Hüseyin Akın’ın Köşe Yazıları

08.01.2009 21:02

Asım Öz

Köşe yazıları dokusal açıdan değişik yazı türlerine açık, farklı yazı kumaşlarından iplikler taşıyan bir türdür. Kapısını çaldığı olay, olgu ve kavramlar oldukça yoğundur. Eskiden köşe yazısı tabiri yerine fıkra denilirmiş. Terimlerin içerik yönünden daralışının tipik örneği konumunda fıkra sözcüğü bugün için. Hele eskiden fıkra yazarlarının çoğunun mutlaka edebiyat insanı olduğu hatırlandığında bu gün nitelik yönünden de bir daralmaya uğradığı görülür köşe yazarlığının. Sezai Karakoç, Peyami Safa, Cemal Süreya, İsmet Özel gazete yazarlığının hem edebiyat hem de iyi bir gazete yazısı olabileceğini bu yönüyle de kalıcı olabileceğini kanıtlamış isimlerden bir kaçıdır.

Güncellikle içli dışlı olarak kalıcı yazılar oluşturmak hem zor hem de çok az kişinin başarabildiği bir yazarlık alanıdır. Çünkü gazete yazarlığı günü gününe etkisi olan, yayımlanmasının üstünden zaman geçtikçe de etkisini yitiren bir yazıdır. Edebiyattan yararlanmakla birlikte tam anlamıyla edebiyat yazısı olmayan yazılardır bunlar. Bununla birlikte son yıllarda köşe yazarlarının bilinçlerin oluşumunda oldukça etkili olduğu da unutulmamalıdır.

Uzun süredir Milli Gazete’de düzenli köşe yazısı yazan Hüseyin Akın’ın yerleşik köşe yazarları kadar etkili olup olmadığı başka bir konu. Ama onun bu yönünün bizdeki köşe yazarlığına yeni boyutlar kazandırdığı da bir başka gerçektir. Bir köşe yazarının her şeyden değil ama niteliğe işaret eden her şeyden söz edebileceğini kanıtlar onun bu yönü. Akın’ın köşe yazıları yergidir, denemedir, mizahtır, eleştiridir, bildiridir, mektuptur, yumruktur, dertleşmedir, direniştir, söyleşidir, açıklamadır. Dille düşünceyi/duyarlığı örtüştüren ve bu örtüştürmeyi gerçekleştirmek için değişik yöntemler deneyen bir yönelimi var Akın’ın.

Kavramlar, durumlar, olaylar ve olgular arasındaki çelişkiler Hüseyin Akın’ın köşe yazılarını hareketlendiren, onların iç donanımını hazırlayan öğeler olarak adlandırılabilir. Sözgelimi son yazısı Şairler de İsrail’den Korkar mı, bu konuda anımsanması gereken yazılardan biri ve en güncel olanı. İsrail, ateşini çocuk bedenleri üzerinde söndürmeye devam ederken edebiyatın sorumluluğuna dikkat çeken ama aynı zamanda eylem ve şiir ilişkisini gündemleştiren bu yazıda Akın şunların üzerinde duruyordu: “En çok da şairler dirençli durmalıdırlar bu yalanın karşısında. En çaresiz gibi durduğumuz zamanlarda taze kan aşılamalıdır edebiyat. Gerçek edebiyat İsrail'in ne büyüklülüğüne ne güçlülüğüne, ne devlet olduğuna inanır.” Bir şairin şiiri yaşamına ayna tutar. Şiirinde çizdiği dünya ile gerçek dünyası, şiirindeki ben’le gerçek ben’i arasında bir kan bağı olmasıdır önemli olan. Yılların eskitemediği sorunlar üzerinde düşünmeyi sürdüren Akın tartışma gündemine bir başka noktayı da dahil eder:

“Elektronik posta kutumu açıyorum, bir muştu olmasa da, belki birileri acılarıma kardeş olur diye. Bencileyin kendini köşeye sıkışmış addeden bir şair (Onur Caymaz) not düşmüş bugünlere. Sesi sanki bir enkazdan geliyormuş gibi yaralı. Şöyle sesleniyor bütün şairlere Onur Caymaz:

"Her şeyin içi bu kadar boşaltıldı mı?

Bu bildiri tonunda konuşmaktan iğreniyorum evet, fakat yanı başımda çocukların kanı akarken içim dayanmıyor! Biz bu ülkenin laf arasında aydınları, bu dilin şairleri, yazarları olarak neden toplu halde bir tepki koyamayacak kadar acizleştik.

Herkes bir dize bile söylese, bir paragraf bile yazsa... Çok mu zor? İlerde torunlarımıza anlatırken: 'Biz de bu olay üzerine, bu kıyım, bu savaş üzerine bir dize söylemedik, işimiz buydu, bir tek bundan anlardık ama onu da yapmadık,' diyecek kadar kişiliksiz miyiz? Ya da gerekeni yapıyoruz da bundan haberim mi yok acaba benim... Bunca kopuk muyuz birbirimizden ve insanların acılarından...

Bu kan bir gün bizim kelimelerimizi de boğmayacak mı?"

Onur Caymaz "hiç olmazsa" kabilinden bütün şairlere bu vahşetin şiirini yazıp İsrail konsolosluğu önünde okuyalım önerisinde bulunuyor.

Çağlayan'da Pazar günü İsrail'i telin mitingi olduğu gün yağmuru bahane edip mitinge gelmeyen bir şair arkadaşın telefonuna "Filistin şiiri yazmak kolay!" diye yazıp sitemde bulunmuştum. Onur Caymaz'ın bu çağrısından sonra bu konuyu bir kez daha düşündüm.

Anladım ki, vahşetin uzaktan izleyicisi olan şairlerin böylesi bir manzarayı yazabilmeleri de öyle kolay değil. Gazze tam anlamıyla sözün bittiği yer. Sözün bitmesi susturulmuşluktan değil kelimelerin kifayetsizliğindendir elbet. Bir şair için sözün bittiği yer, şiirin doğup büyüdüğü yerdir aynı zamanda. Haydi, öyleyse sözün bittiği yerde şiirin fitilini ateşleyelim!” (8 Ocak 2008 Milli Gazete) Böylece şairlerin şiir serüvenleriyle gerçek yaşam serüvenleri arasındaki ilişkiyi önemsediğini bir kez daha vurguluyor Akın. Bence çok haklı. Söylemle eylem arasındaki örtüşüme yaptığı vurgu sık dokulu bir anlatıma götürüyor Akın’ı. Namusluca bir çağrıya bir başka sıkıntıyı da gündemine alarak şiirin fitilini ateşlemeye omuz veriyor.

Köşe yazarlığının sınırlarını genişleten birkaç yazardan biridir Akın. Yüreklerde ve kafalarda titreşimler oluşturan bu yazıların Akın’ın şiirini, yazısını ne kadar beslediği üzerinde Akın şiiri üzerine çalışanlar mutlaka duracaklardır.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim