1. YAZARLAR

  2. AHMET MURAT KAYA

  3. Hrant Dink Eylemine Neden Katılmadım?
AHMET MURAT KAYA

AHMET MURAT KAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Hrant Dink Eylemine Neden Katılmadım?

A+A-

Televizyonu izliyorum, Hrant Dink kararını protesto için binlerce kişi yürüyüşe geçmiş. Oğuz Haksever, sayıyor “öteki” olmaması gerekenleri: Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Museviler, Süryaniler…

Toplumun tüm kesimlerinin katıldığı bir eylemmiş, ben yoktum. Olmamamın sebebi oradaki hâkim kanaate göre “Sünni bir Türk” olmak olabilir. Oysa ben oradakilerin çoğundan daha fazla kendimi “öteki” hissediyorum. İslamcı denebilecek hemen hiçbir kurumun olmaması ve İslami cenahtan katılımların daha çok bireysel ve marjinal kalması dikkatimi çekiyor. Neden orada değiliz sahiden? İslamcılığın Hrant Dink ile ne alıp veremediği olabilir ki?

Elbette ki, bu ırkçı ve çirkin cinayet lanetlenmeli ve bizler de ilk andan itibaren lanetliyoruz. “Gerçek” katilleriyle hesaplaşmak için her tür çaba da ortaya konmalıdır. Ancak burada dikkat çekmek istediğimiz farklı bir nokta var.

Ortak Payda Laiklik

Katılımcılara bakıyorum: Liberaller, solcular, Kemalistler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Museviler varmış. Bu kalabalık içinde tahminimce en az yer tutanlar Hıristiyan ve Musevi azınlıklardır. Ana gövde sol ve Alevilerden oluşuyordur. Anladığım kadarıyla mikrofon da liberallerde.

Tüm katılımcıların ortak noktaları “modern, laik, seküler yaşam tarzı” denebilir. Hatta daha iddialı bir tanımlamayla “dini -özellikle İslam’ı- sosyal siyasal öteki olarak tanımlayanlar” diyebiliriz. (Yürüyüşe iştirak eden Müslümanları tenzih ederim.) Yukarıda saymaya çalıştığım katılımcı yelpazesinin ittifak ettiği yegâne unsur belki de budur. Hrant Dink’in görüşleri ve idealleri de dâhil olmak üzere, bu katılımcı tablosundan daha büyük bir ittifak konusu çıkaramazsınız.

Bu laik kimlik vurgusu ya da ittifakı, orada olmama engel olan temel gerekçe diyebilirim. Zira her fırsatta dinime, inancıma, yaşam şeklime hakaret etmeyi bir tür ‘aydın karizması’, ‘sanatsal etkinlik’ sanan insan topluluklarıyla bir araya gelmek bana çok uzak bir fikir. Söz konusu dinî inançlar olunca, özellikle sol-Kemalist-Alevi diye kodlayabileceğim kanat, bırakın sosyal-siyasal tahlil yapmayı, sosyal-siyasal bir ahlak ve nezaketten bile nasibini almamış durumda.

Oğuz Haksever kanaat önderlerine mikrofon uzatıyor. Birinci kanaat önderimiz Faik Bulut. İslam adına ne varsa tiksinti derecesinde tepki veren bir adam. Sonra sırada ÖDP’li yöneticiler var. Ama en güzeli sona saklanmış. Altmış yaşlarında bir şahıs mikrofona “Hukuk devleti değil, guguk devleti bu. Düşünebiliyor musunuz, bir genelkurmay başkanı terör örgütünden cezaevinde!” diyor.

Şimdi bu noktada sadece siyasal üslubun densizliği değil, siyasal duruşun sığlığı da kendini ele veriyor. Geçiyorum internetin başına, TKP, ÖDP ve Halkevlerinin sitelerini tek tek açıyorum. Hepsinde basın açıklamaları var. Arıyorum, Ergenekon, Balyoz, Kafes Eylem Planı, İnternet Andıcı vs. hakkında hiçbir şey yok. AKP gericiliğiyle başlayıp AKP gericiliğiyle biten sözde tahliller, özde nefret dolu spekülasyonlar. CHP Gençlik Kolları mahkeme kararını protesto etmiş, Kılıçdaroğlu üzüntülerini ifade etmiş. Gerçekten anlam vermek zor ama bu darbe ve kaos planlarını görmeden, hatta Ergenekon ve Balyoz davalarını ciddiye almayıp, fasa fiso muamelesi çekerek sulandıran bir zihniyet nasıl olacak da Hrant Dink cinayeti meselesinde doğru mevzi alacak?

Burada şu hususu öncelikle ifade etmek lazım: Milliyetçiliği, ulusalcılığı, ırkçılığı hedef tahtasına koyup da Kemalizm’i görmezden gelen bir anlayış inandırıcı olmaktan uzaktır. Gerek radikal sol-sosyalist gruplar ve gerekse Alevi örgütlenmeleri bu özeleştiriyi yapmaya çok uzak görünüyorlar. CHP’yi falan artık burada bahis konusu yapmıyorum. Ama Rakel Dink’in de söylediği üzere “bebekten katil çıkaran sistem”in adı sanı nedir ve adresi nerededir acaba?

Ogün Samast’ı ya da Yasin Hayal’i Ermeni-Rum düşmanı yapan, Türk ulusalcısı bir nefretle donatan temel siyasal söylem Kemalizm değil midir? Peki, bu sol-sosyalist gruplar “bebekten katil çıkaran Kemalist sistem” mevzusunda ne düşünürler ve ne yaparlar? Hatta liberal kesimleri de buraya katalım.

Alevi-Bektaşi örgütler diyeceğim ama biliyorum ki Dersim katliamını yutkunmayı siyaset bellemiş o kesimler asla bu konuda ses çıkarmazlar. Çünkü Kemalizm nihayetinde İslam’ı gerileten bir fonksiyon güder. Oysa katil zihniyet orada bir yerlerde değil midir?

Örgüt Tiyatrosu

Bir de şu “örgüt bulamama” durumu var. Davanın hâkimi çıktı ve aslında cesurca itiraf etti: “Örgüt yok diyemem ama delil yok!” İşlenen fiil sonucunda ardında delil bırakmama, suçu işleyenlerin yetenekleri hakkında da bize fikir verir. Bu suçun örgütsüz olması akıl dışıyken, delil bulunamaması aslında her şeyin milimetrik hesaplandığına işaret eder.

Ama gariplik burada değil. Garip olan şu ki; Ergenekon, Balyoz, Oda TV davaları, sayfalarca süren örgüt şemaları, örgüt planları, hangi ismin ne zaman nerede ne yapacağına kadar belirlenmiş haldeyken bazıları çıkıyor bütün bu yekuna “düzmece, kurmaca, tiyatro” diyorlar. Ama Hrant Dink’in katillerini yargılayan hâkime de “örgütü bulamadın” diye fırça atıyorlar. Burada tutarlılık, Dink davasına bakan hâkimi örgütü göremediği için eleştirirken, Ergenekon ve Balyoz hâkimlerine de örgütü görebildikleri için takdir etmeyi gerektirmez mi?

Kafes Eylem Planı diye bir planı vardı Kemalist cunta sevdalılarının. Hani Rum-Ermeni azınlıkları korkutacaklar, şantaj yapacaklar ve nihayetinde suikastlar yapacaklardı. Peki, hedeflenen ne idi? “İslamcı” hükümeti dış politikada yalnızlaştırmak, başka bir deyişle Batı’ya “Bakın burada İslamcılar iktidarı ele geçirdi, Türkiye eksen değiştiriyor!” uyarılarını yapabilmekti.

Hatırlarsak o günlerde Rahip Santoro cinayeti, Malatya’da Zirve Yayınevi baskını çok konuşulan eylemlerdi. Ülkeye egemen olan siyasal dil şöyle kurulmuştu: “Ülke satılıyor, yabancılar Akdeniz sahillerimizi satın alıyorlar, Karadeniz’de Rum-Pontus devleti kuruluyor, Harran bölgesi İsrail’e peşkeş çekiliyor!” Bu ve benzeri pek çok ulusalcı-Kemalist psikolojik harp söylemi bizzat askerî cunta tarafından tedavüle sokulmuştu. Serseri mayınlar, taşeron tetikçiler, kiralık katiller, vatansever çeteler nasıl da mantar gibi ülkenin her köşesinde bitiyorlardı.

Daha düne kadar Ergenekon örgütüne yok diyenler ve şimdi neden örgüt çıkmadı diye soranlar, Dink cinayetini organize edenler olarak kimi düşünüyorlar sizce? Ergenekon’dan başkası olabilir mi? Bu derece bir saflık, basiretsizlik siyasal bir dile dönüşebilir mi? Ama maalesef dönüştü.

Cinayetin arkasında hükümet güçlerinin olduğunu iddia eden ve Ergenekon gibi saptırmaları gerici hükümetin hedef şaşırtmaları olarak gören zihniyet için sol internet sitelerine başvurabilirsiniz.

Birgün ve Taraf Arasında Hrant Dink

Liberaller eylemlerde en az kitleyi oluştursa da söylemde etkililer. Etyen Mahçupyan ve Ali Bayramoğlu’nun, Hrant Dink ile olan özel dostlukları ve entelektüel miraslarını temsil etmeleri bunu kolaylaştırıyor olmalı.

Yukarıda saydığım sol-Kemalist-Alevi tutum burada söz konusu olamaz. Ancak bu söyleme karşı takınılan tutum nedir acaba? Örneğin, “Katili tanıyoruz” diyen Etyen Mahçupyan ve Ali Bayramoğlu, bu cinayetin psikolojik altyapısında İslamcıların veya AK Parti Hükümetinin olmadığını gayet iyi biliyorlar. Dahası Hrant Dink için eyleme gelenlerin çoğunun zihin iklimini belirleyen Kemalizm’in gerçek azmettirici olduğunu da biliyorlar. Yani gerçekten tanıyorlar katili. Peki, ya bunu yüksek sesle dile getirir ve Agos’un penceresinden şöyle bağırırlarsa ne olur: Katil Kemalist devlettir! Kemalizm’e karşı mücadele verilmedikçe ne Hrant Dink’in katillerini bulabiliriz ne de diğer faili meçhullerin. Kürt meselesi, azınlıklar meselesi, Alevilik meselesi, özgürlükler meselesi Kemalist rejimle hesaplaşmadan adaletle çözümlenemez!

Her fırsatta Türkiye dindarlarına sivri uçlarından, “otoriter, totaliter cemaatlerinden”  kurtulmayı öneren liberal entelektüellerimiz acaba kendi camialarının sivri uçlarından kurtulabilecekler mi?

 

YAZIYA YORUM KAT

14 Yorum