Honduras'tan tehlikeli mesaj!

02.01.2010 05:48

Hamdullah Öztürk

Defalarca darbelerin sillesini yiyen, geride bıraktığımız yılın neredeyse tamamını darbe teşebbüslerinin yargılandığı Ergenekon davasını konuşarak geçiren, Mart 2009 tarihli Kafes Eylem Planı ve Nisan 2009 tarihli AK Parti'yi yıkma planlarına, Çukurambar'da yaşananlara bakılırsa tehlikeyi hâlâ sıcak bir şekilde yaşayan bir ülkenin çocukları olarak Honduras'ta olup bitenleri bu kadar çabuk unutmamalıydık.

Birçoğumuzun haritada yerini göstermekte zorlanacağı, 7 milyon civarında nüfusun yaşadığı Honduras'ta seçilmiş devlet başkanı Manuel Zelaya'nın, 28 Haziran'da gece yarısı yatağından kaldırılıp pijamalarıyla Kosta Rika'ya gönderilmesi, kuşkusuz önemli bir haberdi.

Zelaya taraftarlarının, demokrasiye yapılan bu müdahaleye seyirci kalmayıp, beyzbol sopalarıyla sokaklara inmesi ve dünyanın adeta tek bir ağızdan bu darbeye cephe alması, demokrasi adına cesaret verici gelişmelerdi.

Eskiden bu bölgedeki darbelere mutlaka adı karışan Amerika'nın tavrındaki değişiklik de umut vericiydi. Obama yönetimindeki ABD, askeri yardımları askıya aldı; darbecilerin vizelerini iptal etti.

Tepkiler, ABD ile sınırlı kalmadı. IMF ve Dünya Bankası, yardımları durdurdu. Başta Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülke, elçisini geri çekti. Darbecilerin kontrolüne giren Honduras, Amerikan Ülkeleri Örgütü'nden (OAS) kovuldu. Brezilya, Şili, Arjantin Venezuela gibi Latin Amerika ülkeleri Zelaya'ya sahip çıkarak darbeye karşı net tavır aldı. BM'deki toplantılarda darbecilerin temsilcisi aşağılanıp salondan atıldı.

Bütün bunlar, dünyada artık darbe dönemlerinin arkada kaldığı gibi umut verici yorum ve analizlere yol açtı. Hatta o kadar iyimser bir hava esti ki, yazılarına, "Siz bu satırları okurken, Zelaya koltuğuna oturmuş olabilir" notu düşenler bile oldu.

Ancak öyle olmadı. Bütün bu tepkilere rağmen meşru Devlet Başkanı Zelaya, darbeden 6 ay sonra bugün hâlâ ülkesindeki Brezilya Elçiliği'nde sığınmacı konumunda. Peki darbeciler meşruiyet mi kazandı? Henüz o da olmadı. Ama darbeyle elde edilen sonuçların, bugünkü değerinin ne olacağı konusunda bizim gibi ülkeleri yakından ilgilendiren kritik tartışmalar ve çok ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Dünyanın baskıları sonucu, darbeyle işbaşına gelen devlet başkanı Micheletti ile meşru Başkan Zelaya'nın temsilcileri arasında bir anlaşmaya varıldı. (San Jose Accord) Buna göre, Zelaya taraftarlarının da katıldığı bir uzlaşma hükümeti kurulacak. Darbeden önce planlandığı gibi 29 Kasım'da devlet başkanlığı seçimi yapılacak; meclis, 2 Aralık'ta Zelaya'yı görevine iade edecek; yeni seçilen devlet başkanı görevi 27 Ocak'ta Zelaya'dan alacaktı. Kurulacak bir komisyon da darbe öncesi ve sonrası yapılan yanlışları inceleyecekti.

Böylece meşruiyet krizi çözülecek, uluslararası toplum da Honduras'a uyguladığı baskıları kaldıracaktı. Başta ABD, Brezilya ve İspanya olmak üzere birçok ülkenin en temel şartı, kısa bir süreliğine de olsa Zelaya'nın görevine dönmesiydi.

Anlaşıldığı gibi seçim yapıldı, ama bir uzlaşı hükümeti kurulmadan. Darbeyle işbaşına gelen hükümetin düzenlediği bir seçimi Zelaya kabul etmediği gibi dünya da tanımadı. 2 Aralık'ta meclis oylama yaptı ama Zelaya'yı görevine iade etmedi. Şimdi Honduras'ta devrik bir başkan, darbeyle gelmiş bir başkan, bir de seçilmiş bir başkan var.

İşte işin püf noktası da burası. Darbeye açıkça tavır alan ve bu yüzden darbecilerin dışişleri bakanı tarafından "kafası çalışmayan küçük zenci" diye aşağılanan Obama liderliğindeki ABD yönetimi, Zelaya'nın görevine iadesine bakmaksızın seçim sonuçlarını meşru ilan etti. Halbuki baştan beri krize müdahil olan ve tavır alan Brezilya ve İspanya gibi ülkeler, darbe karşıtı net tavırlarını sürdürüyor. Şimdi herkes 27 Ocak'ta ne olacağını bekliyor.

Obama'nın istisna oluşturan tavrıyla yüreklenmiş Latin Amerika'da herkesin merak ettiği soru, darbeyle yapılan oldubittilerin meşru görülüp görülmeyeceği. Ve bu kapı açıldığında, bunun ülkelerine nasıl yansıyacağı. Kısaca dünyanın Honduras'ta darbeye verdiği cevap, bu küçük ülkenin sınırlarını aşan öneme sahip. Bu yüzden bizim de bu süreci yakından izlememiz ve belki de BM Güvenlik Konseyi üyesi bir ülke olarak tavır almamız gerekmiyor mu?

Daha özgür ve daha huzurlu bir yeni yıl dileğiyle...

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim