HSYK kriz olmaya devam edecek

29.07.2009 04:08

Adnan Küçük

Türkiye'de son günlerin en tartışılan kurumu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'dur (HSYK). Kurul'un tartışılmasının sebebi, adli hâkim ve savcıların atanması ve nakline ilişkin yaz kararnamesidir. Her yıl hâkim ve savcıların atanması ve nakline ilişkin yaz kararnamesi hazırlanır ve bundan çoğu kişilerin haberi bile olmaz.

Son atama ve nakil kararnamesi ile Kurul'un kanuni yetkilerini zorlama pahasına atama ve nakil kararnamesi taslağında değişiklik yapma çabası içinde olması, ciddi tartışmalara neden oldu. Ayrıca bu çabayı gündeme taşıyan HSYK üyesi ile alakalı medyada dolaşan bazı haberler ve resimler ile atama ve nakil kararnamesi taslağında değişiklik yapılmasına yönelik çabaların hedefinde Ergenekon davası ve soruşturmasını, KCK ve faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturmaları yürüten hâkim ve savcıların kanun ve yönetmeliğe aykırı bir şekilde yerlerinin değiştirilmesinin yer alması, Kurul'un bizzat kendisini tartışmanın odağına yerleştirmiştir. Bu vesileyle, HSYK'nın hâkim ve savcılar üzerinde kurmuş olduğu baskıcı mekanizma da gün yüzüne çıkmış oldu.

HSYK'nın başta Ergenekon olmak üzere kritik dava ve soruşturmaları yürüten hâkim ve savcıların atanması ve naklini de ilgilendiren görüşmeler yaklaşık 8,5 saat süren toplantıdan sonra 27 Temmuz 2009 günü sona erdi. Günlerdir süren bu toplantılarda yürütülen çok çetin müzakereler neticesinde kritik dava ve soruşturmaları yürüten hâkim ve savcılar yerlerini korudular. Ama bunlara ilişkin şikâyet ve suç duyuruları için Adalet Bakanlığı'nın işlem yapması kararlaştırıldı. Kurul'un da çıkacak bu sonuca göre işlem yapması karara bağlandı. Peki, ulaşılan bu mutabakat ile sorun çözüldü mü? Cevap: Hayır. Sadece erteleme söz konusu. Ergenekon ve diğer kritik soruşturmalara ilişkin baskı oluşturmaya çalışan kesim, şimdi de güz kararnamesini bekleyecektir. Dahası, Ergenekon hâkim ve savcılarına yönelik olarak bakanlığın işlem yapması, bunlar üzerinde psikolojik baskı oluşturmaya devam edecektir. Kısaca HSYK merkezli temel sorun varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu yazıda HSYK'nın hâkim ve savcılar üzerinde kurduğu bu mekanizmanın yargı bağımsızlığı ve hâkim ve savcı teminatına yönelik oluşturduğu negatif etkileri üzerinde durmak istiyorum.

HSYK üyelerinin belirlenmesinde siyaset kurumu ile yürütme büyük oranda devre dışı bırakılmış durumdadır. Bu kuruma TBMM ve hükümet üye seçememektedir. Adalet bakanı Kurul'un başkanı, Adalet Bakanlığı müsteşarı da Kurul'un tabii üyesidir. Geri kalan beş üyeden üçü Yargıtay, ikisi de Danıştay tarafından her üyelik için önerilen üç kişi arasından cumhurbaşkanınca 4 yıllığına seçilir. Her üyelik için önerilen üçer kişi, Yargıtay ve Danıştay genel kurullarında her bir kişi için yapılan ayrı ayrı oylama ile belirlenmektedir. Esasen HSYK Kanunu'nda (md. 5, 6) böyle bir yöntem önerilmiş olmasa bile, Yargıtay ve Danıştay genel kurulları, fiili olarak bu yöntemi benimsemiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında, her bir üyelik için belirlenecek üç aday da Yargıtay ve Danıştay'da çoğunluğa sahip kesim tarafından belirlenmektedir. Farklı eğilimlere sahip kişilerin HSYK'ya atanması mümkün olmamaktadır. Diğer yandan Yargıtay üyelerinin tamamı (AY. md 154), Danıştay üyelerinin de dörtte üçü (AY. md 155) HSYK tarafından belirlenmektedir. Bu durumda HSYK'yı bu iki Yüksek Mahkeme belirlerken, HSYK da bunların üyelerini tayin etmektedir. Bu mekanizma sayesinde belli bir ideolojik düşünce bu kurumlarda belirleyici bir konuma erişmiş olmakta; farklı eğilimlerin önü tamamen tıkanmış olmaktadır. Bunun adı kooptasyondur; yani kurum içi kast sistemidir. Bu mekanizma çerçevesinde gerçekleşen uygulamalar neticesinde fiili olarak yargı camiası, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçilebilecek olanlar ve seçilemeyecek olanlar şeklinde iki kısma ayrılmaktadır. Benzer durum HSYK'ya seçilebilme açısından da söz konusudur. Hâkim ve cumhuriyet savcıları bu sistem içinde sıkışmakta; belli zihniyete sahip hâkim ve cumhuriyet savcılarının gerek HSYK üyeliğine, gerekse Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçilebilmelerinin yolu büyük oranda tıkanmış olmaktadır. Ayrıca HSYK üyelerinin tekrardan seçilme yolunun açık olması, HSYK ile Danıştay ve Yargıtay arasında zihniyet temelli dayanışmaya da yol açmaktadır. Bunun yanında HSYK üyeleri tekrardan seçilebilmek için, kendisini belirleyen Yüksek Mahkeme'de çoğunluğu temsil eden kesimleri memnun edici yönelimler içerisine de girebilmektedirler.

Hâkim ve savcıların atanma ve nakillerinde, yükselmelerinde, hâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların derece yükselmelerinin yapılabilmesinde, birinci sınıf olan hâkim ve savcıların başarılı olup olmadıklarına ilişkin değerlendirmelerde, başta disiplin soruşturması olmak üzere diğer özlük işlerinde tek söz sahibi HSYK'dır. Bu kurulun hâkim ve savcıların özlük işlerine ilişkin işlemleri yargısal denetime tabi değildir. Diğer yandan bu tür özlük işlerine ilişkin işlemlerde hâkim ve savcılara yönelik hazırlanan gizli ve açık sicil belgeleri belirleyici olmaktadır. Bunlardan gizli sicil belgesinde (hal kâğıdı) yer alan bilgilere istinaden hâkim ve savcıların atama ve nakilleri yapılmakta, bazen disiplin cezalarında bu sicil bilgileri etkili olabilmekte, bazen de hâkim ve savcılar için bölgelerinde görev yapmaları gereken asgari görev süresi (5'inci bölgede 2; 4'üncü ve 3'üncü bölgelerde 3; 2'nci bölgede 5; 1'inci bölgede 7 yıl) dolmadan görev yerlerinin değiştirilmesinde bu bilgiler etkili olabilmektedir. Kısaca objektiflik ve doğruluğunun test edilmesinin pek kolay olmadığı bu gizli sicil bilgileri bu kişilerin söz konusu mağdur edici işlemlerin yapılmasında etkili olabilmektedir. Bütün bu işlemler, gizli sicil bilgileri çerçevesinde HSYK tarafından yapılmaktadır ve yapılan bu işlemler de yargısal denetim haricindedir.

Şimdi şunu sormak istiyorum: "Hakkında ne tür bilgileri içeren sicil düzenlendiğinden haberdar olmayan; bu sicillerin düzenlenmesinin her türlü subjektif değerlendirmelere açık olduğu; HSYK'da esasen belli bir siyasi ideolojinin belirgin olarak belirleyici olabildiği; HSYK'da egemen ideolojiyi benimsemeyen hâkim ve savcıların her an özlük haklarının HSYK tarafından zedelenebilmesinin önünün açık olduğu; en azından bu yönde bir korkunun mevcut olduğu; bu işlemlere karşı yargı yolunun kapalı olduğu bir ortamda hâkim ve savcı teminatının varlığından söz edilebilir mi?"

Bu sorulara verilecek cevabın evet olduğu konusunda ciddi şüphelerim var. Dahası, HSYK bünyesinde Yargıtay ve Danıştay tarafından belirlenen çoğunluğa sahip üyelerin, son Ergenekon soruşturması ve davası ile KCK ve faili meçhul cinayetleri soruşturan hâkim ve savcıların asgari görev süreleri dolmadan başka yerlere atanmalarının sağlanmasına yönelik, kanun ve yönetmeliğe aykırı bir çaba sergilemeleri, şüpheleri daha da derinleştirmektedir. Ayrıca daha önceleri Şemdinli davasında Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya ve 12 Eylül darbesini gerçekleştiren darbecilerin lideri Kenan Evren hakkında iddianame düzenleyen Sacit Kayasu meslekten ihraç edilmiştir. Bu durumda, hâkim ve savcı teminatının varlığından söz edebilmek pek mümkün değildir. Bütün bunlar, HSYK'nın hâkim ve savcı teminatını ne oranda tehdit ettiğini göstermektedir. Anayasa ve HSYK Kanunu gereği yapmış olduğu işlemlerde yargı bağımsızlığı ve hâkim ve savcı teminatına uygun olmak zorunda olan bu Kurul, aksi yönde işlev görmektedir ya da en azından bu yönde ciddi şüpheler mevcuttur. Bu şartlarda HSYK'nın adalet ve hukuk devleti açısından kendisinden beklenen işlevleri layıkıyla yerine getirmesi pek mümkün görülmemektedir.

Hâkim ve savcı teminatı ve yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi, yukarıda sözünü ettiğim aksaklıkların giderilebilmesi, kooptasyona son verilmesi ve Kurul içerisinde çoğulculuğun sağlanabilmesi için, HSYK'nın reforme edilmesi gerekmektedir. Bu konuda Batı'daki gelişmiş demokrasilerde var olan örneklerin emsal alınması yeterlidir. Bu ülkelerde tekdüze bir sistem mevcut değildir. Ama bizdeki sistem hiçbir Batılı demokratik memlekette yoktur. 'Peki, bu ülkeleri de örnek alarak ne tür bir düzenleme yapılabilir?' denilecek olursa, yapılması gerekenleri şu şekilde sıralamamız mümkündür:

HSYK üyelerinin bir kısmı yüksek yargı organları, bir kısmı yüksek yargıda görev yapmayan diğer hâkim ve savcılar, bir kısmı TBMM, bir kısmı hükümet, bir kısmı cumhurbaşkanı ve bir kısmı da adalet bakanı tarafından belirlenmelidir. Bu şekilde Kurul içinde farklı eğilimlerin temsil edilmesi sağlanarak çoğulcu bir yapı oluşturulmuş olacaktır.

HSYK'nın işlemlerine karşı yargısal denetim yolu açılmalıdır. Bu sayede hâkim ve savcılar HSYK kaynaklı işlemlere karşı teminat altına alınmış olacak; bunlar, karar ve işlemlerinde daha bağımsız ve yaratıcı olabileceklerdir; hiçbir hâkim ve savcı, vermiş olduğu kararlardan ya da yapmış oldukları işlemlerden dolayı "acaba başımıza neler gelir?" endişesi taşımayacaktır; en azından böylesi bir ortam sağlanmış olacaktır.

Hâkim ve savcılarla alakalı özlük işlemleri ve disiplin soruşturmalarında gizli saklı sicil bilgilerinin belirleyici olması mekanizmasına son verilmeli, gerek atama ve nakil işlemlerinde, gerekse diğer özlük işlemlerinin düzenlenmesi konusunda belirleyici olan ölçütlerin objektif ve belirgin olmasının sağlanması gerekir. Bu ölçütler belirginsizleştikçe hâkim ve savcıların teminat altında olmaları ve görevlerini güvenle yerine getirebilmeleri, bu çerçevede yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi mümkün değildir.

Bütün bu öneriler gerçekleştirilmediği, bu yönde lüzumlu anayasal ve kanuni değişiklikler yapılmadığı takdirde yargı temelli sorunlar daha ileri boyutta yaşanmaya devam edecek; HSYK, hâkim ve savcılar üzerinde "Demokles'in kılıcı gibi sallanmayı" sürdürecektir. Bu ortamda ne Ergenekon ne de diğer kritik soruşturma ve davalarda olumlu bir neticeye ulaşılabilir. Gerçekten bütün bu dava ve soruşturmaların da Susurluk gibi, Şemdinli gibi üzeri örtülü kalması istenmiyorsa, Türkiye'nin bağırsaklarının temizlenmesi arzu ediliyorsa, HSYK, yukarıdaki öneriler de dikkate alınarak öyle bir yapıya büründürülmeli ki, burada görev yapan hâkim ve savcıların gözlerinin önüne, Ferhat Sarıkaya'lar, Sacit Kayasu'lar gelmesin, hak bildikleri yönde cesaretle her türlü yargısal işlemleri yapabilecekleri bir yargısal ortam sağlanmış olsun. Bunun için de, güz kararnamesi beklenmemeli; daha önceden bu sorun halledilmeli ki, Türkiye bir de güz kararnamesi döneminde HSYK temelli bir gerilim yaşamasın, yargı bundan yara almasın; dava ve soruşturmalar selametle sürdürülmeye devam etsin. Bütün bunların yapılması hem yargıyı hem de bütün memleketi rahatlatacaktır.

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim