Hukukun canına okunurken

16.11.2009 01:42

Ekrem Dumanlı

Yeryüzünde bizden başka yargının her gün tartışıldığı bir ülke var mı? Bu durumdan herkes bizar; özellikle de hukukçular.

Ancak kusura bakmasınlar, yargıyı siyasi kavganın tam göbeğine yerleştirenler de maalesef bazı yargı mensupları. Öyle bir görüntü veriyorlar ki bu ülkede bazı yargı mensuplarının cuntacılarla dayanışması; hatta suç ortaklığı olduğuna dair kamuoyunun kafasında onlarca soru işareti beliriyor. Başka bir ülkede yüz senede görülmeyen skandallara bu ülkede bir haftada rastlanması meselenin sadece bir imaj değil; aynı zamanda somut verilere dayanan bazı sıkıntıların olduğuna dair endişeleri artırıyor.

Sadece bu hafta yaşanan ve yargı üzerinden sürdürülen tartışmalara göz atmak kâfidir. Topluma ve siyasete tuzak kuran bir cunta eylem planında ıslak imzası tespit edilen Albay Dursun Çiçek, yaklaşık yirmi günlük direnişten sonra sivil yargının huzuruna çıktı. Ve tabii ki tutuklandı. Zira, daha önce de yargı huzuruna çıkarılmış, yine tutuklanmıştı. O zaman belgenin fotokopi olduğu söylenmiş, Albay 18 saat sonra serbest bırakılmıştı. Belgenin orijinali bir ihbar mektubuyla Ergenekon savcılarına ulaşınca ve üstelik Adli Tıp bu belgede 'İmza Çiçek'in elinin ürünü' deyince Albay'ın yeniden ifade vermesi şart olmuştu. Beyefendi uzun zaman gelmedi. Belgeleri imha etmekle suçlanan erler bile uzun zaman gönderilmedi. Genelkurmay, ihbar mektubunda iddia edilen belgelerin imha edildiği güne dair kamera kayıtlarını da mahkemeye vermedi. Her neyse... Çiçek bu sefer de 43 saat sonra serbest bırakıldı. Neden? 'Kaçma şüphesi olmadığı için'miş.

italyan savcı uyarmıştı...

Maalesef bu serbest bırakma kararı, 'Yargı ile bazı cuntacılar arasında bağ mı var?' sorusunu; hatta 'Bazı derin yapılar yargı tarafından kollanıyor mu?' şüphesini artırmıştır. Zaten bu nedenle de gazetelerin önemli bir kısmı bu tuhaf karara bir anlam verememiştir. Milliyet'in 'Çiçek Taksi' demesi boşuna değil. Radikal'in 'Uğrayıp çıktı' demesi de. 'Fotokopiden 18 saat yattı, ıslak imzadan 43 saat' başlığı, olayın vicdanlarda bıraktığı bir ize tekabül ediyor. Açıkçası onca delile karşın verilen bu karar adalete duyulan güveni bir kere daha yerle bir etmiştir.

Kamu vicdanı şu soruyu soracaktır: 'Bir adamın bu kadar somut delile rağmen ısrarla serbest bırakılmasının arkasında ne var?' Bu soruya verilecek muhtemel cevap(lar) adalet mekanizmasını zir ü zeber edecek vahim çıkarımlara sebep olmaktadır. Ortaya çıkan imaja göre insanlar ya diyecek ki 'Adalet sistemi sivile ayrı, asker kişilere ayrı işletilmekte ve subaylara imtiyazlı davranılmakta'. Veya diyecektir ki: 'Bu Dursun Bey öyle bir kilit yerde duruyor ki burası çözüldüğünde bütün cunta çalışmaları art arda çözüleceği için buraya özel bir yığınak yapılmakta ve hukukun canına okumakta beis görülmemektedir.'

Dursun Çiçek'i tanımıyoruz ki hadiseye özel bir husumet olarak bakılabilsin. Konu zaten bir şahsın tutuklu mu serbest mi olması da değil. Konu şu: Toplumun bütün kesimlerine fiilen tuzak kuran bir belgenin orijinalinde ıslak imzası yakalanan ve Adli Tıp'ın 'imza elinin ürünü' dediği bir belgeye rağmen bir adam nasıl oluyor da bu kadar kollanabiliyor? Yargı bir kez daha ağır yara aldı. Çünkü yine işin içinde son HSYK kararları var, yine bir baskı havası seziliyor, yine özel bir iltimas imajı ortaya çıktı...

Hafta içinde komedi filmlerine taş çıkartacak bir yargı tartışması daha yaşandı. YARSAV isimli bir örgütte hem başkanlık yapan hem de boş kalan zamanlarında (!) savcılık görevine devam eden Ömer Faruk Eminağaoğlu ile hemen her kararı nerdeyse buram buram siyaset kokan Sincan Hâkimi kafa kafaya vererek TİB'e baskın yapacak sürece imza attı. Baskının ardından da bazı medya kuruluşlarına özel servisler başladı. Neymiş; yargı yargıyı dinliyormuş. Yeni bir şey değil ki bu! Öteden beri bir yargı mensubundan bir soruşturma sırasında şüphe duyulursa dinleme yapılır. Kaldı ki Ergenekon davası ile bazı hâkim ve savcıların ilişkisine dair çok sayıda kayıt çıktı ortaya. Ergenekon zanlılarına 'Bir emrin var mı ağabey?' dendiği tespit edilmedi mi? Bir yazarı sorgularken Vatansever bilmem ne birliği başkanı olan, şimdi de Silivri'de tutuklu bulunan zanlıyı odasına alan ve bu ortaya çıktıktan sonra emekliliğini isteyip noterlik yapmak için kollarını sıvayan savcılar çıkmadı mı bu süreç sırasında? Aynı savcılar, içinde Ergenekon kelimesi geçiyor diye yüzlerce dava açmadı mı gazetelere? Dahası, adam hem savcılık yapıyor hem dernek başkanlığı. Tamam, bu bile anlaşılır; ama Ergenekon zanlılarının adeta avukatlığını yaparak onlara ifade verirken nasıl davranılacağını anlatıyor. Durum budur! Maalesef bazı yargı mensupları ile bazı derin yapılar arasında fiilî işbirliği olduğuna dair açık şüpheler vardır. Hal böyleyken 'Vay be yargıyı dinliyorlarmış' demek mi doğru 'Vay be yargı mensuplarından bir kısmı örgütlere destek veriyormuş' demek mi? Hem dünyadaki tecrübelerle sabit ki derin örgütler ve organizeler yargıdan yandaş bulunmadıkça ayakta duramaz. Hatırlayın İtalya'da Gladyo'yu çökerten efsane savcı Felice Casson en büyük engellemeleri yargıdan gördüğünü ifade etmişti. Dolayısıyla somut bir kuşku sebebi varsa soruşturmayı yürütenler, hukuki süreci işletir, yargı yoluyla (yargı mensubu da olsa) dinler; bu illegal bir şey değildir...

telekulak kocakulak derken asıl soru unutturuldu

Kaldı ki TİB, bizzat dinleme yapılan bir yer değil; jandarma istihbaratın, polis istihbaratın ve Milli İstihbarat'ın dinleme mekanizmasındaki bürokratik kayıtlarının tutulduğu, usule uygun dinleme yapılmasının denetlendiği bir birim. Olsun! Bazılarının umurunda değil; onlara göre 'herkes dinleniyor!' diye yaygara koparılması bütün gerçeklerden daha önemli. Bu mesajı yaymak için kuyruğa girmiş medya mensupları da olduğuna göre çadır tiyatrosu kurmamak için hiçbir sebep yoktu ve nitekim öyle oldu. Bazı medya kuruluşları da (özellikle kendini objektifmiş gibi gösteren ama Ergenekon'un borazanı haline gelen bir haber kanalı) bir yanlış algıya çanak tuttu. Telekulaktı, kocakulaktı derken asıl soru unutuldu: Niçin bazı yargı mensuplarının dinlenme talebi ortaya çıktı ve hangi somut bulguya binaen dinleme talebine hâkimler 'evet, dinleyebilirsin' cevabını verdi?

Yargının aldığı pozisyon ve verdiği tartışmalı kararlar nedeniyle siyasetin içinde bu kadar müdahil görüntü vermesi (bazı yargı mensuplarının umurunda olmasa bile) büyük yaralar açmakta. Adalete güvenin bu kadar örselendiği ortamda bir de medya sorunu yaşanıyor. Maalesef bazı medya mensupları da cuntacılara açıktan, bazen de dolaylı yollardan, destek vermeye devam ediyor. Hal böyle olunca bu ülkeye demokrasinin tastamam yerleşmesi daha çok uzun süre alacağa benziyor. Bu vahim manzaraya rağmen hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Türkiye, yörüngesine girdiği katılımcı ve çoğulcu demokrasiden geriye dönmeyecek. Dönemez de! Nasıl ki cuntacılık artık çağdışı kalmıştır; cuntalara çanak tutmak da çağın gerisinde kalmıştır...

Daha sakin, daha makul! Çok mu zor?

Demokratik açılım Meclis'e ilk taşındığında ortaya çıkan manzara gerçekten üzücü hatta yaralayıcıydı. Koca koca adamlar buluğa ermemiş örgütçü gençler gibi Meclis binasında pankart açıyor, ilk mektep çocukları gibi konuşanları taciz için sıralara vuruyor, kahvehane ağzıyla sataşmalarda bulunuyordu. Oysa tartışılan konu, Türkiye'nin 30 yılını heba etmiş, binlerce evladımızın kaybına sebep olmuş önemli bir konuydu. Uluorta konuşma yapanlar çıktı. Dersim örneğine sığınarak insanları incitenler oldu, kürsü işgaline yeltenenler oldu. Hiçbiri de Türkiye'ye, Türkiye'nin Meclis'ine yakışmıyordu.

Neyse ki cuma günkü genel görüşme daha olgun daha aklı başında gerçekleştirildi. Belki bu durumun oluşmasında her kesimden yükselen 'Ayıp oluyor, TBMM'ye yakışmıyor' türündeki eleştirilerin payı vardır. Belki bazı parti yetkilileri özeleştiri yaparak 'Arkadaşlar daha olgun davranalım' diyerek meseleyi sirk cambazlığından kurtarmıştır. Öyle de olması gerekiyordu.

Demokratik açılım daha çok tartışılmaya devam edecek. Bu kadar hayati bir konunun lafazanlıkla, ağız dalaşıyla, sataşmalarla, külhanbeyliklerle devam etmesi belki bazı siyasi partilere ya da kişilere geçici bir şöhret sağlayabilir. Ancak ilgili kişiler bu kadar hayati ve kritik bir konuyu devlet adamı ciddiyetiyle götürmek zorunda. İktidar için de muhalefet için de aynı duyarlılık şart. Seçimde birkaç puan artıracağım derken ülke bütünlüğünü bu kadar örselemek, sosyal barışı bu kadar tehdit etmek doğru değil. Ayrıca halk olgunluğa da puan veriyor; bunu anlamayan, siyaseti de anlamamış demektir...

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim