Hizmet, Son Darbeyi YAŞ 2014'te Vuracaktı

06.08.2014 15:39
Hizmet, Son Darbeyi YAŞ 2014'te Vuracaktı
Türkiye gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, bugünkü yazısında paralel örgütün 17-25 Aralık darbe girişimiyle Türkiye’de nasıl bir değişim hedeflediklerini anlattı.

Türkiye gazetesi yazarı Yıldıray Oğur arşivlik bir yazı kaleme aldı.

Hizmet'in “öldürücü darbe”sinin 2014 Yüksek Askeri Şurası’nda örgüt kadrolarıyla planlandığını gözler önüne seren Oğur, çok çarpıcı bir belge de paylaştı.

İşte Oğur’un yazısı:

2011'E KADAR YARI ASKERİ DİKTATÖRLÜK REJİMİYDİK

Yüksek Askerî Şûra toplandı. Bir zamanların en büyük haberiydi bu. Tabii o zamanlar yarı askerî-bir diktatörlüktük. Çok eski değil 2011’den öncesi için bu tabir rahatlıkla kullanılabilir. Hele de diktatörlük lafının bu kadar rahat kullanıldığı günlerde.

Ülkemizi sivillerle birlikte yönetecek askerî zevatın belirlendiği YAŞ toplantıları haberlerine AK Parti iktidarıyla şerh krizleri eklendi. Genelkurmay Başkanı ile masanın başında eşit statüde oturan Başbakan ordudan ihraç kararlarının altına ancak şerh düşebiliyordu.

Zaten yarı askerî diktatörlük rejiminin sonunu getiren de 2011 Ağustos YAŞ’ında Başbakan Erdoğan’ın şûra toplantı masasının başına tek başına oturması ve kendi Genelkurmay Başkanı’nı ataması oldu.

2014 Ağustos YAŞ toplantısının başladığını ise çok az insan duymuştur. Şahsen Vatan’da Hüseyin YAYMAN yazamasaydı farkına varamazdım.

O YAZI NEDEN DEPREM OLUŞTURMADI

“TSK içinde paralel emir komuta tasfiye edilecek başlıklı” yazıda askerî kaynaklarla konuşan Hüseyin Yayman’ın yazdıklarının küçük çaplı bir deprem oluşturmamış olması tuhaf:

“Hâlihazırda TSK içinde orgeneral düzeyinde Gülenci komutanların olmadığı ancak korgeneral, tüm ve tuğgeneral düzeyinde isimlerin olduğu, bunların Genelkurmay Başkanı Necdet Özel tarafından yakinen bilindiği ifade ediliyor. Ayrıca son dönemde kurmayların dörtte birinin aynı yapının içinde olduklarına dikkat çekiliyor.”

CEMAATİN ASKERİ KADROSU ORGENERALLİĞE BİR YAŞ MESAFE YÜKSELMİŞ

Yani; 12 yıl boyunca AKP iktidarının şerhleriyle ordudan tasfiyesini engellemeye çalıştığı cemaatin askerî kadrosu, ordunun en yüksek rütbesi (ve TSK’da 15 adet bulunan) orgeneralliğe bir YAŞ mesafeye kadar yükselmiş. Ve tabii en acayibi TSK’nın geleceği olan kurmay kadrosunun dörtte biri bir cemaatin paralel ordusuna mensupmuş…

İnsanın inanası gelmiyor doğrusu… Zaten cemaatin ordudaki yapılanması üzerine Akşam gazetesinin yaptığı manşet Çankaya, Başbakanlık ve Genelkurmay tarafından üçlü bir yalanlamayla tekzip edilmişti.

GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDEKİ İTİRAF BELGESİ

Ama şunu okumadan kestirip atmayın derim. Aslında gözümüzün önünde duran bir itiraf bu. Twitter’da Songül Çağlayan (@cumbio1988) linkini paylaşmasa haberim yoktu.

Bu itiraf hem de Meclis arşivinde duruyor. Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu tutanakları içinde.

15.10.2012 günü komisyon cemaat için kritik bir ismi dinlemiş. Zaman gazetesinin eski sahibi Alaattin Kaya’yı. 28 Şubat günlerinde Zaman gazetesinin sahibi olarak. (Tuhaf bir not; Kaya Zaman’dan önce Selam gazetesini çıkardığını söylemiş. Aynı Selam değildir herhalde.)

Kaya’nın cemaatin medyasının başındaki isim olarak 28 şubat günleri Genelkurmay Karargahı’nda Çevik Bir, Hurşit Tolon’la samimi görüşmeleri, akreditasyonu kaldırın ricaları, okulları devretme konuşmaları da çok ilginç. İsteyenler için tam metnin linki burada: 

Belge için tıklayınız

Ama esas olarak biz Alaattin Kaya’nın gayet rahatça anlattığı iki 28 Şubat hatırasıyla ilgileniyoruz. Aslında en son Ekrem Dumanlı’ya verdiği röportajda Fethullah Gülen bu iki hatıradan da bahsetmiş. Alaattin Kaya’yı da kendisine şahit olarak göstererek. Ama Kaya’nın ifadesini okuyunca onun anlattığı versiyonların epey sansürlü olduğunu anlıyor insan.

Birinci hatıra yazıldı, biliniyor, ama onu da bizzat olaya şahitlik etmiş bir kişinin ağzından okuyalım:

“ALAATTİN KAYA: … Ben bu görüşmelerin birisinde Sayın Gülen’le Sayın Başbakanımız Tansu Çiller beraberken yanlarında bulundum. Bu görüşmede Sayın Gülen kendisinde bulunan bazı bilgi, belgeleri kendisine vermek istedi ve dedi ki: ‘Bakın, bazı yanlışlar oluyor, bazı sıkıntılar oluyor, bazı hareketlenmeler var.’ Bunu daha söylemeye fırsat vermeden Tansu Hanım’ın şu ifadesi oldu Sayın Gülen’e: ‘Lütfen, dengeli olalım Hocam.’ Hoca Efendi şaşırdı, yani ne yapacağını şaşırdı ve dosyaları topladı ve çıktı dışarıya. Önemli bir kare olarak kabul ediyorum ben bunu. Bir tanesi de bizzat benim yaşadığım bir hadise.

BAŞKAN -Nerede oldu, Başbakanlık makamında mı?

ALAATTİN KAYA -Başbakanlıkta değil.

BAŞKAN -Nerede oldu?

ALAATTİN KAYA -İzmir’de Yamanlar Koleji’nin ödül töreninde oldu.

BAŞKAN -Siz davet ettiniz onun üzerine mi geldi? Tansu Çiler, Başbakan…

ALAATTİN KAYA -Yetkilisi değildim, ben sadece gazeteci sıfatıyla gitmiştim ama Sayın Gülen de oradaydı Sayın Tansu Çiller de oradaydı.

BAŞKAN -Bir önceden randevulaşma değil, bir karşılaşmadan söz ediyorsunuz.

ALAATTİN KAYA -Beraber bir randevulaşma değil ama oraya her ikisi de davetli oldukları için, orada bulundukları için. Yani, bu lafın altını çizerek söylüyorum, “Dengeli olalım.”

1997 yılı. 28 Şubat günleri. Gülen’in elinde askeriyeyle ilgili istihbarat raporları var ve bir Başbakan’ı o raporlarla uyarıyor. 17 yıl önce bu teknoloji, bu istihbarat kabiliyetinin bugün ne noktaya geldiğini siz düşünürken esas hatıraya geçelim.”

Önce isterseniz bu hatıranın Gülen’in Ekrem Dumanlı’ya anlattığı versiyonu okuyalım:

“Şu husus da vardı. Ülkede oluşan darbe havasını o günün Çalışma Bakanı rahmetli Necati Çelik Bey’e anlattım. Şahitlerim de var. Alaeddin Kaya Bey ve Melih Nural Bey o görüşmede beraberdiler. ‘Hükümeti bertaraf etmeyi planlıyorlar…’ dedim. Anti-demokratik bir hadisenin zuhur etmemesi için çırpınıyordum. Necati Bey endişelerimi heyecanla dinledi, kalktı gitti. Rahmetli Erbakan Hoca’ya durumu nakletmiş. Fakat oradan ‘hadisenin önüne geçelim’ şeklinde bir yaklaşım sergilenmedi.”

Ve Alaattin Kaya’nın TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na verdiği ifade:

ALAATTİN KAYA: “Şimdi, Sayın Milletvekilim lütfen söyleyeceklerimi şey yapmasın, rahmetli Erbakan Hocam ile ilgili çok enteresan bir şey söylemek istiyorum, o da şu: Yine o günlerde, yine bu günlerde olduğu gibi memleket sever insanların bize gönderdikleri belgeler, bilgiler oluyordu, kasetler oluyordu. Yani, bugün var da o gün yoktu diye bir şey yok, o gün gün yüzü göremiyordu, hepsi o kadar. Yani o gün de yine ordunun içinde veyahut çeşitli mihraklarda yaşananlar belgelenerek bize gönderiliyordu. Bir kısmı kapalı kapılar ardında birkaç kişiyle paylaşılıyor, bir kısmı yetkililerle paylaşılıyor… Sayın Hocam, rahmetli Hocam ilk şûraya girecek, askerî şûraya girecek, buna askerî kanat çok ehemmiyet veriyor. Benim elimde bulunan ses kaydında geçenler şunlar, diyor ki: ‘Ya bu adam bize sorarsa, bir vatandaşın atılması için kaç imzaya ihtiyaç var?’ orada kararlaştırıyorlar, birisi 5 diyor birisi 10 diyor 46'da karar kılıyorlar, 46 imza deniyor, o başlığı atlıyorlar. İkinci sordukları sual, kendi aralarında tartışıyorlar, ‘İyileştirme adı altında bir kısım askerleri geri aldık diyelim…’ diyorlar. Bunun üzerine onda da adet tartışması oluyor ve 6'da karar kılıyorlar. Benzeri 3-5 tane madde ve ciddi korkuları var. Arkasından da ‘Bu yaptığımız anayasal suçtur, bizi bulsalar yakarlar’ diyorlar, bu ifadeler de var. Bir üçüncüsü ise, daha önemlisi, daha şûra olmamış, atılacakların sayısının 76 olduğu geçiyor konuşmalarda, daha şûra yok.”

BAŞKAN -Kasetlerde.

ALAATTİN KAYA -Kasetlerde…

BAŞKAN -Bu kasetler bu o esnada Erbakan’ın elinde mi?

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) -Kim dinliyor bunları?

ALAATİN KAYA -Vallahi bugün ele geçen belgeleri kim dinlemişse o gün de onlar dinlemişler, ben bilemem…

BAŞKAN -O kasetler size mi ulaştı?

ALLATTİN KAYA -Bana ulaştı, evet. Ben ne yaptım?

BAŞKAN -Siz ne yaptınız?”

Vekiller şaşırmakta haklılar. Okumaya devam edelim:

“ALLATTİN KAYA -Ben ne yaptım, önemli olan o zaten, o tarafını anlatmak istiyorum. Ben bunu birisini incitmek amaçlı söylemiyorum ama neticede bu gerçekler.

BAŞKAN -Biz de olaylar netleşsin diye bu soruları soruyoruz.

ALAATTİN KAYA -Ben de, derdim o zaten. Ben de bu kaseti Erbakan Hoca’ya götürdüm, Başbakandı, daha şûra başlamamış. Oğuzhan Asiltürk Bey ile beraber kendisine izah ettik ‘Hocam, durum bundan ibarettir, bu insanlar, oradaki bulunan paşalar, bunların haberleri yok, bu alt tarafta kotarılıyor bu hadiseler. O insanların da bundan haberleri yok. Siz sorsanız, bu 46 imzayı görmek istiyorum deseniz 46 imza çıkartamayacaklar. 6 tane iyileştirme adı altında kullandığınız ifadeyi, kim bu 6 kişinin ismi deseniz, size yarım tane adam ismi veremezler.’ Erbakan Hoca bunu pek dikkate almadı. Oğuzhan çok rahatsız oldu, defaatle ikaz etmesine rağmen olmadı.”

Küçük bir nefes arası daha. Okuduklarımızdan ne anladık? Demek cemaat bundan 17-18 yıl önceki Yüksek Askerî Şûra’nın hazırlık toplantılarını dinleyebiliyormuş.

Ama bu kadar da değil. Devam ediyor Alaattin Kaya anlatmaya:

“BAŞKAN -Varsa söyleyin daha fazlası.

ALAATTİN KAYA -Yok, yani anlayan anlıyor, ben ne yapabilirim ki yani. Çok iyi niyetliliğimizden olabilir, her şey olabilir, bilemem ne oldu. Ama bildiğim başka bir şey var. Yine o rahmetli oldu, Necati Çelik, Çalışma Bakanıydı. Bir ziyaret sırasında, görüşme sırasında böyle çok her şeyin iyi gittiği inancım belirten konuşmalar yapıyor, ben de çekingenliklerimi anlatıyorum, diyorum ki: ‘Arkadaşım bakın; şöyle oluyor, böyle oluyor, şûrada böyle bir sıkıntı var, burada böyle bir sıkıntı var çok iyi kontrolde tutulamıyor bazı hadiseler’ gibi laflar ediyorum ve arkasından ben bunu biraz evvelki sizlere aktardığım bölümü anlattım kendisine. Hiçbir şey söylemedi, çekti gitti. Bir saat kadar sonra telefon açtı, ‘Hocam sizden kaseti istiyor’ dedi.

Ben dondum kaldım, yani ben Hoca’ya daha evvelden bu kaseti götürmüşüm, Oğuzhan ile beraber dinlettirmişim, Oğuzhan Bey’e sorabilir, edebilir. Bendeki belgeyi tekrar almak için uğraşılıyor ve ne amaçla kullanılacak ben hâlen bilmiyorum. Ben de orada dedim ki yani ‘Rüyaların kaseti mi olur kardeşim, ben rüyamda görmüştüm’ dedim kapattım hadiseyi, o günün şartları da onu gerektiriyordu.

BAŞKAN -Teşekkür ediyoruz…”

Biz de teşekkür ederiz Alaattin Beye. Aslında iki yıl önce her şeyi anlatmış.

Bundan 17-18 yıl önce YAŞ hazırlık toplantılarını dinleyip Başbakanlara servis eden ya da kafası atarsa etmeyen bir cemaatin 17 yıl sonra orduda nereye geldiğini tahayyül etmek artık daha kolay olmalı. Neredeyse bir istihbarat örgütü gibi çalışan cemaatin bugün kazandığı mevziler hakkında Hüseyin Yayman’ın yazısı artık herhalde daha fazla ikna edici geliyordur.

Ve 17/25 Aralık’a da neden ısrarla darbe girişimi dendiği de…

Eğer dershane tartışmaları patlak vermeseydi, 17 Aralık/25 Aralık olmasaydı, cemaat, en mahrem hizmeti olan ordudaki 40 yıllık emeklerinin meyvesine 2014 YAŞ’ında ulaşacaktı.

2010’dan sonra HSYK, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, kritik savcılar, hakimler, TÜBİTAK, TİB, epey uzun süredir Emniyet, bilmediğimiz bir miktar da muhakkak MİT, bakanlıklar… Ve son olarak Genelkurmay Karargâhı…

Geriye de pek bir şey kalmamış zaten. THY’den alınacak bir New York-Ankara uçak bileti dışında…

Türkiye

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim