1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Hoşgörü’nden ‘Hoşkörü’ne; Tahammül
Hoşgörü’nden ‘Hoşkörü’ne; Tahammül

Hoşgörü’nden ‘Hoşkörü’ne; Tahammül

İmam Şâfî’den nakledilen, ‘şer’an kızılması gereken bir konuda kızmayan kişi, iman lezzetini tadmamıştır..’ şeklindeki söz ne kadar düşündürücüdür.

A+A-

Hoşgörü’nden ‘hoşkörü’ne; tahammülden tahammülsüzlüğe..

Selahaddin E. Çakırgil

Hayreddin Karaman Hoca, Yeni Şafak’ta, 7 Ağustos 2011 günü yayınlanan Tahammül mü, hoş görmek mi?’ başlıklı yazısıyla tartışmaların odağı haline geldi...

Kimisi karşı çıktı; kimisi, az bile buldu..

Tartışma sürüyor..

Hayreddin Hoca şöyle diyordu, -özetlemek, yazının mentalitesini bozabileceğinden- aynen:

Bir Müslüman imkanlar ve şartlar elverdiği takdirde İslam ahkâm ahlak ve âdâbının hakim olduğu, kimsenin aleni olarak bunları çiğneyemediği bir toplumda yaşamak ister. Yine imkan bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür.

İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- "onların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi" tedbirlere başvurulur.

Bir Müslüman yukarıda özetlediğim imkanlardan mahrum ise, çok dinli, çok kültürlü, çok ahlak anlayışlı bir toplum içinde yaşamak durumunda kalmış ise ne yapacaktır?

Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait olmadığına göre bunu yapamayacaktır.

Şartlar, ötekilerden ayrı bir mekana yerleşip orada kendi inancına göre yaşamaya elverişli değilse bunu da yapamayacaktır.

Geriye beraber, yan yana yaşama şıkkı kalıyor.

Yazının devamı… 

HABERE YORUM KAT