyor. Bu azınlıkların Caferi olması gerekmiyor. İran’ı tek ilgilendiren kendi çıkarları. Bu amaçla İran, Husilerle kendisini neredeyse Yemen'in yönetimine getiren güçlü bir ittifak kurdu.

A+A-

Tahran Beheşti Üniversitesi mezunu Yemenli araştırmacı Emel Abdunnur El Alim Husiler ile İran arasındaki ilişkiyi yorumluyor:

Emel El Alim / Al Jazeera

İranlılar tarih boyunca yayılmacılık eğilimleriyle ön plana çıktılar. Bu eğilim geçmişte kurdukları imparatorlukla kendini belli etti. İmparatorluğun sınırlarını da mümkün olduğunca genişletmeye çalıştılar. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, çıkar yolunu ABD müttefikliğinde ve nükleer güce sahip olmakta gördü. 1979’daki İslam devrimi ve İslam cumhuriyetinin ilan edilmesinin ardından İran, devrimini ihraç etmek ve bölge ülkeleri arasında nüfuzunu ilerletmek için çalıştı. Bu amaçla bölgedeki Şii azınlıklarla köprüler kurdu, ilişkilerini güçlendirdi, ülkelerinden önce kendisine bağlı kalmaları için onları destekledi. Böylelikle İran sırf kendi çıkarları için bu ülkelerdeki güvenlik ve istikrarı tehdit edebilecek kollar oluşturdu, onları bölgesel ve uluslararası politikalarında birer baskı kartı olarak kullandı. İran bu çerçevede Yemen’deki Husilerle ilişkilerini yaklaşık yirmi yıl boyunca güçlendirdi. İktidara ulaşmak için katettikleri her ilerlemeyle birlikte ihtiyaçları oranında farklı şekillerde destek sundu.

Hayranlık ve kutuplaşma

Husi cemaatinin kurucusu Hüseyin Husi, Humeyni’den ve liderliğini yaptığı 1979 devriminden etkilendi. Konferansları ve hutbelerinde İmam Ruhullah Humeyni’den bahsetmeden geçmezdi. Humeyni'yi izlenmesi gereken bir örnek olarak gördü. Bu deneyimi Yemen’e taşıdı. ABD ve Batı karşıtı İran söylemine benzer bir söylem benimseyerek, ‘kahrolsun Amerika, kahrolsun İsrail’ sloganıyla yandaşlarını etrafına topladı ve bağlılıklarını kazandı. Filistin sorununu birinci kaygısı yaptı. Kudüs tüm hutbelerinde arzulanan hedefti. Caferi Şiiliğinin dinî etnikliklerini canlandırdı. Öldürülmesinden sonra kardeşi Abdulmelik Husi aynı yöntemi izledi.

İran devrimine olan bu hayranlık Tahran’ı, Husi ailesini kutuplaştırmaya teşvik etti. İran-Husi ilişkilerinin ilk ne zaman başladığını belirlemek zor; ancak ikili ilişkiler, İran’ın Husi ailesini kutuplaştırma projesi, Bedreddin Husi (Husilerin manevi babası) ve oğlu Hüseyin Husi’nin 1994 yılında (kendileri ile Zeydiye âlimleri arasında patlak veren anlaşmazlık sebebiyle Sada kentinden ayrılmaları sonrası) İran’a gitmesiyle birlikte yeni bir döneme girdi. Gerçi o dönemde ailenin sığınak olarak İran’ı seçmesi taraflarca önceden planlanmıştı.

Çıkar buluşması

Eski İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in ‘devletlerin daimi düşmanları ve dostları yoktur, daimi çıkarları vardır’ sözü İran ile Husi liderleri arasındaki ilişki için de geçerlidir. Şöyle ki, tarafların çıkarları Zeydiye ile Caferilik arasındaki dinî ihtilaflara baskın geldi. Taraflar ideolojik yaklaşımları bir kenara bırakarak çıkar temelli sağlam ilişkiler kurdular. İran için bu ilişkideki en önemli husus, Yemen’de (Lübnan'daki Hizbullah'a benzer bir örnekle) Arap Yarımadası'nda dilediği zaman ülkelerin istikrarını tehdit edebilecek bir kolunun olmasıdır. İran ayrıca Yemen’de Zeydiliği karşısına almaksızın Caferiliğin yayılması için bir odak oluşturmak ve buradan başka bölgelere girmeyi hedefliyor.

Husilerin İran’la ilişki kurmaktaki çıkarları ise Yemen’de iktidara gelmek ve imam olan atalarının itibarını tekrar kazandırmak etrafında yoğunlaşıyor. Husiler moral, mali, askerî, lojistik ve hatta kültürel desteğe dahi muhtaçtı. Arap Yarımadası'nda müttefik olmaları karşılığında tüm bu destekleri kendilerine sunacak İran’dan daha iyi bir ülke yoktu.

Mazlumların korunması

İran, 1979 devriminin başarılı olmasının ardından dünyadaki ve özellikle bölgedeki Şii azınlıklarla köprüler kurdu. Böylelikle devrimini bölge ülkelerine ihraç ederek bölge üzerinde hegemonya kurma projesine dinî kılıf buldu. Yemen’de Zeydilik, Caferiliğe en yakın oluşumdu. Tahran, Husileri iktidara taşıyarak Yemen’de nüfuzunu yaymak için onlarla ittifak kurdu. Bunun yaparken hem kendi vatandaşlarına hem de dünya Şiilerine, amacının Yemen hükümetini ülkedeki mazlum Şiilerin haklarına yönelik ihlallerini durdurmasına ikna etmekten ibaret olduğunu belirtti.

Bu dönemde İran, Husilerle ilişkilerini güçlendirmeye ve aşağıdaki destekler üzerinden güvenlerini kazanmaya çalıştı:

1) Fikri ve mali destek: İran'ın 1990’ların ortasından 2004 yılına kadar Husilerle ilişkisinde, fikrî faaliyetler ve mali desteğe yoğunlaştı. O dönemde Caferilik yayılmaya başladı. Eş zamanlı olarak Hüseyin Husi liderliğindeki Şebab Mumin örgütünün faaliyetleri arttı. Zeydiye kitapçıları Caferi mezhebinin kitap ve yayınlarını satmaya başladılar. Örgüt mensupları arasında Caferi mezhebinin flamaları, ses ve video kasetleri yayıldı. Yemen’in Zeydiye dönemlerinde görmediği Caferilik kutlamaları ve merasimleri ihya edildi.

O dönemde İran, eğitim merkezleri ve yaz kamplarıyla, gençleri Humeyni düşüncesiyle yoğrulmuş kültür faaliyetlerine çekmek için çok para harcadı. Bu merkezler istenen başarıyı elde etti ve katılımcıların sayısı arttı. Yemen’in başka kentlerinde yeni merkezler açıldı. Merkezlerin sayısı Sada’da 24, Amran’da 6, Mahavet’te 5, Hıcce’de 12, Amana’da 5, Zimar’da 7, Ab’da 1, Taaz’da 1, Sana’da 4’e ulaştı. O dönem İran maslahatgüzarı, Husilere para ulaştırabilmek için Sada üzerinden umre ibadetini ifa etmek amacıyla kara yoluyla Mekke’ye gitmişti.

Bundan başka İran, bugüne kadar Husilere İran’ın din havzaları da dahil farklı üniversitelerinde öğrenim imkânı verdi. Husi cemaatine bağlı yüzlerce öğrenci İran’da eğitim aldılar ve Caferi düşüncesiyle yoğrularak döndüler.

2) Askeri destek: İran’ın Husilere askerî desteği, 2004 yılında Husiler ile Yemen devleti arasındaki silahlı çatışmaların başlamasıyla su yüzüne çıktı. Yemen ordusu bir çatışmada Husilerin mevzilerinde arama yaparken İran yapımı silahlar bulmuştu. Ayrıca karaborsadan yüksek fiyatlarla silah satın almaları için maddi destek verdi. Hatta Husilerin propaganda araçları bile İran kaynaklıydı (İran-Irak savaşıyla ilgili filmler, Hz. Hüseyin’in ölümüyle ilgili İran filmleri gibi). Devrim Muhafızları, Husilere askerî eğitim desteği verdi. Husilerin belli aralıklarla yaptığı savaş tatbikatlarını Devrim Muhafızları yürütüyordu.

3) Medya desteği: İran, Husileri Şii dünyasına tanıtıp (Yemen devletiyle yaptıkları altı savaşta), onları Şii oldukları için zulme uğrayan ve savaşan Şii azınlık olarak sunarak medya üzerinden de destekledi. Bu bağlamda Şii merciler Yemen hükümetini Şiilere karşı soykırım yapmakla suçlayan bildiriler yayınladılar. Ayetullah Munteziri, Şiilerin hedef alınmaması uyarısı yapmış ve uluslararası toplumdan müdahale istemişti. O dönemde İran’ın Arapça yayın yapan El Alem televizyonu sadece yedi ay içinde Husi hareketiyle ilgili 47 program yaptı.

Hegemonya ittifakı: Sana’nın düşmesi

Yemen’deki nüfuzunu artırmak için müttefiki Husileri iktidara gelmeleri yolunda destekleyen İran, ülkenin Şubat 2011 devrimi sırasında ve sonrasında yaşadığı şartlardan istifade etti. Bu destek iki aşamalı gerçekleşti:

1) Başkent Sana düşmeden önceki aşama: Bu, Husilerin ilerideki hedeflerine ulaşmak için planlama ve yapılanma içine girdiği temel bir aşama olarak görülmektedir. Bu aşama Şubat devrimini takip eden dönemden Sana’nın 21 Eylül 2014'te düştüğü güne kadar uzanıyor.

Bu dönemde İran’ın Husilere desteği arttı. İkili ilişkiler daha net bir görünüm aldı. Yemen’de Husi nüfuzun yayılması, İran açısından hayati önemde. Zira bu, bölgedeki İran varlığının da güçlenmesi anlamına geliyor. İran, Suriye’de Esed rejiminin düşmesi hâlinde bölgede büyük kayba uğramaktan korkuyor. Ayrıca Irak'ta IŞİD tehdidiyle mücadele ediyor. Bu yüzden İran'ın, bölgesel güçlerin çekişme sahasında kalmasını sağlayacak başka mevzilerinin olması gerekiyordu.

İran, Şubat 2011 devrimi sonrasında tüm ağırlığıyla Husileri medya, siyaset ve askerî alanda destekledi. İran medyası, Husileri devrimin önderliğini yapanlar ve devrimin en güçlü oluşumu olarak göstermeye çalıştı. Aynı medya, diğer güçleri ise devrimi çalmaya ve yolundan saptırmaya çalışan, Amerikan ve Suudi vesayetine boyun eğmiş küçük gruplardan ibaret gösterdi. Medya bu yaklaşımı sergilerken Husilerin Şubat devrimindeki ortaklarına karşı atabileceği adımlara zemin hazırlıyor ve bu adımlara meşruiyet kazandırıyordu.  

Yine medya bağlamında İran, Husilere parasal destek sundu, televizyon kanallarının açılışı için yer ve personel eğitimi sağladı. Yemen’deki politikalarını destekleyecek çok sayıda uydu kanalı açtı. Bunlar Husilere bağlı Masira, sol aktivistlere ait Sahat, ülkenin güneyi için açılan Aden Life kanallarıydı. Tüm bu televizyon kanalları Beyrut’tun güneyindeki Dahiye bölgesinden yayın yapıyor. İran ayrıca Mesar, Sumud ve Demokrasigibi haftalık gazetelere de destek veriyor. 

İran’ın Husilere desteği istihbarat ağlarını Husiler için harekete geçirmeye kadar vardı. Yemen Devlet Başkanı Abdu Rabbuh Mansur Hadi, Eylül 2012’de Washington’daki Uluslararası Woodrow Wilson Merkezi'nde verdiği konferansta bu gerçeği göz önüne sermişti. Yemen güvenlik organları, İran Devrim Muhafızlarından eski bir komutanın idaresinde ülkede yedi yıldır faaliyet gösteren bir casusluk şebekesinin ortaya çıkarıldığını açıklamıştı.

Bu aşamada İran, Husilere silah ve mühimmat temin etti. Yemen'in eski içişleri bakanı General Abdulkadir Kahtan, Şubat 2013'te Sana'da düzenlediği ve Ulusal Güvenlik Başkanı Dr. Ali Hasan Ahmedi, Sahil Güvenlik Başkanı Ali Ahmed Rasıg ve güvenlik yetkililerinin de hazır bulunduğu basın toplantısında Cihan-1 gemisinde İran’dan gelen 40 ton silah, bomba ve patlayıcının ele geçirildiğini açıkladı. Ayrıca toplantıda Husileri eğitmek için Devrim Muhafızları ve Hizbullah’tan unsurların gönderildiği ve bunların büyük bölümünün Sana’nın düşmesinin ardından siyasi ve askerî ajandalarını hayata geçirmelerine destek olmak için ülkede kaldıkları belirtildi.

İran, Eritre adalarına silah kaçırdı ve ardından bu silahları küçük kargolar hâlinde balıkçı tekneleriyle Husilere taşıdı. Ayrıca İran Devrim Muhafızları, Eritre adalarından birinde Husi savaşçıları eğitti. İran, Husiler için tıpkı Lübnan’da Hizbullahınkiler gibi bağımsız iç iletişim ağları kurdu

2) Sana’nın düşmesi sonrası aşama: İran-Husi ittifakının 21 Eylül 2014'te başkent Sana’yı düşürmesi ve Husilerin dizginleri ele almasının ardından taraflar arasındaki ilişkiler devlet ilişkisine dönüştü. İran’ın, Hadi'nin meşru yönetimine yaptıkları darbe sebebiyle uluslararası tecride maruz kalan Husilere destek vermesi kaçınılmazdı. Bu aşamada İran'ın desteği, Husilerin tecritten çıkarılması için anlaşmalar ve protokoller şeklinde oldu. Şöyle ki Husilerden bir heyet (Husilerin siyasi konsey başkanı Salih Sammad’ın liderliğini yaptığı hükümet heyeti olarak) siyasi, ekonomik ve başka alanlarda iki ülke arasında işbirliğini güçlendirme ufukları bulmak amacıyla Tahran’a gitti.

Husi cemaati ile İran sivil havacılığı arasında haftada 14 uçuşun gerçekleştirilmesi için bir mutabakat protokolü imzalandı.

Husi cemaati ayrıca İran’la Yemen’in batısındaki Hudeyda limanının genişletilmesini, elektrik santrali kurulmasını, Sana’ya bir süreyle petrol sağlanması, yedek parçaların temini ve Marib gaz istasyonunun bakımı, elektrik, su, taşıma, ticaret ve sanayi alanlarında Yemen kadrolarının eğitilmesini öngören bir dizi anlaşma imzaladı.

İran bölgede kendisiyle ortak paydaya sahip azınlıklar arıyor. Bu azınlıkların Caferi olması gerekmiyor. İran’ı tek ilgilendiren bu azınlıkların bağlılıklarını kazanmak. İran Husilerle kendisini neredeyse Yemen'in yönetimine getiren güçlü bir ittifak kurdu. Bu ittifak İran’ın Hüseyin Husi ve babası Bedreddin Husi’yi İran devrimine çekmesi ve bu isimlerin İran’da birkaç yıl kalmasıyla başladı. Ardından Husi hareketinin kültürel faaliyetlerine mali destek verdi. Sonrasında Yemen devletiyle mücadelelerinde silah desteği sağladı.

İran, Husilerle ilişkisini kendi çıkarları için kullandı. Tahran’ın Husilere desteği, kendi çıkarları, Husilerin bağlılık derecesi ve bu desteğin gelecekteki sonuçları temelinde yol almaktadır. Ancak bu strateji, karşıt mezhepçi düşünceleri ve bölgesel güçleri kışkırtmaktadır. Bu strateji, İran ve müttefiklerine olumsuz yansımakta, ayrıca bölgenin istikrarını sarsmakta ve bölgeyi 'Kararlılık Fırtınası' gibi sıcak bir savaşa sürüklemektedir. Bu operasyon İran’ın Yemen’deki stratejisinin sınırlarını, Husilerin kapasiteleri ile arzuları arasındaki uyuma ilişkin yapılan yanlış hesapları göz önüne serdi.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum