Hukuk, niyete göre soyulan bir “muz” mudur?

05.12.2009 02:28

Hasan Karakaya

Daha önceki gün vermiştim, “sap” ile “balta” örneğini... Hani “ağacın gövdesi”ne “balta” indikçe “dal”lar ağlaşmaya başlamış da, gövde; “Boşuna ağlaşmayın!.. Çünkü o baltanın sapı bizden” demiş ya; “Meslek liseleri”nin önünü kesmeye çalışan “balta”ların “sap”ları da maalesef meslek lisesi mezunları!..

Buna örnek olarak, “katsayı eşitliğinin iptali” için Danıştay’a dâvâ açan İstanbul Barosu avukatlarından Tayfun Aktaş’ı göstermiştim... Çünkü Tayfun Aktaş, bir meslek lisesi, yani “Maliye Meslek Lisesi mezunu”ydu!.. Hem “meslek lisesi mezunu” olacaksın, hem de “meslek liselerine zulmün devam etmesini” isteyeceksin!.. Hiç olacak şey değil ama, oluyor işte!..

Bir ağaçtan “odun” da çıkıyor, “kereste” de!.. “Sırık” da çıkıyor, “kütük” de!..

Bazen de, baltalara “sap” olanlar çıkıyor maalesef!.. “Cellat”lar ve “balta”larla işbirliği yapan bu “sap”lar; sonunda, içinden çıktıkları “gövde”leri kesmeye başlıyorlar!..

PROF. FİLİZ, BİR İHL MEZUNU!

Önceki akşam baktım da; “İstanbul Barosu yönetimi”nde görev alan Tayfun Aktaş, “baltanın sapı” olmakta yalnız değilmiş!.. Tayfun Aktaş, bir “meslek lisesi mezunu” olarak “katsayı zulmünün devamı” için Danıştay’a başvururken, Akdeniz Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şahin Filiz de, daha ileri gidip, “İmam Hatip liselerinin kapatılmasını” istedi!..

Lütfen dikkat;

Prof. Dr. Şahin Filiz, bir “ilâhiyatçı”dır ama “İmam Hatip liselerinin kapatılması gerektiğini” söylemektedir!..

İşin daha da vahimi;

Prof. Dr. Şahin Filiz, aynı zamanda bir “İmam Hatip Lisesi mezunu”dur, iyi mi?!?..

Şu hâle bakın; “İHL mezunu” bir Prof, “İHL’lerin kapatılmasını” istiyor!..

Söyleyin Allah aşkına;

“Dal”lara seslenip; “Ağlaşmayın!.. Çünkü, bizi kesen baltanın sapı bizden” diyen “gövde” haksız mıdır?

Demek oluyor ki;

“Çınar ağacı”nın dibinde yeşeren “Filiz”ler, büyüdüklerinde, bazen “ağaç”, bazen “odun”, bazen de baltalara “sap” olabiliyorlar!..

Prof. Dr. Şahin Filiz, “İHL’ler kapatılmalı” dediğine göre; “görev” olarak baltalara “sap”lığı seçmiş olmalı!..

Ama, bu da bir başarıdır!..

Çünkü Şahin Filiz, “İmam Hatip’i bitirdikten sonra” okumuş, “Prof” olmuş yani “bir baltaya sap” olmuştur!.. Çünkü biz, “bir baltaya sap olmayanları” da çok gördük!..

Gerçi, “baltaya sap” olup, kendini besleyen-büyüten ağacı kesmek gibi bir cinayet işlemektense, “bir baltaya sap olamamak” tercihe şayandır ama, Prof. Şahin Filiz, kendi yolunu seçmiş, saygı duyarız!..

RAKAMLARA NASIL YALAN SÖYLETİLİR?

Efendim, önceki gece 32. Gün’de Prof. Dr. Şahin Filiz, Prof. Dr. Nur Serter, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu ve ÖNDER Genel Başkanı Hüseyin Korkut vardı... Saat 02.30’a kadar “Katsayı”yı tartıştılar!..

Hayri Kırbaşoğlu ve Hüseyin Korkut’un, “Katsayı adaletsizliği bir zulümdür” demelerine karşılık, diğer ikili “Hayır, zulüm değildir” dediler ve eklediler:

“Danıştay’ın kararı hukukîdir!.. Hem sonra, ortada bir zulüm varsa, İmam Hatiplere giden öğrenci sayısı niye her yıl artıyor?.. Bu çocuklar zulümden hoşlandıkları için mi İmam Hatipleri tercih ediyor?..”

“Pes” dedim;

“Çarpıtmanın bu kadarına pes!” “Rakam”lara ancak bu kadar “yalan” söylettirilir!..

İsterseniz, “rakam”ları bir de biz okuyalım...

1997’den, 2002-2003 yılına kadar “İHL’ler”de okuyan öğrencilerin sayısı şöyle:

1997-1998... 178.046

1998-1999... 158.425

1999-2000.. 104.224

2000-2001... 87.125

2001-2002... 77.389

2002-2003... 71.100

Lütfen dikkat;

Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir’in, YÖK’e yazdığı 14 Temmuz 1998 tarihli “talimat” üzerine başlayan “adaletsizlik” sonrasında “İHL’ye giden öğrenci sayısı azalmaya” başlamıştır!..

2003-2004 öğretim yılından sonra “artma” başlamış ve tablo şöyle olmuştur:

2003-2004... 84.898

2004-2005... 113.221

2005-2006... 108.000

2006-2007... 120.688

2007-2008... 129.274

2008-2009... 143.637

“Öğrenci sayısı artıyor, zulüm yok!” diyen CHP’li Nur Serter gibiler, gerçeği milletin gözünden öyle bir gizliyorlar ki, ancak bu kadar olur!..

Evet, “artma” vardır!..

Çünkü, “AK Parti’nin iktidara gelmesiyle” birlikte, öğrenciler “umut ve beklenti” içine girmişlerdir!.. Hemen her yıl “katsayı zulmünün kaldırılacağını” uman öğrenciler, tekrar “İHL’ye yönelmeye” başlamışlardır!..

Olay budur... Gerçek de budur!..

Hiç kimse “gerçeği çarpıtmaya” yeltenmesin!..

Hele CHP’li Nur Serter, hiç yeltenmesin!..

ARINÇ’TAN BARO VE DANIŞTAY’A!

“Gerçeği çarpıtma” dedim de, aklıma geldi... Danıştay’ın verdiği kararın “hukuki” olduğunu söyleyenlere bir çift lâfım var...

Sormak istiyorum;

“Danıştay’ın hangi kararı hukukidir?..”

Bir soru daha;

“YÖK’ün aldığı katsayı eşitliği kararının iptali için Danıştay’a giden İstanbul Barosu’nun böyle bir yetkisi ve ehliyeti var mıdır?..”

Bu sorulara cevabı, kendisi de bir “hukukçu” olan Başbakan Yardımcısı sayın Bülent Arınç’a bırakıyorum.

Sayın Bülent Arınç, önceki gün CNN Türk’te katıldığı bir programda, “katsayı” ile ilgili sorulara cevap verirken dedi ki;

“YÖK’ün çalışmalarına karşın dava açması gerekenler olabilirdi. O dava açması gerekenler açmadılar. Sayın Kanadoğlu’nun yol göstermesiyle ‘yani bir baro bunu açarsa çok iyi olur’ şeklindeki temennisini İstanbul Barosu yerine getirdi. Baro bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade etti. Danıştay 8. Dairesi de oy birliğiyle kararın yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.

Bu karar bir eşitsizliğe yolaçtı!.. İnsanları mutlu etmedi. Buna infial duyanlar oldu. Eleştirilerini yüksek dozda söyleyenler oldu.

1998 yılına kadar böyle bir eşitsizlik yoktu.

Fakat, 28 Şubat sürecinde hiçbir görevi olmadığı halde; Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir imzasıyla YÖK’e bir yazı yazılarak işte irtica vesairelerden bahsedilmek suretiyle, ‘Sizin yetkiniz var. Bu katsayı meselesini çözün, meslek liselerinin önüne şöyle bir engel getirin’ şeklinde bir yazı... O zamanki YÖK Başkanı; bunu emir telakki ediyor... 1999’dan geçerli olmak üzere böyle bir katsayı öğrenciler arasında fark oluşturmaya başlıyor.

Şimdi, YÖK bunu ortadan kaldıran yeni bir karar aldı... Danıştay da yürütmeyi durdurdu!..

Danıştay’ın çok daha farklı kararlar verdiğini görüyoruz... Diyarbakır Barosu’nun, RTÜK’teki yönetmelik düzenlemesine karşı açtığı bir davada, o zamanki 10. Daire diyor ki; ‘siz kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşusunuz. Sizin işiniz avukatlığın mesleki çıkarlarını korumaktır. Böyle bir yönetmeliğin iptalini istemek için sizin dava ehliyetiniz yoktur.’

Oy birliğiyle reddediyor davayı.

İtiraz ediliyor, o zamanki Dava Daireleri Genel Kurulu da yine büyük bir ekseriyetle reddediyor ve bu kesinleşiyor.

Ondan sonra yine bir karar var. Orada da ‘sizin dava ehliyetiniz yok’ deniliyor.

O günkü dava ile bugünkü davayı bir araya getirdiğiniz zaman davayı açan barodur. Kendisiyle ilgili olmayan bir konuda dava açıyor. O zaman kabul edilmiyor bu sefer bir şekilde kabul ediliyor.

Başka bir örneği de var. Yine bir dava açılıyor. Meslek liselerinden birisi, ‘ben doğrudan zarar gördüm’ diyor. ‘Kusura bakma bu iş YÖK’ün işidir’ diyor.

Gerçi bu son verilen kararda katsayı düzenlemesi yapma işinin YÖK’e ait olduğunu Danıştay kabul ediyor, ama anlaşılmaz bir takım yorumlarla yine de ‘siz böyle bir katsayı düzenlemesi yapamazsınız’ diyor.

Danıştay’ın bu verdiği karara önceki verdiği kararlar ışığında bakarsak ‘o zaman kusura bakmayın çok hukuki bir karar değil’ demeliyim.”

BİR HUKUK Kİ, DON LASTİĞİ GİBİ!

Görüyorsunuz, sayın Bülent Arınç, “fotoğraf”ı gayet net koyuyor ortaya... Hem de “delil” niteliğindeki “karar”larla!..

Bir defa daha anlıyoruz ki;

İstanbul Barosu’nun böyle bir dâvâ açmaya ne yetkisi vardır, ne ehliyeti!.. Ama, “Sabih Kanadoğlu’nun kışkırtması” üzerine böyle bir dâvâ açmıştır!..

Asıl ilginç olanı, Danıştay’ın tavrı...

Acaba, “Danıştay’ın hangi kararı hukuki”dir?.. Diyarbakır Barosu’na verdiği, “kendi işinize bakın, bu işlere burnunuzu sokmayın” cevabı mı, İstanbul Barosu’nun başvurusuna “balıklama atlaması” mı?..

5 ay önce, “Katsayı düzenleme yetkisi YÖK’ündür” kararı mı “hukuki”dir, yoksa “YÖK’ün yetkisini gaspeden” kararı mı?..

Ne yani;

“Hukuk” denilen kavram bir “muz” mudur ki, herkes niyetine göre soyuyor?..

Ya da hukuk, bir “don lastiği” midir ki; isteyen, istediği kadar sündürüyor?.

Bence, “olayın özü” budur... Tartışmaya buradan başlanmalıdır!.. Önce, “Danıştay’ın konumu” net olarak ortaya konulmalı, diğer konular daha sonra tartışılmalıdır!..

Ama “tartışma”ya başlamazdan da önce, bu “adaletsizlik” ve “zulüm” ortadan kaldırılmalıdır!..

YÖK, bu işi mutlaka çözmelidir!..

Danıştay da artık, yetkisini aşmamalıdır!..

=======================

Emeklilere iyileştirme

“Eczacı”ların ve “avukat”ların “protesto”larının ve “yürüyüş”lerinin hiç de masum olmadığını ve “belli bir merkezden yönlendirme” ile yapılmış “organize işler” olduğunu düşünüyorum.

Ama “emekliler”in taleplerinin dikkate alınması gerektiği kanaatindeyim... Sadece bana ulaşıp, “feryat” eden emeklilerin sayısı hiç de az değil... Bu emekliler içinde Muhittin Çiçek amca gibi “AK Parti’ye oy ve gönül vermiş emekliler” var ki; onlar “kendileri” için değil, “AK Parti aleyhtarlarının propagandasını boşa çıkarmak” için “zam” istiyorlar.

Bu konuyu uzun uzun yazmak niyetindeydim ki; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in dünkü açıklaması geldi... Sayın Dinçer diyordu ki; “Emekli aylıklarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar neticelenmek üzeredir.”

Sayın Dinçer’den “emekliler” adına rica ediyorum; bu çalışmaları bir an önce neticelendirin de, “SSK emeklileri”nin gönülleri hoşnut olsun... Aksi halde “emeklileri kışkırtan” bazı çevreler, bu olayı da bir “hükümet karşıtlığı”na dönüştürmeyi planlamaktadır!..

Ne olur; “Muhittin Amca” gibileri üzmeyin Sayın Bakan!..

Hiç olmazsa, “emeklilik maaşı”ndan “kira” ödeyenleri düşünün!..

Emekliler, “gözden çıkarılabilecek” küçük bir kitle değildir.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim