1. YAZARLAR

  2. Samir Salha

  3. Hizbullah eksenli Kahire-Tahran hesaplaşması
Samir Salha

Samir Salha

Yazarın Tüm Yazıları >

Hizbullah eksenli Kahire-Tahran hesaplaşması

A+A-

2006'da İsrail'in Lübnan'a karşı düzenlediği operasyon ve 2009 başında patlak veren Gazze Savaşı'na yönelik olarak Mısır'ın İran'ın beklediği düzeyde duyarlı bir tavır sergilememesi nedeniyle gergin bir sürece giren iki ülke ilişkileri geçtiğimiz günlerde çok daha farklı bir boyut kazanmıştır.

Aslında, bu sıkıntılı süreç, 1980'den sonra Lübnan siyasetinin etkili aktörlerinden biri haline gelen, maddi ve manevi anlamda İran ekseninde hareket eden Hizbullah'ın bölgesel bir güç olmaya karar vermesiyle birlikte patlak vermişti. Nitekim, söz konusu örgütün bu amaçla bölgede iktidarda bulunan bir çok rejime sert eleştiriler getirmesi, özellikle Gazze meselesinde Mübarek rejimini hedef alarak halka Mısır yönetimine ayaklanması çağrısında bulunması krizi tırmandıran başlıca gelişmeler olarak göze çarpmıştır.

Mısır istihbaratının Hizbullah'la organik bağ içerisindeki uykuda bulunan hücrelerin İsrailli turistlere saldırılar düzenlenmesi maksadıyla harekete geçirildiği iddialarıyla birlikte sorunun bir güvenlik meselesinden çok bölgesel bir çıkar çatışması halini aldığı endişeleri gün yüzüne çıkmıştır. Olayın patlak vermesi sonrasında Hizbullah ve İran'ı hedef alacak şekilde harekete geçen Mısır medyası tarafından Hizbullah üyesi Sami Şhab takma adlı Muhammed Yusuf Mansur'un değişik Arap ve Müslüman ülkelerden gençleri örgüte kazandırmak maksadıyla temaslarda bulunmasına dikkat çekilmiştir.

Ancak Şhab'ın bu faaliyetlerinden çok, silahlı saldırılar düzenlemek maksadıyla özellikle İsrailli turistlerce ziyaret edilen Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı civarında çok sayıda dükkan kiraladığına, Sudan sınırından Mısır topraklarına çok miktarda silah ve patlayıcı madde soktuğuna ve nihayetinde elli adamıyla birlikte yakalandığına yönelik haberler ülke gündemine bomba gibi düşmüştür. Mısır güvenlik güçlerinin açıklamalarına göre operasyon henüz tamamlanmamış olup eylemlerin arkasındaki esas beyin olan Muhammed Kaplan'ın da aralarında olduğu 10'u Lübnan kökenli 13 eylemcinin yakalanması maksadıyla Sina çölündeki bedevi yerleşimlerine yönelik olarak genişletilmiştir.

Söz konusu olayları Mübarek yönetiminin bir komplosu olarak değerlendirmekten geri durmayan Hizbullah lideri Nasrallah ise bilinen alışkanlıklarını bir kenara bırakarak, Mansur'un Hizbullah mensubu olduğunu kabul etmiş ancak görevinin sadece Gazzelilere destekle sınırlı olduğunu ve bundan gurur duyduklarını açıklamış, bunun dışındaki tüm itham ve suçlamalarıysa reddetmiştir. Aslında Nasrallah'ın açıklamalarının satır araları dikkatle okunduğu taktirde İran'ın uydusu olmadıklarına ve kendi kararlarını kendisi alabilen bir güç olduğu hususunda dokundurmalarda bulunmak gayretini gösterdiğine dikkat çekmekte fayda vardır.

Aslında Mısır ile İran arasında yaşanan gerginliklerin bu son halkasının benzeri meseleler Tahran ile Suudi Arabistan, Fas ve Bahreyn arasında da yaşanmıştır. Bütün bu krizler, İran'ın başka ülkelerin içişlerine karışarak özellikle Şii mezhebini yaymak hususunda faaliyetlerde bulunduğuna yönelik sert eleştirilere yol açmıştır. Tüm bu açıklamalar başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap aleminden İran'ın amacının Mübarek rejimine son vermek olduğuna ve Gazze savaşında güney cephesini açmayan Hizbullah'ın Filistinlilere destek iddialarının samimiyetsiz olduğuna yönelik sert eleştirilerle karşılanmıştır. Tahran ise parlamento başkanı Ali Laricani'nin Mısır yönetiminin asıl amacının Lübnan seçimlerini etkileyerek Hizbullah'ın gücünü zayıflatmak açıklamasıyla yetinerek olaylara uzak kalmayı tercih etmiştir.

Yaşanan gelişmelere uzak kalmak istemeyen, pek çok meselede Hizbullah ve İran'a yakın duran Mısırlı Müslüman Kardeşler Örgütü ise konuya müdahil olarak, komplo teorilerine hak verdiklerini ve olayların arkasında Kahire'nin geliştirdiği yanlış politikaları örterek Mısır kamuoyunu yatıştırmak isteğinin yattığını dile getirmişlerdir. Dahası söz konusu örgüt, Gazze'nin can damarı olan sınırdaki tünelleri yok eden Mübarek yönetiminin faaliyetleri karşısında bu topraklara mühimmat kaçırmaya çalışan Hizbullah'ın çabalarını onur verici bulduklarını belirtmekten de kaçınmamıştır. Ancak gelen baskılar karşısında tutum değiştirmek zorunda kalan Müslüman Kardeşler Örgütü, Mısır'ın huzuru ve güvenliğine kimsenin müdahale edilmemesi tezini benimseyerek yönündeki hükümete yakın durmaya yönelmiştir.

Böylece parlamento ve medyayı da yanına almayı başaran Hüsnü Mübarek'in hiç kimsenin ülkenin istikrarını bozmasına izin vermeyeceğine yönelik açıklamaları ve aynı zamanda meclis içerisinde getirilen Nasrallah'ın yargılanması hususunda Lübnan'dan talepte bulunulması ve Hizbullah kökenli siyasetçilere Mısır'a giriş yasağı önerileriyle birlikte söz konusu krizin bir iç güvenlik meselesiyle sınırlı kalmayacağı ve giderek bölgesel bir boyut kazandığı anlaşılmış bulunmaktadır. Aslında Mısır'ın bu denli sert tepkiler ortaya koymasının arkasında her iki ülkenin yaşamakta olduğu bölgesel çekişmeden ziyade Arap alemi içerisinde gittikçe yayılan İran nüfuzundan duyulan tedirginlik yatmaktadır.

Bu bakımdan Hizbullah'ın İran'ın gölgesinden ayrılmayacağını bilen Mübarek yönetiminin İran'ı hedef alan açıklamaları sürdürerek bir yandan Gazze Savaşı esnasında kaybettiği prestiji geri kazanmak öte yandan muhalefetin yükselişini bastırarak yanına çekmek maksadıyla bu krizi değerlendirebileceği ve böylece iktidarını sağlamlaştırmak hususunda olayları lehine çevirmek isteyebileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Dahası, demokratikleşme ve insan hakları konusundaki olumsuz karnesi nedeniyle Mısır'dan uzak durmaya çalışan Obama yönetimini kazanmak isteyen Kahire'nin, risk altında olduğu mesajları vererek iki ülke arasındaki diyalog köprülerini yeniden kurmak anlamında da söz konusu krizi değerlendirmek isteyeceğine dikkat edilmesinde fayda vardır.

Bu kriz karşısında memnuniyetini gizlemeyen tek bir güç vardır ki o da İsrail'den başkası değildir. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in "biz olmadan ilk defa bizim çıkarımızı koruyacak bir çatışma yaşanmaktadır" açıklamasında bulunması ve Yedionoth Ahronot gazetesinin İran istihbaratının Mısır lideri Mübarek'i öldürmek için pek çok hücreyi görevlendirdiği ve başarılı olan kişiye bir milyon dolar ödül vaat ettiğini yönünde yayınlarda bulunması Tel Aviv'in ateşe barutla yaklaşmayı tercih ettiğini ortaya koymuştur.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT