1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Hüseyin Albay’ı ‘Yargıdan’ Kurtarmak/Filmin Başı…
Hüseyin Albay’ı ‘Yargıdan’ Kurtarmak/Filmin Başı…

Hüseyin Albay’ı ‘Yargıdan’ Kurtarmak/Filmin Başı…

17 Aralık’tan sonra nereden döndüğümüzü ve cemaatin son HSYK seçimlerinde 5000’e yakın oy aldığını yeniden hatırlatan hafta sonu yaşanan mini yargı operasyonunun rutin olduğu günlerden eski bir filmin ilk karesi...

A+A-

Hüseyin Albay’ı ‘yargıdan’ kurtarmak/Filmin başı…

Yıldıray Oğur/ Türkiye

“Sadullah Ergin: Bu Hüseyin Albay’ın durumu inşallah YAŞ’a yetişecek efendim, Şûra’ya! O 'bozma'dan sonra Yargıtay’daki Bozma’dan sonra, mahkeme 18’ine duruşmaya bıraktı. İstanbul Silivri Mahkemesi. 18’indeki duruşmada bitirilmesini öngörüyoruz inşallah. 

Başbakan Erdoğan: 20’sinde tatil başlıyor... 

Sadullah Ergin: Adli tatilden önce… Çıksa da, şûrada elimizi rahatlatır efendim. 

Başbakan Erdoğan: İnşallah. 

Sadullah Ergin: Peki efendim, hayırlı çalışmalar...

Başbakan’ın doğruladığı bu yasa dışı dinleme 'tape'sinde evet ‘yargı’ya bir müdahale söz konusu.

Peki tırnak içindeki ‘yargı’ya Hüseyin Albay için neden müdahale etmeye çalıştı Başbakan ve Adalet Bakanı?”

Geçen yıl 8 Mart günü bu köşede çıkan yazı böyle başlıyordu.

Yeni başlayanlar için “Albay Hüseyin”in kim olduğunu hatırlayalım önce. Kıdemli Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu. Ağustos 2010’da Çanakkale’den İstanbul’a Jandarma Alay Komutanı olarak atandı.  Ergenekon soruşturmalarının başladığı 2008-2010 arasında İstanbul Jandarması ona emanetti.

Kritik bir zamanda yapılmış kritik bir görevdi bu.

Başına gelmeyen kalmadı. Kısaca bir hatırlayalım:

Göreve başlamasından iki ay sonra önce Levent Ersöz’ü koruyan Teğmen intihar etti. Ersöz’ün kızıyla sevgili olduğu, hatta nişanlandığı (Ersöz ailesi bu iddiayı reddetti), Kurtoğlu’nun teğmene baskı yapıp intiharına neden olduğu iddia edildi. Akit gazetesi, Aktif Haber gibi sitelerde Ersöz’ün kızının intihardan sonra Jandarma komutanlığı kapısına koşup “Sen benimle evlenmek istiyordun, o yüzden yaptın” diye bağırdığı bile yazıldı. Hayatını kaybeden teğmenin ailesine yazılıp “Evladınızın ölümünden Albay Kurtoğlu sorumlu, neden hesap sormuyorsunuz” yazan imzasız mektuplar yazıldı.

Sonra Silivri Cezaevi’nin de bağlı olduğu Albay Kurtoğlu’nun Ergekon ve Balyoz tutuklarına yeterince kötü davranmadığıyla ilgili seri haberler geldi.  Balyoz tutuklusu komutanları cezaevindeki ilk günlerinde ziyaret etmesinden, Haberal’a hastanede “lüks” imkanlar sunulmasına göz yummasına kadar haberler…

Haberler, 2011 YAŞ toplantısından önce arttı.

Haziran 2011’de İstanbul’da yapılan fuhuş baskınında iki teğmenin de adı karışınca olayı “Olur öyle şeyler” deyip kapattırdığı yazıldı.

Temmuz 2011’de ise Silivri Cezaevi’nde askerlerce gasp edildiğini söyleyen bir kuryenin şikayetini “Kimse duymasın. Terfi zamanı yapılacak iş mi?” diye kapattırdığı…

Haberlerin altında “bu yüzden Albay’ın da neden sorumlu tutulacağını” anlatan hukuki izahatlar yer aldı.

Emniyetin sesi Aktif Haber sitesinin Şubat 2012 tarihli haberi bu “parça tesirli haberciliği teşhir için tek başına yeterli:

“Albay Hüseyin Kurtoğlu’nun adının karıştığı skandallara bir yenisi daha eklendi. Makam odasından beylik silahını çaldırdığı, amirleri tarafından tehdit edilerek gasp edildiğini öne süren askerin şikayet dilekçesini 'Terfi zamanı yapılacak iş mi?' diyerek sümenaltı ettiği, komutanın ağır küfürlerini hazmedemeyerek intihar eden yetim er Faruk Gündüz’ün dosyasını kapattığı ve Mehmetçiğe ücretsiz dağıtılması gereken çelik yelekleri parayla sattığı iddialarıyla gündeme gelen Kurtoğlu, şimdi de kuvvet komutanı gibi davranmakla suçlanıyor.”

Bunları terfi ettirilmemesi için Jandarma Komutanı’na ihbar edildiği haberleri izledi:

“Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu tarafından yapılması gereken atamaların, İstanbul Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu’nun imzasıyla gerçekleştiği iddia edildi. Kalyoncu’nun yetkisini kullanan Kurtoğlu’nun, aralık ayında kendisine bağlı birliklere personel atadığı öne sürüldü.”

Terfi ettirilmedi de. Ama bitmedi.

Şubat 2012. İstanbul Özel Yetkili Savcılığı, bir kumar çetesine yönelik soruşturma kapsamında Albay Kurtoğlu'nu ifadeye çağırdı. Gazetelerde “Çetenin İran asıllı liderinin Ergenekon bağlantısı araştırılıyor” haberleri eşliğinde. Ü. Ay sonra takipsizlik kararı geldi.

Sonra 2004 yılında çalıştığı Jandarma istihbaratta Genelkurmay talimatıyla bir 30 Ağustos törenine çağrılacak eski Savunma Bakanları’nın hangilerinin eşinin başörtülü olduğuyla ilgili altında imzası olan istihbarat raporu ortaya çıkarıldı.

Yüksek Askerî Şûra toplantısı öncesi Kurmay Albay’ın terfisini durduracak somut suç 2011 yılında bulundu(!) Haberlerden okuyalım:

“Silivri 7 No'lu Kapalı Cezaevi'nde 'suç örgütüne üye olmak, dolandırıcılık, rüşvet' suçlarından tutuklu Özgür Balcan'ın babası 23 Kasım 2011'de vefat etti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Balcan'a 'yol hariç 2 gün izin' verdi. Bir astsubay, bir uzman çavuş ve iki er, Balcan'ı 24 Kasım sabahı cezaevi aracıyla Tekirdağ Muratlı'daki cenaze evine, cami ve mezarlığa götürdü. Defin işleminden sonra evine uğradıktan sonra geceyi geçirmesi için Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ne konan Balcan'ın, ertesi gün cenaze evine uğradıktan sonra Silivri'ye getirildi. Bu olayın ardından memur suçları savcısı Mehmet Kurt, aralarında Hüseyin Kurtoğlu’nun da olduğu jandarma görevlilerine Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açtı. Balcan, mahkemede şikayetçi olmadığını söylese de Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 27 Haziran 2012'de Kurtoğlu ile beş personelin, 'Kamu görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçundan mahkûm etti. Kurtoğlu ve 3 askere 2 yıl 6'şar ay, diğer iki askere ise 1 yıl 8'er ay hapis cezası verildi.”

Bir gece hürriyet kısıtlaması için, 2 yıl 6 ay hapis. Hem de şikayetçi bile olmamasına rağmen.

2012 Ağustos  YAŞ toplantısı başlamadan Tuğgenerallik sırası gelmiş olan Kurmay Albay sanık sandalyesine oturtulmuştu sonunda.

Peki neden bu kadar uğraşılmıştı Albay Hüseyin Kurtoğlu’yla?

Bu sorunun cevabı Hanefi Avcı’nın son kitabı Cemaatin İflası’yla ortaya çıktı.

Gerisini İstanbul’da Hüseyin Albay’la tanışıp, konuşan Avcı’dan okuyalım: 

“İstanbul Fatih Ormanı’nda zaman zaman kazılar yapılarak silahların çıkarıldığı sıralarda, bir gün köylülerin ormanda şüpheli görünen bir aracın bir şeylerle uğraştığını ihbar etmesi üzerine, jandarma olay yerine gitmiştir. Olay yeri araştırıldığında aracın orada olmadığı ancak bazı ağaçların dallarının kırıldığı, tornavida ile bazı izlerin bırakıldığı görülür ve gömülmüş silahlar bulunur. Köylülerin verildiği plakaya bakıldığında sahte olduğu veya polis aracı olabileceği gibi birtakım iddialar ortaya atılır. Bunun üzerine Hüseyin Albay kendi motorize ekiplerine talimat verir ve birçok görevlisini ormanda görevlendirir…Tam o sıralarda jandarma motorlu ekipleri bir polis ekibini yakalar. Polis ekibi aniden silahlı jandarmayla karşılaşınca  ormanda silah gömülü olduğunu, bununla ilgili öncü olarak keşif için geldiklerini, arkadaki bir ekibin mahkeme kararı getireceğini ve arama yapacaklarını söyler... Bir müddet sonra ellerinde aldıkları mahkeme kararıyla ikinci polis ekibi de gelir. Olay yeri araştırılır ama herhangi bir silah ve mühimmat bulunmaz. Daha sonra basına yansıyan bilgilerde, o arama kararında adı geçen Ulaş Özel’e ait silahlar için 'annesinin evinde bulundu' denilir. Yani o zaman mahkeme kararı getirilen ve ormanda aranan silahlar başka yerde bulunmuştur...”

Sadece Google’a Ulaş Özel diye yazınca, Reşadiye Baskını’ndan, JİTEM’e her konuda itiraflarda bulunan bu ismin Ergenekon davasına nasıl monte edildiğini görüp, Albay  Hüseyin Kurtoğlu’nun neye değdiği için hedef haline geldiğini görmek mümkün.

Ama Albay’ı hedef yapan sadece bu değil. Daha doğrusu asıl sebep bu değil. Hanefi Avcı’nın kitabından okumaya devam edelim:

“Bir gün yardımcısının kendisine getirdiği bir evrakta, 5 tane telefon dinlemesiyle ilgili mahkemeden dinleme kararı talep ediyorlardır. Yardımcısına sorar 'Bunlar neci, neyin nesi niçin alıyoruz' Yardımcısı da 'Telefonları savcı Muammer Akkaş verdi, bir örgüt mensuplarıymış, onlarla ilgili karar alacağız' der. Hüseyin Albay’ın dikkatini çeker. 'Bunu araştırın, kim kullanıyor, nasıl kullanıyor, hangi faaliyetlerde kullanıyor, ondan sonra teklif edelim' der. Araştırıldığında bu beş numaranın Başbakanlığa ait olduğu, Başbakanlık ve onlara yakın çevre tarafından kullanıldığı anlaşılır. Bunun üzerine öyle bir dinlemenin uygun olmayacağını düşünerek, savcıyı da rahatsız etmemek adına 'Biz Jandarma Genel Komutanlığı’na her dinlememiz, her faaliyetimiz hakkında rapor vermek mecburiyetindeyiz. Bunlarla ilgili ne rapor verelim, ne yazmamız lazım' diye savcıya sorarlar. Savcı, Jandarma Genel Komutanlığı’na böyle bir rapor verileceğini duyunca, 'vazgeçin' der ve telefon dinleme talebi yazısı iptal edilir...”

O kadar büyük suçlar işlemişti ki, 2012 YAŞ’ı öncesi uyduruk bir davayla sabık yapılması yetmedi, iş şansa bırakılmamak için. Jandarma Genel Komutanı Bekir Kalyoncu’ya küfür ettiği iddia edilen bir ses kaydı komutana verildi. Komutan YAŞ’ta terfiye bu ses kaydını gerekçe göstererek “Ya o ya ben” dedi. Albay Kurtoğlu terfi ettirilmedi.

Avcı’nın kitabından bu ses kaydının montaj olduğu konusunda İTÜ’nün verdiği rapor ve davasının Yargıtay’daki temyiz duruşmalarında yaşanan hukuk savaşlarının detayları da var.

Son olarak Albay Kurtoğlu terfi alamayınca koskoca YAŞ’tan bir Albay’ın terfi alamamasını seçip haber yapmış Zaman ve Vakit’in haberlerini hatırlayalım:  

Zaman: ''İstanbul Jandarma Komutanı, kızak görevde.'' 

Vakit:  “Kurtoğlu, makam odasından beylik tabancasını çaldırmış ve 'Kendi makam odasındaki hırsızlığa engel olamayan jandarmanın, halkı nasıl koruyabileceği endişesi' kamuoyu tarafından yaşanmaya başlanmıştı.”

Filmin sonunu da hatırlayalım. Adalet Bakanı’nın Başbakan’a YAŞ’a yetişir dediği dosya YAŞ’a yetişmedi. Albay Hüseyin Kurtoğlu hakkında  beraat kararı ancak 9 Aralık 2013’te çıktı.

17 Aralık’tan sonra nereden döndüğümüzü ve cemaatin son HSYK seçimlerinde 5000’e yakın oy aldığını yeniden hatırlatan hafta sonu yaşanan mini yargı operasyonunun rutin olduğu günlerden eski bir filmin ilk karesini izlediniz…

HABERE YORUM KAT