22 Mayıs 2012 Salı

Ahmet Murat Kaya

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hrant Dink Eylemine Neden Katılmadım?

21 Ocak 2012

Televizyonu izliyorum, Hrant Dink kararını protesto için binlerce kişi yürüyüşe geçmiş. Oğuz Haksever, sayıyor “öteki” olmaması gerekenleri: Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Museviler, Süryaniler…

Toplumun tüm kesimlerinin katıldığı bir eylemmiş, ben yoktum. Olmamamın sebebi oradaki hâkim kanaate göre “Sünni bir Türk” olmak olabilir. Oysa ben oradakilerin çoğundan daha fazla kendimi “öteki” hissediyorum. İslamcı denebilecek hemen hiçbir kurumun olmaması ve İslami cenahtan katılımların daha çok bireysel ve marjinal kalması dikkatimi çekiyor. Neden orada değiliz sahiden? İslamcılığın Hrant Dink ile ne alıp veremediği olabilir ki?

Elbette ki, bu ırkçı ve çirkin cinayet lanetlenmeli ve bizler de ilk andan itibaren lanetliyoruz. “Gerçek” katilleriyle hesaplaşmak için her tür çaba da ortaya konmalıdır. Ancak burada dikkat çekmek istediğimiz farklı bir nokta var.

Ortak Payda Laiklik

Katılımcılara bakıyorum: Liberaller, solcular, Kemalistler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Museviler varmış. Bu kalabalık içinde tahminimce en az yer tutanlar Hıristiyan ve Musevi azınlıklardır. Ana gövde sol ve Alevilerden oluşuyordur. Anladığım kadarıyla mikrofon da liberallerde.

Tüm katılımcıların ortak noktaları “modern, laik, seküler yaşam tarzı” denebilir. Hatta daha iddialı bir tanımlamayla “dini -özellikle İslam’ı- sosyal siyasal öteki olarak tanımlayanlar” diyebiliriz. (Yürüyüşe iştirak eden Müslümanları tenzih ederim.) Yukarıda saymaya çalıştığım katılımcı yelpazesinin ittifak ettiği yegâne unsur belki de budur. Hrant Dink’in görüşleri ve idealleri de dâhil olmak üzere, bu katılımcı tablosundan daha büyük bir ittifak konusu çıkaramazsınız.

Bu laik kimlik vurgusu ya da ittifakı, orada olmama engel olan temel gerekçe diyebilirim. Zira her fırsatta dinime, inancıma, yaşam şeklime hakaret etmeyi bir tür ‘aydın karizması’, ‘sanatsal etkinlik’ sanan insan topluluklarıyla bir araya gelmek bana çok uzak bir fikir. Söz konusu dinî inançlar olunca, özellikle sol-Kemalist-Alevi diye kodlayabileceğim kanat, bırakın sosyal-siyasal tahlil yapmayı, sosyal-siyasal bir ahlak ve nezaketten bile nasibini almamış durumda.

Oğuz Haksever kanaat önderlerine mikrofon uzatıyor. Birinci kanaat önderimiz Faik Bulut. İslam adına ne varsa tiksinti derecesinde tepki veren bir adam. Sonra sırada ÖDP’li yöneticiler var. Ama en güzeli sona saklanmış. Altmış yaşlarında bir şahıs mikrofona “Hukuk devleti değil, guguk devleti bu. Düşünebiliyor musunuz, bir genelkurmay başkanı terör örgütünden cezaevinde!” diyor.

Şimdi bu noktada sadece siyasal üslubun densizliği değil, siyasal duruşun sığlığı da kendini ele veriyor. Geçiyorum internetin başına, TKP, ÖDP ve Halkevlerinin sitelerini tek tek açıyorum. Hepsinde basın açıklamaları var. Arıyorum, Ergenekon, Balyoz, Kafes Eylem Planı, İnternet Andıcı vs. hakkında hiçbir şey yok. AKP gericiliğiyle başlayıp AKP gericiliğiyle biten sözde tahliller, özde nefret dolu spekülasyonlar. CHP Gençlik Kolları mahkeme kararını protesto etmiş, Kılıçdaroğlu üzüntülerini ifade etmiş. Gerçekten anlam vermek zor ama bu darbe ve kaos planlarını görmeden, hatta Ergenekon ve Balyoz davalarını ciddiye almayıp, fasa fiso muamelesi çekerek sulandıran bir zihniyet nasıl olacak da Hrant Dink cinayeti meselesinde doğru mevzi alacak?

Burada şu hususu öncelikle ifade etmek lazım: Milliyetçiliği, ulusalcılığı, ırkçılığı hedef tahtasına koyup da Kemalizm’i görmezden gelen bir anlayış inandırıcı olmaktan uzaktır. Gerek radikal sol-sosyalist gruplar ve gerekse Alevi örgütlenmeleri bu özeleştiriyi yapmaya çok uzak görünüyorlar. CHP’yi falan artık burada bahis konusu yapmıyorum. Ama Rakel Dink’in de söylediği üzere “bebekten katil çıkaran sistem”in adı sanı nedir ve adresi nerededir acaba?

Ogün Samast’ı ya da Yasin Hayal’i Ermeni-Rum düşmanı yapan, Türk ulusalcısı bir nefretle donatan temel siyasal söylem Kemalizm değil midir? Peki, bu sol-sosyalist gruplar “bebekten katil çıkaran Kemalist sistem” mevzusunda ne düşünürler ve ne yaparlar? Hatta liberal kesimleri de buraya katalım.

Alevi-Bektaşi örgütler diyeceğim ama biliyorum ki Dersim katliamını yutkunmayı siyaset bellemiş o kesimler asla bu konuda ses çıkarmazlar. Çünkü Kemalizm nihayetinde İslam’ı gerileten bir fonksiyon güder. Oysa katil zihniyet orada bir yerlerde değil midir?

Örgüt Tiyatrosu

Bir de şu “örgüt bulamama” durumu var. Davanın hâkimi çıktı ve aslında cesurca itiraf etti: “Örgüt yok diyemem ama delil yok!” İşlenen fiil sonucunda ardında delil bırakmama, suçu işleyenlerin yetenekleri hakkında da bize fikir verir. Bu suçun örgütsüz olması akıl dışıyken, delil bulunamaması aslında her şeyin milimetrik hesaplandığına işaret eder.

Ama gariplik burada değil. Garip olan şu ki; Ergenekon, Balyoz, Oda TV davaları, sayfalarca süren örgüt şemaları, örgüt planları, hangi ismin ne zaman nerede ne yapacağına kadar belirlenmiş haldeyken bazıları çıkıyor bütün bu yekuna “düzmece, kurmaca, tiyatro” diyorlar. Ama Hrant Dink’in katillerini yargılayan hâkime de “örgütü bulamadın” diye fırça atıyorlar. Burada tutarlılık, Dink davasına bakan hâkimi örgütü göremediği için eleştirirken, Ergenekon ve Balyoz hâkimlerine de örgütü görebildikleri için takdir etmeyi gerektirmez mi?

Kafes Eylem Planı diye bir planı vardı Kemalist cunta sevdalılarının. Hani Rum-Ermeni azınlıkları korkutacaklar, şantaj yapacaklar ve nihayetinde suikastlar yapacaklardı. Peki, hedeflenen ne idi? “İslamcı” hükümeti dış politikada yalnızlaştırmak, başka bir deyişle Batı’ya “Bakın burada İslamcılar iktidarı ele geçirdi, Türkiye eksen değiştiriyor!” uyarılarını yapabilmekti.

Hatırlarsak o günlerde Rahip Santoro cinayeti, Malatya’da Zirve Yayınevi baskını çok konuşulan eylemlerdi. Ülkeye egemen olan siyasal dil şöyle kurulmuştu: “Ülke satılıyor, yabancılar Akdeniz sahillerimizi satın alıyorlar, Karadeniz’de Rum-Pontus devleti kuruluyor, Harran bölgesi İsrail’e peşkeş çekiliyor!” Bu ve benzeri pek çok ulusalcı-Kemalist psikolojik harp söylemi bizzat askerî cunta tarafından tedavüle sokulmuştu. Serseri mayınlar, taşeron tetikçiler, kiralık katiller, vatansever çeteler nasıl da mantar gibi ülkenin her köşesinde bitiyorlardı.

Daha düne kadar Ergenekon örgütüne yok diyenler ve şimdi neden örgüt çıkmadı diye soranlar, Dink cinayetini organize edenler olarak kimi düşünüyorlar sizce? Ergenekon’dan başkası olabilir mi? Bu derece bir saflık, basiretsizlik siyasal bir dile dönüşebilir mi? Ama maalesef dönüştü.

Cinayetin arkasında hükümet güçlerinin olduğunu iddia eden ve Ergenekon gibi saptırmaları gerici hükümetin hedef şaşırtmaları olarak gören zihniyet için sol internet sitelerine başvurabilirsiniz.

Birgün ve Taraf Arasında Hrant Dink

Liberaller eylemlerde en az kitleyi oluştursa da söylemde etkililer. Etyen Mahçupyan ve Ali Bayramoğlu’nun, Hrant Dink ile olan özel dostlukları ve entelektüel miraslarını temsil etmeleri bunu kolaylaştırıyor olmalı.

Yukarıda saydığım sol-Kemalist-Alevi tutum burada söz konusu olamaz. Ancak bu söyleme karşı takınılan tutum nedir acaba? Örneğin, “Katili tanıyoruz” diyen Etyen Mahçupyan ve Ali Bayramoğlu, bu cinayetin psikolojik altyapısında İslamcıların veya AK Parti Hükümetinin olmadığını gayet iyi biliyorlar. Dahası Hrant Dink için eyleme gelenlerin çoğunun zihin iklimini belirleyen Kemalizm’in gerçek azmettirici olduğunu da biliyorlar. Yani gerçekten tanıyorlar katili. Peki, ya bunu yüksek sesle dile getirir ve Agos’un penceresinden şöyle bağırırlarsa ne olur: Katil Kemalist devlettir! Kemalizm’e karşı mücadele verilmedikçe ne Hrant Dink’in katillerini bulabiliriz ne de diğer faili meçhullerin. Kürt meselesi, azınlıklar meselesi, Alevilik meselesi, özgürlükler meselesi Kemalist rejimle hesaplaşmadan adaletle çözümlenemez!

Her fırsatta Türkiye dindarlarına sivri uçlarından, “otoriter, totaliter cemaatlerinden”  kurtulmayı öneren liberal entelektüellerimiz acaba kendi camialarının sivri uçlarından kurtulabilecekler mi?

 

YORUMLAR ( Toplam 14 yorum)
Murat Aşkar
Hrant Dink ve Başörtüsü
23 Ocak 2012 Pazartesi 17:16
Ben de bir alıntı yapayım bari;

Demet Tezcan aktarıyor;
“Kızının mezuniyet törenine giden ama başı kapalı olduğu için törene alınmayan ananın o anda yaşadıklarının nasıl bir ruh hali olabileceğini diğer analara bırakayım. Ben daha ziyade kendimi babanın yerine koymaya çalışıyorum. Olayın görüntülerini izleyen için “yerine koyma”nın da gereği yoktu. Eğer şu kadarcık dahi bir insanlığınız kalmışsa, zaten siz o olmalıydınız ve onun içinde kopan fırtına sizin içinizde de gürlüyor olmalıydı. O anda ben o babaydım ve yaşadığım onun yaşadığı kadar büyük bir depremdi. Babanın kızının mezuniyet formasını çekerek, “Gel kızım,madem bizi almıyorlar,sen de gel,gidelim buradan.” Dediği sahne, sanki depremden kaçısın ta kendisiydi.

Delal kızımla eşim geldi aklıma o an. Kızım Amerika’da okuyor, önemli bir aksilik çıkmazsa ağustosta doktorasını tamamlayacak,kısmet olursa anasıyla birlikte gideceğiz mezuniyet törenine.Şimdiden o mezuniyet töreninin heyecanı içindeyiz. ..Ama işte o baba ve ana,böylesi bir kıvanç paylaşımından anlamsız bir sebeple mahrum kaldı. Niye bilmem, o an kendimden de utandım. Kadının başörtüsünü alıp Hıristiyan eşimin kafasına geçiresim ve içeri dalasım ardında da, “Hadi gelin,bizi de dışarı atın” diye bağırasım geldi…”

Kafes Eylem Planı Kurbanı Hrant Dink...
Zeynep Özyer
sap ile saman
23 Ocak 2012 Pazartesi 17:14
Hasan Soylu güzel bir alıntı yapmış. Alıntıda ne diyor? "Perşembe günü Hrant’ı andık.. Onbinlerce insan Taksim’den Hrant’ın vurulduğu AGOS’un önüne yürüdük."

Yani o eyleme katılıp sonra da eyleme katılan kimi çevrelerin tutarsızlığını eleştirmek gerek. Zaten Bülent Bey'in de Taraf'ın da ve bir çok insaf sahibinin de yaptığı şey bu.

Burada ayrışma noktası o ki, Eyleme katılan kimi grupların tutarsızlığı ve istismarı eylemin kendisine mal ediliyor ve bir toptancılıkla neden katılınmadığı rasyonelleştirilmeye çalışılıyor. Ayını durumu Irak eylemleri için de söyleyebiliriz. ÖZGÜRDER'in de aktif olarak katıldığı bu eylemlere TKP de İP te katılıyordu. Onlar kendi istismarlarını ve tutarsızlıklarını ortaya koyuyorlardı ama kimse onları gösterip eylemin tümünü yargılamıyordu. Bazı yorumcular sapla samanı karıştırıyorlar. Mesela dün Yıldıray Oğur Tarafta siz agosa değil hürriyete yürüyün diye yazı yazdı.

Ben de yürüyüşe katılan bir müslüman olarak oraya daha fazla katılım sağplansaydı kemalizme yönelik sloganlar inletirdi caddeleri...
Darısı seneye 19 ocağa inş.
Hasan Soylu
bir alıntı
23 Ocak 2012 Pazartesi 14:31
Bu hamur çok su kaldırır. Tartışma farklı zaviyelerden uzatılabilir, farklı yaklaşımlar kendilerince haklı gereçeler ileri sürebilirler çünkü konu gerçekten karmaşık. Ben hissiyatımı Orhan Miroğlu'nun Taraf gazetesinde Cumartesi günü yayınlanan yazısınıon son paragrafını iktibas ederek ifad etmeyi tercih ediyorum:


"...Perşembe günü Hrant’ı andık.. Onbinlerce insan Taksim’den Hrant’ın vurulduğu AGOS’un önüne yürüdük. Mahkemenin aldığı karar Hrant’ı vuran örgütü gizlemişti. Ve bu davada en önemli gerçek aslında buydu.. Onbinlerce insan Hrant için yürüdü perşembe günü.. Sevgili Karin Karakaşlı hariç, bir tek insan bile, Hrant’ı vuran örgütün, yani Ergenekon’un adını söylemedi. Bu örgüte karşı bir tepki yükselmedi, bir tek slogan atılmadı. Hrant’ı faşizm vurmuştu, AKP de vuranları koruyordu.. Hepsi bu!.. Ne acı ve ne ayıp! Bu ayıbı örten bir slogan dolaşıyordu ortalıkta: Katil Devlet Hesap Verecek!.. Solun bu ülkedeki tarihiyle yaşıt bir sloganın, orada, o kalabalıkta Hrant’ın gerçek katillerini gizleyen bir slogana dönüşmüş olduğunu görmek çok acı ve trajikti.."
mnuh
BSE
23 Ocak 2012 Pazartesi 13:36
B.S.Erdegerin telasini anlayamadim.Kendisi zaten "Bu bir Hrant Dink yazisi degildir" yazisinda duygularini yazmis, tamam anliyoruz da, katilimcilarin fas edilmesine niye dayanamiyor?Ne yani, onlarin derdinin zulüm ve mazlum olmadigini bilmeyen mi var? Bir iki istisna disinda hangisi Basörtüsü eylemlerinde vardi, hangisi Sivas mazlumlarinin yaninda yer aldilar, hangisi Salih Mirzabeyoglunun durumunu dile getirdi?
Sayin Erdeger Hrant Dinkten daha az mazlum olmayan Cafer Ercakmak öldügünde nerdeydi, yoksa duymadi mi ?
Nevzat
Geniş Açı
23 Ocak 2012 Pazartesi 13:03
Müslümanların bu olaylara, bu tür gelişmelere bir de bu açıdan bakmalarında yarar var evet. Katılırsınız katılmazsınız ama geniş düşünmeli, çok yönlü bakabilmeliyiz.
Bu durum bizi, bizle kimse yeterince ilgilenmiyor, öyleyse biz de başkalarına böyle yaklaşırız anlayışına sürüklememeli elbette.
envercem
her dem mazlumdan yanayız ancak...
23 Ocak 2012 Pazartesi 11:37
Mazluma sahip çıkmak için onun adına izafeten *hepimiz Hrant'ız* demek makuldür, olabilir ancak hepimiz Ermeniyiz demek son derece saçma ve mantıksız. Bu mantığın tutar bir tarafı yok. Ermeniliği ön plana çıkartmak milliyetçileri birbirine düşürmekten öte bir amacı olamaz. Türk-Ermeni kavgasını kışkırtmak amaçlanıyor gibime geliyor. Diğer yandan bunlar samimilerse eğer diğer faili meçhuller ve diğer hak ihlalleri içinde buyursunlar tepki göstersinler. Haydi, bu topluluğu Kayserideki olay içinde en azından taksimde bir protestoya davet edelim ve onların samimiyetini görelim. Bizler elbette her dem mazlumdan yanayız ancak mazlumlar adına tertip edilen bir yürüyüşün gerçekten amacının ve yaptığının zalime kar getirmeyeceğine inanarak. O yüzden ben asla bu tür ne idüğü belirsiz ve sadece kendine yontan anlayışların tepkilerinin oluşturduğu katılımlara katılmam ve tasvip de edemem. Bana göre bu organizasyonları düzenleyenlerin amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir...
Murat Özer
Her rüzgara haydi fora diyenlerin beğenmeyeceği bir yazı
22 Ocak 2012 Pazar 20:48
Ahmet'in ifade ettiği husus, bence Türkiye'deki sanal muhalefet anlayışını faş eden bir duruma işaret ediyor. Dink için yürüyen kitleleri -bu kitlenin peşine takılan az sayıdaki Müslüman'ı (içlerinde yakından tanıdığım ve vicdanları sebebiyle orada bulunduğuna kesinlikle inandığım) dışarıda tuttuğumuzda- daha önce Uğur Mumcu için, Silivri için, Cumhuriyetiçin, Sivas için de gördük. Üç aşağı, beş yukarı aynı kitle!

Bir ermeninin, üstelik 90 yıldır bizi de katleden aynı kişiler tarafından hunharca katledilmesini "Hrant'a Abisine" ağıtlara tebdil edenler için Allah yolunda öldürülen pek çok onurlu Müslüman ise hiç bir zaman bir değer ifade etmedi.

Bugün doldurun bakalım yelkenlerinizi bu rüzgarla, yarına Allah kerim..
Bülent Şahin Erdeğer
Hükümetin Sorumsuzluğu-Sorumluluğu
22 Ocak 2012 Pazar 20:35
Oysa biz Müslümanlar -en az liberal diye tahfif ettiğimiz Taraf kadar- Hükümeti bazen haklı olduğu yerlerde destekleyebilmeli yeri geldiğinde de uyarı mahiyetinde eleştirebilmeliyiz.

Konu özeline dönersek. Müzmin AKP Düşmanları her zamanki gibi Dink Davası sonucunun faturasını AKP’ye çıkarttılar. Ahmet ağabeyin makalesinde de güzel biçimde anlattığı gibi apaçık bir çelişki ve garabet durumu bu. Onlarla aynı ruhsal hastalığı ve dili paylaşan kimi dindarlara ise diyecek laf yok…

Ancak bu bizi ikinci safa savurmamalı. AK Parti doğrudan bu karardan sorumlu olmasa da sorumluluğun bir parçası da ona aittir. Çünkü Hükümet, Dink davası sürecinde başta eski İstanbul Valisi ve Trabzon’daki bürokratları ve emniyet güçleri olmak üzere bir çok memurunu korumuş onların üzerine gidilmesini engellemiştir. Hatta Celaleddin Cerrah gibileri ödüllendirir gibi Osmaniye’ye Vali yapmıştır… Delillerin karartılmasına sebep olmuştur. Asıl azmettirici örgüt bağlantısı delilleri bu sebeple zayıflamıştır. Hükümet şayet sözle değil icraatla Dink Dosyasının karanlık dehlizlerde kaybolmamasını istiyorsa en azından bundan sonra üzerine düşenleri yapmalıdır.

Çünkü hem Zirve Yayınevi katliamında can verenler hem Rahip Santaro hem de Dink AK Parti düşsün diye katledildiler. O zaman AK Parti kendisi uğruna kurban edilen bu kişiler için , adalet için üzerine düşeni yapmalıdır… Bunu söylemezsek topu sürekli Ergenekon’a atıp Hükümetin Ergenekon sürecinde kendi bürokrasisini korumasının da bu süreci yavaşlattığı gerçeğini ıskalarız.
Bülent Şahin Erdeğer
Eksen Sorunu
22 Ocak 2012 Pazar 20:33
Liberalizmi, Marksizmi ve bu ikisini sentezleyerek Müslümanları bireyselciliğe materyalist bir hayat tarzına, örgütsüzlüğe davet eden kimi kıblesini şaşırmışları özgün İslami Kimlik sahipleri olarak hem teorik hem de pratik açıdan eleştirelim zaten onu yapmaya çalışıyoruz. Burada bir ihtilaf yok.Ancak burada iki yaklaşım açığa çıkıyor.

Birisi kendisini salt Müzmin AKP Düşmanlığı eksenine oturtuyor. Herşeye istisnasız muhalif oldukça kendinde kalabileceğini, bozulmayacağını vehmediyor. Diğer yaklaşım ise her gelişmeyi AK Parti ekseninde değerlendiriyor. Onun iktidarını bir şemsiye gördüğünden onun zarar görmemesi için uğraşıyor.Bu iki yaklaşım da kendi özgünlüğünden hareketle davranmıyor. Birincinin tavırlarını karşıtı/şeytanlaştırdığı seçilmiş iktidar tersinden belirlerlerken diğerini zaten doğrudan belirlemiş oluyor.
Kasım
...
22 Ocak 2012 Pazar 14:00
Ahmet Murat abinin yazıda sunduğu katılmamayı gerektiren etmenler, haklı kaygılardır ve doğru tespitlerdir. Ancak eksiktir kanaatimce. Yazılanlar katılmamıza yine de engel olamaz diye düşünüyorum. 1 Mart Tezkeresi sürecinde solcularla yapılan ortak eylemler, bu engelsizliğe dair fikir verebilir. Dink yürüyüşüne katılan grupların olanca olumsuzluklarına rağmen böyle bir etkinliğe katılabilineceği düşüncesindeyim.
hilmi alpay
adalet
22 Ocak 2012 Pazar 12:57
çok zorlama(kötü diyecektim aslında) bir yazı olmuş.
Bülent Şahin Erdeğer
Dink Eylemine Neden Katıldım?-2
21 Ocak 2012 Cumartesi 23:57
Ahmet ağabey, liberaller diye genellediğin kesimle sosyal-demokrat/sosyalist-ulusalcı kesim arasında da bir fark ta gözetmeliyiz.

İkinci kesime yönelik haklı eleştirilerini birinci kesime mal etmen hata bence. Kemalizmi eleştiren, köklerini sarsan kesimler arasında sanırım İslamcılarla birlikte liberalleri yok sayamayız. Kaldı ki İslamcıların bir kesimi hala milliyetçi/sağcı reflekslere mahkumken Atilla Yayla, Mahçupyan, Bayramoğlu, Türköne, Taraf kadrosu vs. zevat Kemalizmin çözülüşünde etkin rol almadılar mı? Biz Birgün ve Taraf arasında kalmamak için Tarafla Akit arasında sıkışmamalıyız…

Kendimizi dışarıda tutmadan doğrudan bizi ilgilendiren adalet davalarında müdahil olmalıyız. O gösteriye katılan bir mü’min olarak içim rahat keşke daha kalabalık orada olsaydık çünkü oradaki ortak payda "Dink'e yapılan adaletsizlik"ti...
Bülent Şahin Erdeğer
Dink Eylemine Neden Katıldım?-1
21 Ocak 2012 Cumartesi 23:55
Ahmet ağabey, haklı kimi gerekçelerini benim anlamlandıramadığım bir tutum içinde ve dille dile getirmiş. Öncelikle katılmadığınız bir eylemi bu kadar dışarıdan değerlendirmeniz ve soruyu yanlış taraftan sormanız şaşırttı beni. Neden Müslümanlar daha aktif katılmadı da başkaları katıldı diye soruyorsak bu soruyu önce Müslümanlara sormalıyız. Bence İslami STK’lar Dink konusunda daha fazla insiyatif almalılar. Çünkü senin de yazında belirttiğin gibi Hrant’ı vuran eller aslında bunu Müslümanları vurmak için yaptılar. O zaman Hrant’ın ailesine bir vefa borcumuz var demektir.

40 Bin kişinin katıldığı ve her kesimden insanın yer aldığı etkinlik hakkında diyorsun ki; “Ortak Payda Laiklik” Oysa orada insanlar laiklik için buluşmadılar. Ve başından beri “Hrantın Arkadaşları” imzasıyla 5 yıldır etkinlik düzenleyenler özellikle siyasal hiçbir temsiliyet istemediler. Mikrofonun liberallerde olup olmadığını daönemli değil. Çünkü Dink etkinliklerinde liberalizm propagandası filan yapılmıyor. Hepimizin büyük çoğunlukla altına imza atacağı şeyler dillendiriliyor.

Dink’in görüşleri ve ideallerinin “Laiklik” olduğunu iddia ediyorsun, Oysa Dink’i tanıyan biri olarak onun başörtüsü savunucusu, Müslüman dostu ermeni bir sosyalist olduğunu söyleyebilirim.
Şimdi burada kurulan mantık örgüsüne şöyle de karşı çıkabilirim. F Tipi protestolarına, Filistin etkinliklerine ve Irak işgali gösterilerine katıldığını biliyorum. O zaman Müslümanlar dışında bunların “ortak paydası laiklik” dememiştik. Şimdi çok farklı bir çok özelliklerinden sıyırıp bu kitlenin “laikliği”ni öne çıkartmamız doğru mu? Oradaki insanlar şayet laiklik vurgusuyla orada toplanmış olsalardı sana hak ta verecektim…

Katılımcılar içindeki kimilerinin Ergenekon çelişkileri konusunda sana hak veriyorum. Ama bu çelişkiler solun kemalizmle olan kirli ilişkisinden kaynaklanıyor. Dink ailesiyle ve toplantının amacıyla-söylemiyle bir ilgisi yok. Tersinden düşünürsek İslami STK’lar daha fazla insiyatif alsaydı belki de bu tablo böyle olmayacaktı. Ama insiyatif alana göre kimin sesinin daha çok çıktığını görebiliriz maalesef
Osman Nuri Özyurt
güzel
21 Ocak 2012 Cumartesi 23:10
eline sağlık ahmetciğim güzel bir yorum olmuş....
KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz