Hürriyet Gazetesi

07.01.2010 00:38

Eser Karakaş

Bütün Türkiye Hürriyet Gazetesi'nin yönetiminde yaşanan değişimi konuşuyorsa bu durum Hürriyet Gazetesi'nin öneminin bir işaretidir, buna herhalde kimsenin kuşkusu yok.

Hürriyet Gazetesi'nin öneminin teslim edilmesi başka konudur, Hürriyet Gazetesi'nin yönetiminde yaşanan, muhtemelen yaşanmak zorunda kalan değişimi analiz etmeye çalışmak ise başka şeydir. Hürriyet Gazetesi'nden önce bu gazete için önemli bazı köşe yazarları gittiler ya da gitmek zorunda kaldılar; aklıma ilk gelen isimler Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun. Daha sonra ise uzun bir tartışma süreci sonrası, gazetenin ünlü genel yayın yönetmeni Sayın Ertuğrul Özkök görevinden ayrıldı, köşe yazarlığına başladı. Arkasından değişim daha yukarılara, yönetim kurulu düzeyine sıçradı ve gazetenin patronu Sayın Aydın Doğan yönetim kurulu başkanlığı görevini kızına bıraktı. Bir süre sonra ise ailenin, tüm yönetimi profesyonel kadrolara devredeceği söyleniyor; Allah ömür verirse gelişmeleri izleyeceğiz.

Bu değişimin çok çeşitli nedenleri mutlaka vardır; bu nedenleri açıklamak ya da açıklamamak da yine hiç kuşkusuz doğrudan bu insanlara, Sayın Özkök'e, Sayın Doğan'a düşer ama bu yönde bir mecburiyetlerinin olmadığını da teslim etmek şart. Gazetenin sahibinin ve en tepe yöneticisinin Türkiye'nin bu çok kritik günlerinde görev değişimine gitmiş olmaları doğal olarak kendi bilecekleri bir konu ama bu değişimin analizini yapmanın herkesin en doğal hakkı olduğunu kabul etmek de yine çok doğal ve bu analizi yapacak insanların bileceği bir konu.

Konuya ilişkin analizlerin de sübjektif ölçütler içermesi ve gerçeğin sadece bir yönünü yakalıyor olması da çok normal. Aslında bu konuya ilişkin analizlerin özü doğal olarak sadece Hürriyet Gazetesi'ni değil, muhtemelen basın sektörünün bütününü ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken konular. Basın sektörünün temel kuralı olarak söylenegelir, gazetelerde haberler objektif, yorumlar ise sübjektif içeriğe sahiptirler ya da öyle olmaları gerekir. Doğrudur, yorumlar, köşe yazıları tanım gereği sübjektivite içerirler ama unutulmaması gereken temel nokta bu sübjektivitenin sınırlarının olduğudur ve bu sınırları sadece hukuk ve evrensel meşruiyet belirler.

MERKEZ MEDYA OLABİLMEK!

Yorumlar ırkçılık içeremez, şiddeti övemez ve destekleyemez, Türkiye'nin altında imzası olan uluslararası temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmelerin ruhuna aykırı olamaz; olamaz derken doğal olarak bu temel gerekliliği büyük ve önemli gazeteler için bir ön koşul olarak belirtiyorum zira her ülkede ve bizde bazı marjinal diyebileceğimiz yayın organları bu temel ilkeleri ihlal edebiliyorlar, ediyorlar ama bu gazetelerin zaten merkez medya olarak tanımlanmak gibi bir iddiaları yok ve olamaz. Ama, Hürriyet Gazetesi bu marjinal gazetelerden biri değil, daha doğrusu olmaması lazım; zira kendini merkezde konumlamak isteyen bir yayın organı. Ancak, Hürriyet Gazetesi çok yakın bir geçmişte bu büyük yanlışı yaptı, bir merkez medya organının asla işlememesi gereken bir hata işledi ve kanımca bugünlere yönelen süreç de böylece başlamış oldu.

Biraz daha eskilere, 28 Şubat günlerinde yaşanan andıçlama kepazeliğine dönmek istemiyorum ama yine kanımca Hürriyet Gazetesi 28 Nisan 2007 sabahı ve izleyen günlerde o gazete nüshalarını yayımlayarak kendi meşruiyetine en azından bir noktalı virgül koydu. 27 Nisan gecesi Genelkurmay Başkanlığı sitesine bir e-muhtıra konuldu; bu muhtıra nereden bakarsanız bakın illegaldir ve meşruiyet dışıdır; savcıların bugüne kadar, Sayın Büyükanıt'ın ikrarına rağmen, bu konuda neden yasal bir süreci başlatmadıkları ayrı bir konudur, bugünkü yorum yazısının kapsamı dışındadır. Nereden bakarsanız bakın illegal ve meşruiyet dışı bir muhtıraya destek vermek de herhalde eşit ölçüde illegal ve meşruiyet dışıdır; bir askerî muhtıra özünde TBMM'yi, siyasal iktidarı, silahla yani şiddetle tehdit etmek anlamınadır ve şiddeti övmek, desteklemek şiddet tehdidinin kendisi kadar da suçtur.

TSK'nın İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesine dayanarak bu şiddet tehdidine yasal içerik kazandırmaya çalışmak da saçmadır zira Anayasa'nın 11. maddesi çok net bir biçimde yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağını ifade etmektedir ve bu yasa maddesi de Anayasa'nın özüne aykırıdır; TBMM'nin bu saçma maddeyi yasada hâlâ tutması ise başka bir ilginç konudur. Hürriyet Gazetesi siyasal iktidara muhalefet etme gibi kutsal bir gazetecilik görev ve işleviyle illegal ve meşruiyet dışı bir muhtıraya destek vermeyi karıştırarak yaşamsal bir hata yapmış ve kanımca 28 Nisan sabahı bugünlere uzanan süreci bizzat kendisi tetiklemiştir. Tekrar ediyorum, bir gazetenin, mesela Hürriyet Gazetesi'nin siyasal iktidara, bizim özelimizde AK Parti'ye yönelik çok sert muhalefet etmesi en temel basın hakkı ve özgürlüğüdür, bu hak ve özgürlüğün ihlaline her dürüst ve hukuka saygılı kişinin tüm enerjisiyle karşı çıkması da şarttır. Ama AK Parti'ye muhalefet adına bir muhtırayı desteklemek bambaşka bir şeydir, yasal ve meşru değildir ve maalesef Türkiye'nin bu büyük ve köklü gazetesi bu yanlışı hem kısmen editoryal düzeyde hem de çok sayıda köşe yazarı düzeyinde yapmıştır. Hürriyet ya da başka muhalif gazetelerin 28 Nisan sabahı yapmaları ŞART olan şey muhtıraya tüm olanaklarıyla karşı çıkmak, savcıları e-muhtıra müelliflerine karşı göreve davet etmek ve 29 Nisan sabahı yine AK Parti'ye tüm güçleriyle muhalefete devam etmek idi; ama bu yapılmadı, yapılamadı.

HÜRRİYET'İN 'YAŞAMSAL HATASI'

İnternet üzerinden Hürriyet gazetesinin 27 Nisan'ı izleyen nüshalarına ulaştığınızda, adlarını tek tek saymak istemediğim köşe yazarlarını okuduğunuzda ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır; bu köşe yazarları sadece legalite ve meşruiyet dışına çıkmakla kalmamış aynı zamanda sürece ilişkin bugünden bakıldığında çok komik gözüken tahminleriyle meslekî yeterlilik zafiyetlerini de sergilemişlerdir ama bu son yeterlilik konusu en azından illegal ve meşruiyet dışı olmadığından sadece patronu ya da genel yayın yönetmenini ilgilendiren bir konudur, kamusal bir sorun değildir. Ancak, ülkemizin en büyük gazetelerinden biri olan Hürriyet'in köşe yazarlarının önemli bir bölümünün (bu hataya düşmeyenler de vardır) illegal ve meşruiyet dışı bir sürece desteği kamusal bir konudur, yasal ve meslekî müeyyide gerektirir.

Yasal müeyyide, aynen Sayın Büyükanıt için de işlemediği gibi, burada da işlememiştir ama kanımca piyasa, savcılık kurumundan daha objektif çalışmaktadır. Sayın Enis Berberoğlu'na, Ertuğrul Özkök'ün halefine düşen temel görev, kutsal bir hak olan muhalefet hakkı ile yasadışı süreçlere destek vermeyi karıştırmamak ve Türkiye'ye çok yakın geçmişte yapılan bu ayıbı unutturmaktır. Editoryal süreçler ve köşe yazılarının yorum sınırları vardır ve bu sınırları evrensel hukuk çizecektir. Bu sınırları zorlama tuzağına düşen yegane gazete Hürriyet de değildir; örneğin, çok daha yakın bir geçmişte Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın bir mahallede içki içebilme meselesini referanduma götürme fikrinin hukuksuzluğuna ve meşruiyet dışılığına itiraz etmeyen bazı muhafazakâr gazeteler de, küçük çapta da olsa, benzer bir yanlışa imza atmışlardır; temel hak ve özgürlüklerin referanduma götürülemeyeceği konusu nedense burada atlanmış ama sonra İsviçre eleştirilebilmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin, evrensel hukuk devleti ilkelerinin asgari müştereklerinde buluşmak bu kadar zor mudur, doğrusu anlamakta zorlanıyorum.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim