1. YAZARLAR

  2. Mustafa Karaalioğlu

  3. HSYK seçiminde ne oldu?
Mustafa Karaalioğlu

Mustafa Karaalioğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

HSYK seçiminde ne oldu?

A+A-

Değişimden daha önemli olan şeyin değişimin sevk ve idare edilmesi olduğu bir kez daha görülüyor. HSYK seçimleri üzerinden başlayan tartışmaların seyrine bakınca galiba en başta soğukkanlı olmak gerekiyor.

Sadece hükümetin değil, değişime omuz veren Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen, bunun için risk alan insanlar da soğukkanlı olmalı. Bazı şeyler göründüğü gibi değil çünkü...

Öncelikle şunu söyleyelim ki seçimin sonucu hem Yarsav cephesini, hem de bu cephenin çıkardığı sese bakıp yargıda ulusalcı kadroların çoğunlukta olduğunu düşünen demokratları şaşırttı.

Eğer HSYK’ya bu grubun listesinden birkaç isim girmiş olsaydı muhtemelen bugün seçimler üzerinden bir tartışma yapılmıyor olacaktır. Bunun sebebi de yine Yarsav’ın CHP’yi motive ederek Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucunda “tek oy” kuralının iptal edilmesidir. Eğer bu madde iptal edilmemiş olsaydı bugünkü HSYK tablosu daha farklı olabilirdi.

Peki, yıllardır her konuda muazzam bir söylem üstünlüğüne sahip olan, rejim, laiklik ve hatta devlet bekçiliği üzerinden sadece yargı çevrelerini değil, siyaseti ve medyayı da baskı altına alma gücüne sahip bir grup nasıl oldu da böyle ezici bir mağlubiyet yaşadı?

Seçimlerde şaibe ve usulsüzlük var mıydı?

Kimse şu ana kadar somut delillerle bunu iddia edemedi. Yani, yanlış oy sayımı, kullanılan oyların yazılmadığı veya adayların engellendiği gibi bir iddia ileri süren olmadı.

Buna rağmen Yarsav, tam kanunsuzluk hali olduğunu ileri sürerek seçimin iptalini istedi.

Herhalde, hükümetin veya bakanlığın bir organı veyahut da nüfuz alanı içinde bir kurumu sayılamayacak Yüksek Seçim Kurulu iptal talebine özetle şu cevabı verdi: “Seçimlerde, tam kanunsuzluk hali görülmediğinden seçimlerin yenilenmesi isteminin reddine oybirliğiyle karar vermiştir. Üye seçiminin demokratik, serbest ve eşit koşullarda gerçekleşmediğine ilişkin somut bilgi, belge ve delil bildirilmediği için bu iddiayla ilgili inceleme yapılamaz. Ayrıca, sayım ve döküm işlemleri açık olarak yapılmıştır.”

Açıklamanın şurası çok önemli:

“Seçmenlerin etki altında bırakılarak seçimin yapıldığına ilişkin iddia, seçmenlerin konumları gereği yerinde görülmemiştir.”

Yani, YSK diyor ki hakim ve savcılar gibi en hassas görevlerde bulunan ve ülke standartlarının üzerinde eğitim alan bir gruba baskıyla, vaat veya yalanla oy verdirilemez.

Bununla birlikte, seçilen listede iki bakanlık bürokratının bulunması bir gerekçe olarak ileri sürülüyorsa başka iki bakanlık bürokratının da Yarsav listesinde bulunması nasıl izah edilecek?

Ayrıca, yeni HSYK ile bakanlığın hakim ve savcılar üzerindeki etkisi neredeyse sıfırlanıyor. Yani, birileri korkacak olsa bile bunun için bakanlık adamlarına oy vermesi gerekmiyor.

Öte yandan, yeni HSYK üyelerinin bu iktidar döneminde bakanlığa alınan isimler sayesinde seçildiği iddiası da var.

2002’den itibaren alınan hakim ve savcıların kıdemleri birinci bölge olarak kabul edilen İstanbul gibi illerde çalışmaya uygun değil; bunun için belirli bir süre diğer bölgelerde görev yapmaları gerekiyor. Ama, seçimden birinci çıkan İbrahim Okur’un oylarının 3 binden fazlası birinci bölgelerden geldi. Üstelik Okur, daha AK Parti kurulmadan bakanlığa giren ve eski bakanlarla da yakın çalışmış bir isim olarak biliniyor.

İşin ilginç yani, Yarsavcıların çoğunlukta olduğu bilinen adliyelerde de seçimi bu gruba rakip olan liste kazandı.

İşin özü şudur... Tıpkı, seçmen gibi hakim ve savcılar da gürültü yapan, kendisini rejim muhafızı gören, söylemleriyle marjinalleşen isimleri ve grupları tercih etmiyor.

Türkiye’yi biraz okuyanlar için de bunda şaşılacak bir şey yoktur.

STAR

YAZIYA YORUM KAT