HSYK bir buzdolabı eder mi?

19.02.2010 18:52

Eser Karakaş

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yine siyasal tartışmaların tam göbeğine oturmuş durumda.

HSYK Anayasa'nın 159. maddesine göre anayasal bir kurum; görev ve yetkileri açısından da YARGININ PATRONU.

HSYK'nın işi nedir? Yargının patronu, tüm hakim ve savcıların bağlı olduğu en yüksek otorite olan HSYK'nın asli işi olsa olsa hukuk üretmek, üretilen hukukun da kalitesini kontrol etmek olmalı.

Yargının patronu ifadesini kullanıyorum zira Anayasa'nın 159. maddesi; hakim ve savcıların mesleğe kabulünde, atama ve nakletmede, yükseltme ve birinci sınıfa ayırmada, meslekten ihraçta, görevden uzaklaştırmada vs. bu kurumu, HSYK'yı yetkili kılıyor.

Son günlerde yaşanan çarpıcı gelişmeler esnasında HSYK'nın kararlarında, Başkan vekilinin ifadelerinde en çok gördüğümüz kavram da "HUKUK".

Konu HSYK ise bu da çok normal değil mi?

Ama HSYK ve hadi onları da işe katalım, yüksek yargı organlarının adeta tümü hukuktan ne anlıyor diye sorgulamaya başladığınızda karşınıza çıkan manzara biraz ürkütücü.

Herkesin, başta HSYK üyelerinin ve yüksek yargı hakimlerinin iyi anlamaları gereken en önemli konu HUKUKUN artık öyle yerel bir kavram, kurucu ideoloji üzerinden tanımlanabilecek bir kavram ve değerler kümesi olmadığı.

Hukuk da, hukuk kararları da, yüksek yargı kararları da, HSYK kararları da üretilen ŞEYLER.

Bu ürettiğiniz şeyler yani hukukunuz, yüksek yargı kararlarınız, çok net söylüyorum, bizim sınırlarımız dışına çıktığında bir anlam ifade etmiyor ise, bu şeyler, bu kararlar beş para etmeyen şeyler, kararlar demektir.

Aynı konu buzdolapları, arabalar, bulaşık ve çamaşır makineleri için de geçerli (idi).

Yüksek yargıçlarımızın kararları 1987 senesinden itibaren (bireysel başvuru hakkı), buzdolaplarımız, arabalarımız yani imalat sanayi mallarımız da 1996 senesinden itibaren (gümrük birliği) Avrupa ürünleri ile temasa geçtiler.

1996-2010 arasında imalat sanayi mallarımız Avrupa rekabetinde hepimize kıvanç veren bir başarı gösterdiler, tüm Avrupa artık bizim imalat sanayi mallarımızı kullanıyor; başka bir ifadeyle örneğin buzdolaplarımızın artık bir üretim meşruiyeti var zira Avrupa rekabetinde kazanıyorlar, öne geçiyorlar.

Ama aynı şeyi hukuk üretimimiz için söyleyemiyoruz; AİHM'e 1987'den beri ulaşan bireysel başvurularda oransal ve mutlak olarak en çok mahkumiyet alan ülke Türkiye.

İşin doğrusu ise bu mahkumiyeti Türkiye değil, aldıkları kararların yüzde 95'inde, evet bu oran doğru, AİHM tarafından ihlal, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılık bulunan yüksek yargıçlarımız, bu yargıçlarımızın zihniyeti, hukuk donanımı, hukuk anlayışı, yerel ideolojiyle çerçevelenmiş dünyaları alıyor.

Ve nedense ne HSYK, ne Yargıtay, ne Danıştay, ne Anayasa Mahkemesi AİHM tarafından kararlarında bu kadar yüksek oranda gerçek hukuka aykırılık bulunduğu konusunu tartışmıyor.

Avrupa ile temasta bu kadar mağlubiyet alan bir kurumun, yüksek yargı kararlarının, anlayış çerçevesinin meşruiyeti çok büyük ölçüde zedelenmektedir.

Buzdolaplarımız artık AB meşruiyet çerçevesi içindedir.

Hukukumuz ise hala bu meşruiyet çerçevesine girememiştir.

Yargının patronu HSYK ise nedense bu konuyu hiç kafaya takmamaktadır.

Evrensel meşruiyet planında HSYK maalesef bir buzdolabı bile edememektedir.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim