Hrant’ı ‘severken’ Ergenekon’dan geçememek

20.01.2009 02:51

Bekir Berat Özipek

‘Erkekçe olsun isterim / Dostluk da, düşmanlık da" demişti Ahmed Arif. Şiirdeki cinsiyetçi imaya rezerv koyarak okuyalım: Dostluğun da düşmanlığın da mertçe olmasına duyduğu ihtiyacı dile getiriyor şair. Çünkü dostluğun da düşmanlığın da asgari bir dürüstlükten yoksun olduğu bir ülkede yaşadığını biliyor.

Hrant Dink'in alçakça katledilişinin ikinci yılında, O'nun için ağıt yakan külliyetli bir kısım zevata bakarken, benim de aklıma bu mısralar aklıma geliyor. Çünkü onlar bir yandan, belki de hiç tanımadıkları halde, belki bir kez gözleri gözlerine düştüğü halde, sanki kırk yıllık dostlarıymış gibi, O'ndan "Hrant" veya "Sevgili Hrant" diye söz ederken, diğer yandan O'nu katleden derin yapı ve ilişkilerin üzerine gidilmesine engel olmaya çalışıyorlar.

Devlet adına kan dökmeyi meşru gören ve bunu açıkça ifade edenlere değil sözüm. Çünkü onlar, güvercinlere kurşun sıkılmasını meşru görürken, en azından demokratı oynamayacak kadar "dürüst"ler.

Ergenekon Davası derinleştikçe telaşa kapılan ve kamu bürokratı olarak tarafsız olması gerekirken, kendisini teşhir etme pahasına sanıkları "saygın" ve "vatansever" ilan eden ve davayla ilgili eleştiriler yapan bir kısım asker veya sivil bürokrata da değil sözüm.

Önce davayı "görmemeyi" deneyen, bu mümkün olmayınca da olağanüstü bir ustalıkla davayı sulandırmaya çalışan, yargılama sürecindeki hataları mercek altına alırken, en vahim iddiaları iç sayfalara süpüren, adil yargılanma hakkıyla ilk kez bu dava dolayısıyla ilgilenen malum medyaya da değil sözüm.

Benim sözüm, bir yandan "Hrantlar ölmesin" derken, diğer yandan bu sözü mantıki sonuçlarına kadar izlemeyen, bu sözün gerektirdiği ahlaki ve siyasi duruşu sergilemeyenlere; bu sözün gereklerini yapmadıkları gibi, yapana da mani olmaya çalışanlara.

Önceleri bunun, en azından bazıları açısından, önyargı kaynaklı bilinçsiz veya refleksif bir tavır olabileceğini düşünüyordum; ama realitenin bu kadar açık hale geldiği, yani derin dehlizler deşildikçe ortaya saçılan kan ve irin kokusunun bu kadar ayyuka çıktığı bir zamanda, hala bu tutumu izlemenin artık bilinçli bir tercih olduğuna inanıyorum.

Görünen o ki, onlardan bir kısmı aslında bu yapı ve işleyişin değişmesini istemiyor; ama bunu açıkça ifade edemiyor. Diğer bir kısmı ise daha trajik halde: Onların "Akepe'ye" duydukları nefret, Hrant Dink'e, hukuka veya demokrasiye duydukları sevgiden daha büyük.

Şimdi iktidarda hiç sevmedikleri, "ötekilerin hükümeti" var ve iyi kötü Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez bu Hükümet derin dehlizlerin kapağını açmaya çalışıyor. Bunu ciddi bir bürokratik dirence ve medya dezenformasyonuna rağmen ve güçler dengesi elverdiğince yapıyor. Kapıya yığılmış ve linç etmek için "Savcıyı bize teslim edin" diye bağıran politize yargı mensuplarına rağmen yapıyor.

Tamam, hükümet belki de gerçekten demokratlıktan değil de yakaladığı derin canavarın kuyruğunu elinden kaçırdığında başına gelecek felaketi bildiğinden yapıyor. Ama yapıyor. "Onlar" yapıyor. Ergenekon sanıklarının adil yargılanma hakkını savunanlara değil sözüm. Davanın doğru dürüst görülmesi için uyarıda bulunanlara da değil. Öte yandan, Hrant Dink'i yaşatmak için gerekli önlemleri almayanların sorumluluklarını da pekala biliyorum.

Benim sözüm iki yüzlü olanlara.

Onlar şimdi ellerinden geldiğince, kalemlerinin ve dillerinin elverdiğince Ergenekon Davasını sulandırmaya çalışıyorlar. Daha kötüsü, siyaseten doğruculuğun dilini iyi bildiklerinden, çoğu kez bunu demokrasi ve insan hakları literatürünü kullanarak yapıyorlar. Ve bir yandan da kurbanlar için ağıt yakıyorlar. "Hisli" ve "içli" ses tonlarıyla en ince maniplasyonları yapıyorlar. Özetle, kurtla yiyip, sahibiyle ağlıyorlar.

Dostluğun da düşmanlığın da mertçe olmasını istemişti Ahmed Arif. Ama öyle bir ülkede yaşamadığını biliyor ve şiirin devamında şöyle diyordu:

"Hiçbiri olmaz halbuki".

Gerçekten de olmuyor...

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim