1. YAZARLAR

  2. Markar Esayan

  3. Hrant’ın arkadaşları ve parazitleri...
Markar Esayan

Markar Esayan

Yazarın Tüm Yazıları >

Hrant’ın arkadaşları ve parazitleri...

A+A-

Etyen Mahçupyan’ın Zaman gazetesindeki iki yazısı Hrant Dink cinayeti, cinayet davası ve bu davayı sahiplenenler- sahiplenmeyenler ekseninde zaten için için ilerleyen bir tartışmayı kamuoyuna mal etti. Sanırım iyi de oldu. Ortada bir sorun veya yara varsa bunun mümkün olduğunca çok insan tarafından bilinmesinde fayda var.

Mahçupyan’ın iki yazısında söylemek istediklerinin ve kanımca çok da anlaşılır biçimde izah ettiklerinin ısrarla anlaşılmak istenmemesi gibi bir durum var. Mahçupyan bu konuda konuşmaya en ehil kişilerden birisi. Hrant Dink’in en yakın arkadaşlarından. Dink’in ölüme sürüklendiği süreci onunla birlikte yaşamış, ölümünün acısını en sarsıcı biçimde hissetmiş, olan bitenlere en yakından şahit olmuş kişilerden.

Birçoğumuzun Hrant’la ilgili konularda kişisel görüş açıklamaktan uzak durmamızın en önemli nedeni de buydu zaten. Bu yakınlık, spekülasyonlardan uzak durmayı, böylelikle Hrant’a borcumuz olan saygıyı gösterme görevini da bize yüklemekte çünkü. AGOS ailesinden ve Hrant Dink’i tanıyan kişilerden birisi olarak benim de benimsediğim ahlaki bir duruş bu. Öldürülen kişinin yakınlığı, değeri, o kişinin tüketilme biçimlerine duyduğumuz tepki ve öfke kadar, aynı yola sapmamayı da ahlaki olarak zorunlu kılıyor. Basılı ve sosyal medyada, militan ve dar bir çevre, AK Parti düşmanlığı ile doğrudan bağlantılı olarak hem Mahçupyan’a, hem de bana sürekli olarak saldırdılar. Hrant Dink cinayeti ve AK Parti düşmanlığı üzerinden, neredeyse bu cinayetin sorumluları gibi gösterecek kadar pespayeleştiler. Hatta bir tanesi Ogün Samast’ın davasının bittiği günde, güya tepki olarak “Cezası bu kadar az ise, bekle Markar geliyorum” diye mesaj bile attı.

Kendi ideolojisizliklerini, tıpkı Ergenekon avukatlığına soyundukları ölçüde, Dink cinayeti üzerinden saygıdeğer gösterme, konsolide etme gayretiydi bu. Cinayet davasının skandal bir kararla bitmesi, sanki bu konuda beş yıldır AK Parti’ye en ağır eleştirileri bizler yapmamışız gibi, linç güruhunu hortlattı. Ama asıl sorun Dink Davası’nın, Ergenekon süreçlerinin çökertilmesi için kullanıma sokulmuş olmasıydı. Oysa iki süreç birbirine göbeğinden bağlı, bunu görmüyor olabilirler miydi?

Mahçupyan, her iki yazısında, başlıklarda ima ettiği üzere “Hrant’ın arkadaşları” ve “Hrant’ın parazitleri” arasında bir ayrım yaptı. Cinayetin ilk gününden itibaren davayı sahiplenen, çoğunu tanıdığım, genellikle sol tandanslı küçük bir grup bu konuda teşekkürü hak edecek bir çaba gösterdi çünkü. Mahçupyan da bunu teslim ediyor zaten. Çoğunluğuyla zihniyet olarak aynı yerde durmuyoruz. Bunun da bir önemi olmaması gerekir. Zaten, tek amacınız bir cinayetin tüm yönleriyle aydınlanması, adaletin yerine gelmesini sağlamaksa, ideolojik farkların ne önemi kalır ki!

Ama bir de “parazitler” sıfatını fazlasıyla hak eden bir dış çevre var. Bir yandan Ergenekon ve darbe süreçlerine “Yiyin birbirinizi” perdesinden bakan, AK Parti takıntılı, solcu görünümlü, gerçekte ise bildiğiniz Kemalistler bunlar. İdeolojik olarak yitik, etkisiz, sayıca az ve tembel oldukları için, Dink cinayeti gibi sembolik davaların manevi rantı, kendilerini hiç emek vermeden yeniden üretmelerinin bir fırsatı, o kadar.

Bu iki grup arasında ayrımı görmek, bu tartışmayı da buna özen göstererek yapmakta fayda var. Bu anlamda, Mahçupyan gibi yine Hrant’ın yakın bir arkadaşı ve bu cinayetten derin acı çekmiş olan Ümit Kıvanç’ın geçen gün Taraf ’ta yazdığı türden yazılar da, -Mahçupyan’ı tırmalamak arzusuyla olsa gerek- zorlama, alaycı ve kendi içinde kaybolmuş ironik halleriyle bu önemli ayrımı muğlâklaştırıyor; Kaldı ki, ben bu grubun da Ece Temelkuran’ın Guardian’ da sergilediği kepazelikten rahatsız olduklarını tahmin ediyorum.

Şunu da eklemeliyim, son tartışmalara Hrant’ın Arkadaşları’nın kişisel olarak cevap vermeyi tercih etmemiş olmaları, yukarıda anlattığım ahlaki duruşun bir ifadesi olarak övgüye değer.

Öte yandan, ilk grubun ağırlıklı olarak sosyalist kimlikli arkadaşlarımız oldukları doğru. Bunun Hrant’ın geniş toplumdan kaçırılarak “sosyalist kimliğe” hapsedilmesine yol açtığı savına katılmıyorum. Yani bu grubun ideolojik altyapıları, sekterlikleri ve süreçte kullandıkları sol jargonla, davanın Müslümanlar tarafından sahiplenilmemiş olmasının tayin edici bir ilişkisi yok. Cinayetten sonra üstat Cahit Koytak’ın yazdığı “Hepimiz Hrant’ız bence ne demektir” şiiri, cinayetin AK Parti’yi devirmek için işlenmiş olduğu kanaati bile, ne AK Parti’nin, ne de geniş Müslüman çevrelerin bu davayı sahiplenmesine yol açtı. İstisnalar her zaman saygıyı hak eder, ama böyle bir talep varmışçasına, bu talebi bir avuç etkisi kısıtlı insanın önlemiş olduğu fikri de gerçekçi değil.

Dava tüm adaletsizliğiyle işte orada, isteyenler buyursun sahiplensin, sadece memnun oluruz.

Açıkçası bu tartışmanın, etrafında kopan fırtına kadar önem arz ettiğini düşünmüyorum. Sanırım öfkeyi asıl çeken Guardian gazetesinden sırıtan kötücüllüktü, o da deşifre oldu. Kazanç da bu bence.

mesayan@markaresayan.com

TARAF

 

YAZIYA YORUM KAT