Hukuk cuntası...

12.07.2010 10:35

Sibel Eraslan

Anayasa değişiklik paketinin Yüce Mahkeme’den küçük yara berelerle sıyrılarak referandum yoluna çıkması, sevinçle karşılandı...
Aslında Anayasa Mahkemesi, bağlılık andıyla varlık bulduğu Anayasa’yı göz göre göre çiğnedi. Esastan bakamayacağı bir davaya, esastan girerek, denetim yetkisini aştı. Meclis’in yerine geçti. Yasamanın yerine geçti. Anayasa ve yasa yapma gücünü elinde bulunduran halkı iptal etti... İşte binbir netameden sonra halkın önüne gelecek şu haliyle Anayasa değişiklik paketi... Aslında olmadığı ortaya konmuş bir halkın referandumuna sunulacak... Anayasa Mahkemesi, aslında “halk yoktur” dedi bu tavrıyla...
Az buz şey değil çünkü şu tartıştığımız “esas/şekil” tartışması...
Anayasal güvencedeki bir halk hakkı, Anayasa çiğnenerek yok sayılıyorsa, yok sayanlar nazarında o halk zaten “var” değildir...
İşte daha açık yüreklilerimizin açıktan sevindiği, daha politik olanlarımızınsa “kıs kıs” gülerek veya “fısır fısır” birbirini tebrik ederek sevindiği durum budur...
Anayasa değişikliğinin tekeden adeta süt çıkartılarak da olsa halk önüne gelebileceği, orta ve ortanın üzerinde sevince sebep olmuştur... Neye seviniyoruz? Açıkça, pervasızca sergilenmiş halkı mutlak butlanla batıl eylemiş bu girişim, bundan sonrasında da açık hukuksuzluğu ile devam edecektir, buna mı seviniyoruz? “Anayasa bir kere delinse ne olur ki” derdi geçmiş büyüklerimizden bazıları... Ama geldiğimiz bu delik, artık su yoluna dönüşmüş başka bir şeyi işaret ediyor... Yüce Yargı makamı için Anayasa’yı çiğnemek artık adet haline gelmiştir... Fiili olay denir hukukta. De facto... De facto’nun kurallaşmış halinden söz ediyorsak, artık orada demokrasi değil, bariz ve fiili darbedir söz konusu olan... Anayasa Mahkemesi, Anayasa’yı çiğneyerek, adeta bir “hukuk cuntası” olduğunu delillendirmiştir...
Meclis Başkanımız, Anayasa Mahkemesi’nin esastan bakamayacağı bir konuyu, Anayasa’ya aykırı bir şekilde esasa girerek değerlendirmesi hakkında “suskun kalamayacağını” söyledi... Samimi, ama bir o kadar da politik bir tavır... Çünkü bulunduğu makam, suskun kalma makamı değil, halkı temsilen “yapma, eyleme, hareket etme” makamı...
Peki ne yapabilir? Zira bahsettiğimiz Yüce Yargı, merdivenin en tepesinde duruyor... Hukuka uygunsuzluğu halinde, çalınacak herhangi bir kapı yok... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek mi dediniz? O şartlar altında iktidarın aslen iktidarsız olduğunun ortaya çıkması söz konusu... İşte Anayasa Mahkemesi bunu başarmıştır. Tipik bir muhalefet partisi taktiği uygulayarak, iktidarın iktidarsız olduğunu işaret etmiştir... İktidarı da geçiniz, yasal ve legal seçimlerle iktidar olmuş bir halkın, pek de ciddiye alınacak bir güç olmadığını ilan etmiştir...
Bu bir darbedir...
Darbeler sadece omuzlarında yıldızlar parlayan askeri cuntalar tarafından gerçekleştirilmez...
Karşımızda duran; şu haliyle açık seçik bir hukuk cuntasıdır... Juristokrasidir. Yargıçlar diktatoryasıdır.
Hiç olmazsa “az bir yara bereyle atlattık” algısı ise, maalesef darbeleri kabullenmiş, içselleştirmiş, tutuk bir dildir...
Darbe algısı Türkiye’de mutasyon değiştirerek, askeri olanından elitist olanına evrilmiştir.
Anayasa, halka sorulmamıştır. Yargıçlara sorulmuştur. Halk oyu’na değil, yargıçların oyu’na sunulmuştur.
Dolayısıyla 12 Eylül’de yapılacak olan referandum değil, bir tür dostlar alışverişte görsün gösterisi, bir tür karnavaldır...
Adalet ve tarafsızlık ilkelerini yitirmiş bir mahkeme, mahkeme olmaktan çıkar.
Öyleyse başta Meclis Başkanımız olmak üzere yasamanın tüm temsilcileri, vekiller, sadece “susmama” haklarını kullanmayı bırakarak, “konuşma ve eylem” haklarını da kullanmalıdır. “Mahkeme kararını tanımıyoruz, çünkü bu açık bir darbedir” diyebilme haklarını kullanmaları gerek...
Fısır fısır tebrikler, kıs kıs sevinmeler, yangından mal kurtarmaya dönüşecek toplumsal bir ahlâk erozyonuna mahkûm ediyor hepimizi... Darbeci Mahkeme, hepimizin ahlâkını bozuyor, farkında mısınız? Ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar hepimizi... Her gün sıtma... Her gün sıtma. Yok mu bunun başka seçeneği?

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim