HSYK keşke açıklama yapmasaydı

30.07.2009 09:50

Bülent Korucu

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, haftalar süren atama kriziyle ilgili açıklama yaptı. Hukuka saygısı ve inancını korumaya çalışan birçok kişi, bildiriyi okuyunca benim gibi 'eyvah' demiştir. Yüksek yargıdan gelen asil ve yedek üyelerin imzaladığı metin, eleştiriyi fazlasıyla hak ediyor.

Kurul üyeleri, Ergenekon Davası'na duydukları yakın ilgiyi itiraf etmiş durumdalar. Öncelikle bu ilgiyi gerekçelendirmek zorundalar. Devam eden yüz binlerce davadan biri olan Ergenekon'a imtiyazlı konum hangi sebeple verilmektedir? Adalet Bakanlığı'nın verdiği bilgilere göre hâkim ve savcılar hakkında yılda 5 bine yakın şikâyet vuku buluyor. Bunlardan sadece yüzde 3-4'ü haklı bulunup işleme konuluyor. Ergenekon Terör Örgütü Davası sanıklarının şikâyetleri hakkında karar almaya ve açıklama yapmaya kurulu iten şey nedir? Kanun önünde eşitlik, hukukun en temel umdelerinden biri. Albay Dursun Çiçek'i ayrıcalıklı kılan, başvurularını Yüksek Kurul tarafından takip edilir hale getiren sebebi öğrenmek istiyoruz. Böylesine üst düzeyde hüsnükabule mazhar olan başka davalar ve müracaatlar olmuş mudur? Bilmek arzusundayız.

Ayrıca HSYK'nın yüksek yargıdan gelen üyeleri kendilerini 'temyiz makamı' gibi konumlandırarak anayasa suçu işliyorlar. Anayasa, kendisinin vermediği bir yetkinin kullanılamayacağını emrediyor. Açıklamada, usule aykırılıklardan bahsedilerek bunlar hakkında 'kanun yararına bozma' talep ediliyor. Hepimiz savcıların sadece talep mercii olduğunu, yetkili mahkeme kararı olmadan hiçbir eylem yapamadıklarını biliyoruz. Arama, tutuklama, tutukluluğun sürmesi gibi bütün kararların altında yetkili mahkemelerin onayı var. Sanık avukatlarının itirazları üzerine temyiz makamı konumundaki mahkemelerin teyit veya bozma kararları ortada. Hüküm oluştuğunda Yargıtay'da birkaç aşamalı temyiz süreci mevcut. Temyizle yetkili bütün mekanizmalar çalışıyorken, verilen beyanat ve bu yoldaki girişimler talihsizlik.

Kurulun hâkim üyelerinin, taleplerini gerekçelendirirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) atıf yapmaları ilgi çekici bir çelişki. Bilindiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, HSYK'yı mahkûm etti. Hem çalışma usulleri hem de verdiği kararlarını AİHS'ye aykırı bulduğunu ağır bir gerekçeyle birlikte duyurdu. Türkiye'nin, üst norm olan uluslararası sözleşmelere uymak için HSYK'nın yapısını ve mevzuatını acilen değiştirmesi gerekiyor. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılarla ilgili açıklama tam da AİHM'nin gerekçesini doğruluyor. "Savcıları görevden alamadık, hiç olmazsa yaralayalım" anlamına gelecek ifadeler, 'kamu görevi yapan insanlar üzerinde korkutucu etki yapar' nitelikte. Tırnak içine aldığım ifade AİHM'nin Savcı Sacit Kayasu'nun ihracı hakkında verdiği mahkûmiyet kararının gerekçesinde geçiyor. HSYK'nın yüksek yargıçları, aldıkları mahkûmiyete rağmen 'korkutucu/caydırıcı' misyonlarından vazgeçmiyorlar. Bildiride öne çıkan çelişkilerden biri de hem gizlilik ilkesini hatırlatıp hem de bu ilkeyi çiğnemeleri. Gizlilik kuralının, şeffaflığı engellediği için yanlış olduğunu düşünüyorum. O ayrı bir tartışma konusu. Ancak mevcut mevzuat gizliliği emrediyor. Gizli kalmayı en çok hak eden unsur, oyların rengidir. Somut sonuçları olmayan görüşler, mütalaalar konusunda gizlilik vurgusu yapıp, bakan ile müsteşarın oyunu açıklamak yaman bir çelişki ve hukuk ihlalidir. Ergenekon Davası'yla ilgili gizlilik hatırlatması da gerçeği yansıtmıyor. Sızmanın büyük oranda sanık avukatlarından kaynaklandığını herkes biliyor. Hatta mahkeme, hukukun sınırlarını zorlamak pahasına onlara sınırlama getirdi. Ve maalesef sınırlamanın işe yaradığını gördük.

Hülasa HSYK'nın yüksek yargıdan gelen üyeleri keşke 'ağır otursalardı, molla bilmeye devam etseydik'.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim