Hocam yazık ediyor, üzülüyoruz...

15.08.2010 05:06

Atilla Özdür

Atatürk’lü günlerdeyiz. Memlekette belediye seçimleri yapılıyor. Serbest Cumhuriyet fırkası da seçimlere asılıyor... Durum halk fırkası için hiç de iyi değil.

Atatürk umumi yaveri Hasan Rıza Soyak’a soruyor. Nasıl, hangisi kazanıyor...
Aldığı cevap şöyledir.
“Tabii bizim partimiz, paşam...”
Atatürk bu cevabı pek net ve açık bulmaz, izaha muhtaç yanlarını şöyle düzelterek tamamlar.
“Yok, yok öyle değil... Kazanan idare partisidir, çocuk... Yani, jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu böyle bilesin.”

Erken Cumhuriyet’in ‘Bizim partisi’ ile elli yılını idrak eden Cumhuriyet’in okyanus ötesi dostlarının nezdindeki ‘bizim çocuklar’ aynı kökten geliyorlar... İkincisi bakımından tek fazlası, iktisadi devletçiliğin yarattığı yağmacı burjuvazi eklentisi...
Atatürk, yanına kattığı Limancı Hamdi ile birlikte memleket ahvalini yerinde erkete amacıyla Anadolu’ya çıktığında gördüğü manzaraları şöyle resimler...
“Bunalıyorum çocuk... Her taraf derin bir yoksulluk ve maddi perişanlık içinde. Her gittiğimiz yerde şikâyet dinliyoruz.”
Cemil Ertem ‘Taraf’ta bu dertlenmeyi Anadolu köylüsünün derin ve yaygın yoksulluğuna bağlamaktan ziyade, Başbakan İsmet İnönü’nün politikasından memnun olmayan toprak ağalarının sızlanmalarına bağlamayı tercihliyor.
Oysa halkın sızlanması daha baskın... Yeis ve umutsuzluğun “patlamaya” dönüşmesinin önlenmesi gerekir. “Patlamayı” önleyecek tek çare ise umudun sürekliliğini temin edici sarkaç politikasında... Halk, saat rakkası gibi bir umud odağından bir diğer umud odağına sürekli salınarak koşturulacak...
Çift partili demokrasi, Serbest Cumhuriyet Fırkası... Her ikisi de Bizim parti, devlet partisi atanmışların iktidarı...
Çift partili demokrasi hareketinin rakkas modeli “programlandırılmış rotasının” dışına taşınca korku salmaya başlar... Emirle yerleştirildiği yerinden yine emirle sökülür. Böylece halkın kendi kaderini kendinin tayin hakkına son verilerek buradan doğabilecek tehlikeler de önlenmiş olur.
Burjuvazinin, “kendin pişir kendin ye” tarzındaki doğal mecrasında oluşması yerine, kendi zenginini devletin kendisinin yarattığı oligarşinin temeli atılır... Demokrasi gelir...
Asker, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve vali ile birlikte toprak ağası ile bunların ortak üretimi sanayi sermayesi, devletin ideolojik yapılanmasını tamamlar... Dünya ahvalindeki harp sonrasının genel değişken dinamiklerinin etkisi ve baskısıyla da, Atatürk’ün tek boyutlu çok partili demokrasi yapılanması bu temelin üzerine oturtulur...
Bayar Menderes hareketinin Demokrat Partisi...

Serbest Fırka gibi ‘Demokrat Parti’nin de kendine tayin edilen rotasının yer yer dışına taşma eğilimine girmesi üzerine ‘Bizim partinin’ emir komuta mekanizması tarafından varlığına son verildi.
Devletin, başlarında Erbakan’ın yer aldığı iç pazarı yağmalatarak büyümesine ivme kattığı sermayeye yönelik her türden tehdit ve tehlike yüklü hareketler, anında ve zamanı geçirilmeden yerinde bastırıldı...
Erbakan’ın selamet hareketinin de kaç kez tepelenip ardından yeşermesine göz yumulması, rekorlar kitabına girebilecek bir niceliğe büründü...
“Bizim çocuklar oligarşisi” demokrasinin bu orijinalliğinden hicab ve utanç duymaya başlamış olmalı ki, kapatılıp yeniden açılma biçiminde tezahür eden politik alterans, hareketlerine son verdirmeyi kesinlikle kafasına koymuş...
Erbakan ile birlikte doğan “Selâmeti”, onunla birlikte kefenlemeye cenaze imamını da maalesef hocamızın kendisine seçtiriyor...
Abdüllatif Şener...
Hocamız bizleri üzüyor... Öksüz komaya hakkı olmamalı...
Ahir ömründe bu tufaya gelmemeli...
Faks: 0224 331 89 66

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim