1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. ‘Hukukun üstünlüğü’ adına kurulan ‘üstünlerin hukuku’ çarkı parçalanmalı
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Hukukun üstünlüğü’ adına kurulan ‘üstünlerin hukuku’ çarkı parçalanmalı

A+A-

secakirgil@yahoo.com

Birbiriyle iç-içe ilişkili, birkaç konu..

1-Dokunulmazlık varsa, Meclis kendi yetkilerine sahib çıkmalıdır!

DTP’li m. vekillerinin, haklarında açılan bir dâva dolayısiyle, ’dokunulmazlıkları’nı -haklı olarak- öne sürüp, mahkemeye gitmemeleri üzerine, mahkemenin onlar hakkında polis zoruyla getirilmesi kararını vermesi, basit bir hukukî usûl değil, bir ’Derin Devlet’ manipulasyonu olarak gözüküyor.. Tıpkı 1995’lerdeki gibi.. (O zaman da DEP m.vekilleri Meclis’e baskın yapılarak alınmıştı.. Daha da ilginçi şu ki, SHP Genel Başkanı Erdal İnönü, kendisini DEP’lileri Meclis’e taşımakla suçlayan DSP lideri Ecevit’e karşılık verirken, ’Sn. Ecevit de bilir ki, DEP adaylarının SHP içinden Meclis’e sokulmaları da bir devlet kararı gereğinceydi..’ demiş ve bundan sonra Ecevit, o suçlamasını sürdürmemişti..

Bunu, bu işlerin içinde, devlet bünyesindeki bir takım çevrelerin devamlı manipulasyonlarının olduğunu hatırlatmak için, tekrarlıyorum..) 

M. vekili dokunulmazlığı varken ve dokunulmazlığa istisnaîlikler  getirilmeden, bazılarını yargılamaya kalkışmak nasıl olabilir? Dokunulmazlığa rağmen, bazılarına dokunulabilecekse, o zaman, o dokunulmazlığın sınırları belirlenmeli değil midir?

Zâten daha da iltihablanmaya müsaid olan bir Güneydoğu Mes’elesi’nde birileri, bu gibi manipulasyonlarla, inisiyatifi ele geçirmek istiyor gibi, sanki.. 

Ve de, Yargıçlar diktatoryasının ayak sesleri geliyor, Derin Devlet planmalarıyla..

Ve rejimin üç temel gücü olan Yargı, Kanun Koyma ve İcra organları arasında, Yargı’nın kontrolsüz olmasından kaynaklanan bir durum..

Tayyîb Erdoğan konuyu daha fazla geciktirmeden, Yargı’nın verdiği kararın Yasama Meclisi’nin yetkisiyle çeliştiğini ve böyle bir kararın Yürütme- Hükûmet tarafından yerine getirilmeyeceğini açıkça belirtmeli..  (Ki, 1 Ekim günü, bu satırlar yazılırken, , Erdoğan’ın, ’Fikrinden dolayı hiçbir insanın yargılanmasından yana değiliz. Anayasa değişikliğine de varız..’ dediği haberi geldi.. Bu, olumlu bir gelişme..  Esasen, Başbakan’ın, Yargı’nın kararını, Meclis’in yetkisiyle çeliştiği ve doğruluğu üzerinde şüphe bulunduğu gerekçesiyle, İcra Gücü olarak, yerine getirmiyeceklerini de net olarak açıklaması beklenirdi.)

2- ’Hesab vermeyen Yargı, felaketin en büyüğüdür!’                                                 

Anayasa Mahk. Başkanı Hâşim Kılıç’ın ’yargının siyasî iradeyi vesayet altına almaya çalıştığı durumlarda meşruiyyet kriziyle karşılaşılacağı ve sorumsuzluğunun en büyük felaket olacağı’nı belirtmesi çok yerindedir..

Sahi, İcra/ Yürütme Gücü olan Hükûmet’i Danıştay, Kanun Koyma/ yasama’yı (Meclis’i) Anayasa Mahkemesi murakebe eder; ama, Yargı’yı kim kontrol eder?

Burada bir çarpıklık var..

İlgi çekici bir nokta da şu: Cumhurbaşkanı, devletin başı olarak , Devlet Başkanı olarak anılmaktadır..  C. Başkanı, istediğinde Hükûmet toplantılarına katılıp, başkanlık veya Meclis’te konuşma yapabilmekte, yol haritası çizebilmekte.. Yani, Yürütme’ye ve Yasama’ya hitab edebilmekte, onların kararlarını kısmen veya tamamen  geri çevirebilmekte.. ama, bir devlet mekanizmasındaki üç güç odağından Yargı’ya gelince.. Cumhurbaşkanının bu güç merkezi üzerinde hiçbir yaptırım gücü bulunmamakta.. Hattâ, o kadar ki, Anayasa Mahkemesi üyelerini C. Başkanı kendisine bildirilen adaylar arasından seçmekte, tayin etmekte ve amma, o tayin ettiği kişileri azletmek yetkisine sahib bulunmamakta.. Yani, Türkiye’de Yargı, en ’layus’el’ /sorumsuz bir güç odağı.. Sanki, Yargı, Devlet mekanizmasının dışındaymışcasına..

İlginçtir, Anayasa Mahkemesi Başkanı Hâşim Kılıç, Ufuk Üni.de 2009-2010 akademik yılının başlaması münasebetiyle düzenlenen törende konuşurken,  ’Devletin güç ve kudret demek olduğuna, bunun sınırlanmadığı ve denetlenmediği durumları keyfîlik ve hukuksuzluk olacağına ve iktidarın sınırlandırılmasının gereği’ne de değiniyor ve  ’iktidarın sınırlandırılması derken, sadece yasama ve yürütme organlarının değil, aynı zamanda yargı iktidarını da kastediyorum. Zira, hesab vermeyen bir yargının sınır tanımazlığı felaketlerin en büyüğüdür..diyordu..  

Kılıç’ın, ’ancak, etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç tarafsızlığını ve onurunu yücelterek yaşayabilir.' sözü ve  üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü’  hatırlatması da üzerinde düşünülmeyi gerektiren tesbitlerdi..

*

3- Cumhurbaşkanı’nı, ’cumhur’un/ halkın seçmesi’nden geri dönülmemelidir!

Mahiyeti ve karmaşık kombinezonları Ergenekon Yargılaması’nda da açıkça görülmekte olan nice ihtilal denemeleri ve çığırtkanlıklarına rağmen; Tayyîb Erdoğan, hadiselerin üzerine cesaretle gitmesi sâyesinde; Temmuz-2007’de halktan aldığı büyük destek ve vekalete dayanarak Abdullah Gül’ü C.Başkanı’nı seçtirmiş ve yaptığı anayasa değişikliğiyle bundan sonra, Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesinin yolunu açmıştı.. 

Yani, 2012 yılında 5 yıllık süresi dolacak olan Abdullah Gül’ün veya bir başkasının halk tarafından seçilmesi yolu ilk kez gerçekleştirilmiş olacak...

Ancak, seçimlere henüz 2,5 sene kadar bir süre varken, Deniz Baykal, şimdiden C. Başkanlığı seçiminin halk tarafından değil de, Meclis tarafından yapılmasını istemeye başlamış bulunuyor. Ve bunun için de, gerekli kanunî değişikliklere destek vereceklerini belirtiyor..

Kemalist -laik baskı odaklarının en güçlü temsilcisi durumundaki CHP liderinin bu tavrında, asıl hedef, kemalist/ laik rejimin başına, halkın direkt olarak seçtiği bir kişinin gelmesini engellemek.. Çünkü, bu yolla, 100 yıla yaklaşan ceberrutluk döneminin sona ermesi ihtimali vardır..  

Baykal’ın taktik hesabı şuna dayanıyor olmalı..

a-      MHP ile AK Parti arasındaki ilişkilerin düşmanlık boyutundaki soğukluğu da ortada..

b-      Bu durumda, cumhurbaşkanını halkın değil de, Meclis’in seçmesi için anayasa değişikliği yapılırsa.. Ve de, AK Parti, 2011 seçimlerinde zayıflayacak olursa.. Muhtemelen,  Meclis’te, partiler arası bir takım muamelelerin, gizli pazarlık ve entrikaların yolu yeniden açılabilir.. Ve halkın direkt iradesi yerine, perde gerisi oyun ve manipulasyonlar devreye girer..

AK Parti’nin, böyle bir oyuna gelmiyeceği ve cumhurbaşkanının doğrudan cumhur/halk tarafından tarafından seçilmesinin yolunun, hangi zorluklarla açıldığını bizzat yaşamış olarak, tıkama çabalarına âlet olmaması temenni olunur..

*

Tarihte, ‘Bizans’ta entrikalar bitmez’ sözü meşhurdu.. Kemalist/laik sistemde de oyunlar bitmez.. Bu yolda, daha yeni entrika ve manipulasyonlar beklenmelidir..

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum