1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Hizbullâh Bir Değil, Tam 12 Defa Zafer Kazandı
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Hizbullâh Bir Değil, Tam 12 Defa Zafer Kazandı

A+A-

     Lübnan coğrafyasında 33 gün süren "orantısız gç kullanımlı" savaş ve bu savaşta Hizbullâh erlerinin ortaya koyduğu "elleri ve ayakları öpülesi" direniş, bir buçuk ay boyunca tüm dünya kamuoyunun ilk sırada gelen gündemi olmuştu. Savaşın sıcak günlerinde dünya basın – yayın organlarında çok şeyler yazılıp çizldi ve konuşuldu. Bütün yazılan ve konuşulan yorumlar içinde bir tanesi vardı ki, bu yorum, savaş esnasında yapılan "sıcağı sıcağına" bir yorum olmasına rağmen, o anki savaş ortamıyla değil, savaş bittikten sonra başlayacak olan süreç ile ilgiliydi: "Savaşın asıl etkileri ve yansımaları, savaş bittikten sonra gerçekleşecektir." İşte şimdi o süreci yaşıyoruz.

 

     Bizler bu savaşı yasadışı terör örgütü İsrâil'in kaybettiğine ve Hizbullâh devletinin kazandığına inanıyoruz ve bunu bir "temenni" olarak değil, bir "tesbît" olarak dillendiriyoruz.

 

     Ben Hizbullâh'ın bu savaşta bir değil, tam 12 ayrı zafer kazandığına inanıyorum. Hizbullâh'ın bu 12 zaferini, şöyle izâh edebilirim:

 

     1 – Kurulduğu günden bu yana İsrâil ilk kez askerî bir yenilgi almıştır..

 

     Dünyanın dördüncü ve Ortadoğu'nun en güçlü ordusu kabul edilen İsrâil ordusunun "yenilmezlik" büyüsü bozulmuştur. Kurulduğu günden ( 15 Mayıs 1948 ) bu yana siyonist rejim ilk kez askerî bir yenilgi almıştır.

 

     Askerî gücüne güvenen İsrâil, "Hizbullâh'ı çökerteceğim" dedi, çökertemedi. Aksine kendisi çöktü ve Hizbullâh bu savaşta daha bir güçlendi. İsrâil ilk kez bir savaşta bu kadar âcîz düştü. "Esir alına askerlerimi geri almadan ateşkes yapmam" dedi, ama "imdat" çığlıkları atarak ateşkesi bizzat kendisi istemek durumunda kaldı, ama askerleri hâlen Hizbullâh'ın elinde.

 

     Savaşın ilk dakikalarında İsrâil genelkurmayı, birliklerinin önce 6 saatte Lübnan'ın güneyini, ardından 24 saat içinde bütün Lübnan'ı işgal edecekleri varsayımını ortaya attı. Ama bırakın Lübnan'ı ele geçirmeyi, kendi ellerindeki Hayfa ve çevre şehirleri bile zor kurtardılar.

 

     İsrâil, Hizbullâh'ın askerî gücüne dokunamadı bile, sadece Lübnanlı sivilleri, yaşlı – çocuk ve kadınları öldürdü. Aksine Hizbullâh, İsrâil'in askerî gücüne çok büyük darbeler vurdu. Savaşa 40 bin askerle katılan İsrâil'in kaybettiği asker sayısı 343, yaralı asker sayısı ise 617. Hizbullâh, kara savaşı sırasında 164 İsrâil tankını imhâ etti. Ayrıca Hizbullâh, İsrâil Deniz Kuvvetleri'ne ait "Saar – 4.5" tipi iki savaş gemisi ile "Suberdivora" tipinde bir hücûmbotunu da batırdı, Akdeniz'in sularına gömdü.

 

     Öyle ki, siyonist "Yediot Ahronot" gazetesi, "Hizbullâh'ın Tanksavarları Çok Etkili" şeklinde manşet atarak, istemeden Hizbullâh'ı övmek zorunda kaldı. AFP'ye konuşan Yeftah Şapir adlı İsrâilli askerî yetkili ise, bu mülâkatta, "İsrâil ordusunun artık bir terör örgütüyle değil, gerçek bir orduyla savaştığını anlaması gerekiyor" dedi.

 

     İsrâil'in gururu olan "Merkava - 3" ve "Merkava - 4" tankları  - ki dünyanın en güçlü zırh korumasına sahip en etkili tankları olarak biliniyor -, Hizbullâh karşısında, Çin malı kalitesiz oyuncaklara dönüştüler. Tanesi 4 milyon 400 bin ABD Doları olan ve siyonistlerin "imhâ gücünü" temsil eden "Merkava" tanklarından 164 âdet, 2 savaş gemisi, bir hücûmbot, 12 zırhlı araç ve birkaç helikopterle birlikte resmî rakamlara göre İsrâil'in toplam zayiâtı 5 milyar ABD Doları'nı buluyor. Bir de buna sanayiî ve turizm sektöründeki kayıplar ve küresel siyonist şirketlerin zararlarını da eklerseniz, İsrâil'in nasıl bir çöküş yaşadığını daha iyi görebilirsiniz.

 

     Hizbullâh, 33 gün boyunca 4 bin kadar füze attı. Resmî raporlar, Hizbullâh'ın attığı füzelerin İsrâil'deki etkilerini şu istatistiklerle açıklıyordu: "Hizbullâh'ın İsrâil'e gönderdiği füzeler neticesinde, İsrâil'de bin kişi hastahaneye yatmak zorunda kaldı. 40 bin kişi doğrudan zarar gördü. 20 bin kişi psikolojik tedavi amaçlı hastahanelere başvurdu. 300 bin kişi göç etmek zorunda kaldı. 5 milyon nüfûslu İsrâil'de 1, 5 milyon kişi sığınaklara inmek zorunda kaldı."

 

     Psikolojik tedavi amacıyla hastahanelere kaldırılan bu 20 bin kişiden biri de, yenilgiyi kabullenemeyip sinir krizleri geçiren İsrâil Genelkurmay Başkanı'dır.

 

     İsrâil öyle zor durumda kaldı ki, yedek askerlerini bile savaşa çağırdı.

 

     2 – Bu savaşta sadece İsrâil değil, arkasındaki ABD ve İngiltere de yenilgi almıştır.

 

     Bu savaşta sadece İsrâil değil, bu terör örgütüne destek veren, yardım ve yataklık eden devletler de yenilgiye uğramıştır. "Teröre destek veren ülkeler" listesinin ilk sırasında yer alan ABD ve İngiltere, yenilginin en büyüğünü almıştır.

 

     Ateşkesten bir gün sonra ( 15 Ağustos ) yaptığı basın toplantısında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esâd, bunu çok açık bir şekilde ilân etmişti: "Hizbullâh'ın bu savaşta kazandığı gurur verici zafer, 1920'den bu yana Arap dünyasının Batı'ya karşı kazandığı ilk zaferdir. Zafer duygusunu bile unutmuş olan Arap toplumu, Hizbullâh'ın bu başarısı sayesinde bu duyguyla yeniden tanışmıştır."

 

     İslâm İnqlâbı Rehberi Seyyîd Ali Xamaneî ve Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Tehran'da yaptıkları görüşmede birlikte "Amerika dönemi bitmiştir" açıklaması yaparak, ABD emperyalizminin yenilgisini ilân etmişlerdir.

 

     Bütün bunlar bir yana, uluslararası medya kuruluşlarından bazıları, yahudî halkına İsrâil'den başka bir ülke bulma planları üzerinde çalışma bile yapmak zorunda kalmışlardır. Gelen duyumlara göre, sözkonusu kuruluşlar, en çok da Kırım ve Makedonya toprakları üzerinde kafa yormuşlardır. Yani İsrâil'in dostları, İsrâilliler'e dünyanın başka coğrafyalarında yurt arama telaşına düşmüşlerdir.

 

     3 – ABD emperyalizminin "Yeni Ortadoğu" planları rafa kaldırılmıştır.

 

     Savaşın ilk günlerinde ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, "yeni bir Ortadoğu'nun zamanı geldi" açıklamasını yapmıştı. Müteakib günlerde, ABD "derin devletinin" hazırladığı "Yeni Ortadoğu haritası" bütün dünya gazetelerinde yayınlanmıştı. Bu haritaya göre, bölgede 22 ülkenin sınırları değişiyordu.

 

     Hizbullâh'ın başarılı direnişi karşısında yenilgiye uğrayan emperyalist odaklar, bırakın "yeni Ortadoğu haritası" çizmeyi, Ortadoğu'nun bugünkü haritasının değişmediğine şükrettiler.

 

     Hatta daha da ilerisi var: İran İslâm Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecâd, Malezya'daki İslâm Konferansı Örgütü ( İKÖ ) toplantısında yaptığı konuşmada, "evet, biz de yeni bir Ortadoğu istiyoruz, ABD ve İsrâil'in olmadığı bir Ortadoğu" demiş, ABD emperyalizmi kendi "Yeni Ortadoğu" planlarını tatbik ettirme şöyle dursun, Hizbullâhî ellerce kurulacak "Yeni Ortadoğu"'yu engelleme telâşına düşmüştür.

 

     İslâm İnqlâbı Rehberi Seyyîd Ali Xamaneî, bu durumu şu sözlerle izâh etmişti: "ABD, kendi Büyük Ortadoğu projesinin gerçekleşmesi için siyonist rejimi bu savaşa soktu. Amerika'nın Büyük Ortadoğu'dan kastı, bölgede siyonist rejim eksenli kukla hükûmetlerin kurulmasıydı. Ama Hizbullâh'ın bu direnişi, Amerika ve siyonist rejimi şaşırttı. Hizbullâh ve Lübnan halkının kahramanca direnişi, Amerika'nın planını alt – üst etti."

 

     Princeton Üniversitesi öğretim üyesi ve dünyaca ünlü uluslararası ilişkiler hocası olan Ord. Prof. Dr. Richard Falk, Zaman gazetesinin 1 Eylül günkü baskısında yayınlanan "Lübnan Savaşından Sonra Dünya Düzeni" adlı makalesini aynen şu cümleyle bitiriyordu: "Bir bütün olarak ele alındığında Lübnan savaşı, muhtemelen yeni bir Ortadoğu'nun ( Condolezza Rice ) doğum sancıları olarak değil, aksine savaşı egemen devletler arasındaki ilişkilerde değişimin ve istikrarın kaçınılmaz temeli olarak kabul eden dünya düzeni sisteminin son can çekişmeleri olarak hatırlanacaktır."

 

     4 – Hizbullâh, Lübnan'ın kendisi olmuştur.

 

 

     Emperyalist ABD ve siyonist İsrâil'in bu savaşı çıkartmadaki amacı, Hizbullâh'ı etkisiz hale getirmek ve Lübnan'daki gücünü yok etmekti. Böylece Lübnan'ın en büyük gücü olan Hizbullâh'ın Lübnan'daki bu ağırlığı ortadan kalkacaktı.

 

     Ancak Hizbullâh, Lübnan'ın kendisi oldu. Değil sadece şiî – sünnî tüm müslümanların, Lübnan'daki hristiyan, laik ve sosyalistlerin de gönlünde taht kurdu. Lübnanlı hristiyan, sosyalist, Dürzî ve Ermenîler sokaklara dökülüp "canımız sana fedâ olsun ey Nasrullâh" ve "hepimiz Hizbullâh'ız" sloganları attılar.

 

     Hizbullâh, Lübnan'daki asıl güç ve hatta asıl devlet haline geldi. Bugün artık değil sadece müslümanlar, Lübnan'da hristiyanlar ve ateistler bile evlerinin oturma odalarının duvarlarına Şeyh Hasan Nasrullâh'ın resimlerini asmışlardır.

 

     Bunun en bariz göstergesi, ateşkesten dört gün sonra ( 18 Ağustos ) Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lehud'un, Hizbullâh'ın kazandığı zaferi, "bütün Lübnan halkının zaferi" olarak nitelendirmesidir. TV'de yaptığı bu konuşmasında Emil Lehud, Hizbullâh'ın zaferini kutlamakla kalmamış, bunun yanında Hizbullâh Genel Sekreteri Seyyîd Hsan Nasrullâh'a esenlik dilemiştir. Lübnan Cumhurbaşkanı, Seyyîd Hasan Nasrullâh'tan her sözettiğinde, O'na olan sevgisinden dolayı ismini bile telâffuz etmemiş, her seferinde çok içten bir anmayla sadece "Seyyîd" diye hitâb etmiştir.

 

     20 yıldan fazla bir zamandır Lübnan'da BM'ye bağlı UNIFIL birliklerinin danışmanlığını yapan Timur Göksel, Alman "Der Spiegel" ( Ayna ) dergisinin kendisiyle yaptığı ropörtajda şöyle demiştir: "Hizbullâh'ın özel birliklerinde yaklaşık 700 kadar savaşçısı var. Buna ek olarak kısa bir zaman içerisinde halktan 7000 ile 8000 arası takviye yapabilirler."

 

     5 – Zaferin güçten değil, inanç ve direnişten geçtiği anlaşılmıştır.

 

     Hizbullâh'ın bu savaşta kazandığı en büyük zaferlerden biri, tüm dünya insanlarına, zaferin güçten değil, Qûr'ân-ı Kerîm'de de belirtildiği gibi inanç ve direnişten geçtiğini öğretmesidir.

 

     Nitekim Rehber-i Âzam Seyyîd Ali Hûseynî Xamaneî, Hizbullâh'a gönderdiği kutlama mesajında şöyle demiştir: "İlâhî zaferi beraberinde getiren sizlerin cesur ve mazlum direnişiniz, bir kez daha en modern ve en güçlü silâhların imân, sabr ve ihlâs karşısında işe yaramadığını ve imân ve cihâd silâhı ile donanmış bir milletin zâlim güçlere mağlub olmayacağını isbatladı. Siz Allâh'ın yardımı ve inâyetiyle, üstünlüğün sayıyla, silâhla, tankla, savaş uçakları ve gemileriyle ölçülemeyeceğini kanıtladınız ve izzetin imânın gücü, kutsal mücâdele, ihlâs, sabr ve fedâkârlıkla olabileceğini gösterdiniz. Sizin zaferiniz İslâm'ın zaferidir."

 

     6 – Hizbullâh, Qûdüs'ün ve Filistin'in kurtuluşuna müslümanları inandırmıştır.

 

 

     Hizbullâh'ın çok büyük bir başarısı da, Qûdüs'ün ve Filistin'in kurtuluşuna Filistin halkını inandırmasıdır. Müslümanlar artık Filistin'in kurtuluşuna ve siyonist rejimin yıkılacağına daha bir yaqînen inanmaktadırlar. Nitekim Hizbullâh direnişi, Filistin halkına ilhâm kaynağı olmuş ve Hizbullâh'ı örnek alan Filistin direniş hareketleri, geleceğe daha bir ümitle bakmaya başlamışlardır. Filistin direniş örgütleri, Hizbullâh'ın İsrâil karşısındaki zaferini Filistinliler için "örnek direniş" olarak adlandırmışlardır.

 

     Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ( PFLP ) lideri Mûhâmmed Tâhir, PFLP liderlerinden Ebu Ali Mustafa'nın İsrâil tarafından öldürülmesinin 5. yıldönümü münasebetiyle Suriye'nin başkenti Dîmeşk ( Şam ) yakınlarındaki Filistin mülteci kampında düzenlenen törende yaptığı konuşmada, "Hizbullâh tarafından hayata geçirilen direnişi örnek direniş olarak incelemeye değer buluyoruz" demiştir.

 

     İslâmî Cihâd Genel Sekreteri Remedan Şallâh'ın söyledikleri ise daha bir anlamlıydı: "Hizbullâh, İsrâil karşısında elde ettiği zaferle biz Filistinliler'e İsrâil'i yenmenin mümkün olduğunu gösterdi."

 

     7 – Gerici Arap rejimlerinin gerçek yüzleri ifşâ olmuştur.

 

     Lübnan'daki savaş, bölgedeki gerici Arap rejimlerinin ( özellikle Mısır, Ürdün, Suudî Arabistan ) gerçek yüzlerini ifşâ etmiştir. İslâmî hareketlerin bu rejimler hakkındaki öteden gelen söylemlerini, câhil kesimler arasında bile teyid ettirmiştir.

 

     Özellikle Ürdün'ün İsrâil'i açıkça desteklemesi, Suudî Arabistan kaynaklı "Hizbullâh'ın başarısı için dûâ etmek haramdır" şeklindeki fasîd ve fitneci fetvâlar, savaşın ilk günlerinde kimi Arap rejimlerinin savaştan Hizbullâh'ı sorumlu tutan açıklamaları, halklar nezdinde bu rejimlerin meşruîyetini bile tartışma konusu etmiştir.

 

     Lübnan'daki savaştan dolayı âcîlen toplanan İKÖ'nün Malezya'daki toplantısına bile bırakın liderler düzeyinde katılımı, bakanlar düzeyinde bile sadece dört Arap ülkesinin katılması, gerici Arap rejimlerinin hangi amaca hizmet için varolduklarını göstermiştir.

 

     8 – Hizbullâh, şiî – sünnî birlikteliğini sağlayıp Vâhdet'e giden yolun kapılarını açmıştır.

 

     Bir süreden beridir Iraq topraklarında ABD emperyalizminin eliyle büyük bir fitne ateşi yakılmıştı: Şiî – sünnî çatışması... Hatta bu fitne öyle bir boyuta varmıştı ki, sözkonusu çatışmaların Iraq dışına da sıçrayacağını ( hatta ilk uğrak yerinin Pakistan olacağını ) ve oradan da tüm İslâm dünyasına yayılacağını, İslâm dünyasının büyük bir mezheb savaşına doğru sürükleneceğini Batılı – sözüm ona - "uzmanlar", "yorum" adı altında "temenni" ediyorlardı.

 

     Hizbullâh, bu uğursuz süreci tam 180 derece tersine çevirdi. Hizbullâh, sâmimî olarak konuşmak gerekirse, şiî – sünnî birlikteliğini sağlayıp Vâhdet'e giden yolun kapılarını açtı. Dünya müslümanları özlenen Vâdet duygusunu yaşadılar.

 

     İster şiî olsun, ister sünnî, tüm İslâm ülkelerinde halklar Hizbullâh etrafında kenetlendi. Iraq'tan Endonezya'ya, Cezayîr'den Filipinler'e kadar bütün bir İslâm coğrafyalarında Hizbullâh lehine ve İsrâil aleyhine sesler yükselmeye başladı.

 

     Mısır'daki en büyük muhâlif grup olan sünnî "İhwan-ı Muslîmîn" ( Müslüman Kardeşler ) teşkilatı lideri Mûhâmmed Mehdî Âkif, Hizbullâh saflarında savaşmak için 10 bin mücâhîdi Lübnan'a göndermeye hazır olduklarını belirtti.

 

     Suudî Arabistanlı sünnî âlîmler ve entellektüeller, Hizbullâh'a destek için ortak bildiri yayınladılar. Suudî âlîmler adına açıklamada bulunan Şeyh Selman el- Awde, Âlîmler Meclisi'nin eski bir üyesi olan Şeyh Cibrîn'in Hizbullâh aleyhindeki fetvâsının Suudî müslümanları bağlayacak hiçbir geçerliliğinin olmadığını ifâde ederek, Hizbullâh'ın siyonistlere verdiği zararlardan memnuniyet duyduklarını ve Hizbullâh lideri Şeyh Hasan Nasrullâh'a destek verdiklerini belirtti.

 

     Suudî "el- İttihad" ( Birlik ) gazetesi yazarı Cemal Kaşikcî, bazı Suudî âlîmlerini kasıtlı olarak sünnî ve şiî mezhebleri arasındaki ayrılığı provoke etmekle suçladı.

 

     İslâm dünyasının önde gelen âlîmlerinden Şeyh Yusuf el- Qaradawî ise, Lübnan'daki Hizbullâh direnişine destek verilmesinin farz olduğunu söyledi ve bazı çevrelerin mezheb ayrımcılığını körükleyen açıklamalarını şiddetle eleştirdi.

 

     Şeyh Selman el- Awde, Şeyh Nâsır el- Ömer, İbrahim Carullâh, İbrahim Hasan Şa'bî, Cemil bin Habib el- Luweyxîk, Hûseyn Mûhâmmed Şerîf, Hamza bin Zûbeyr Hâfız, Hamza Hûseyn eş- Şerîf el- Fa'r, Xalîd İbrahim ed- Duweyş, Xalîd Abdurrahmân el- Acmî, Qâsım bin Ahmed el- Qasredî, Abbas bin Hûseyn el- Hazimî, Abdurrahmân Ahmed Aluşî, Abdurrahmân eş- Şemmerî, Abdullâh el- Hâmîd, Abdullâh bin Zafîr el- Emrî, Abdullâh bin Mukbîl el- Qarnî, Abdullâh bin Abdulâzîz ez- Zeyadî, Abdullâh bin Abdullâh ez- Zeyadî, Abdullâh Wekîl eş- Şeyh, İsam Besrawî, Ali Hasan Asirî, Ali Hûseyn Musâ, Awd bin Mûhâmmed el- Qarnî, Muhsin el- İwacî, Mûhâmmed Ali el- Harfî, Mûhâmmed Alewî el- Bar, Mûhâmmed Ömer ez- Zûbeyr, Mûhâmmed Musâ eş- Şerîf ve Mehdî Mûhâmmed Reşâd el- Hekimî'den oluşan ve hepsi de sünnî olan 30 Suudî âlîmi, yayınladıkları ortak bildiride Hizbullâh'a tam destek verdiklerini ve bu desteğin itiqadî bir zorunluluk olduğunu deklare ettiler.

 

     Suudî Arabistan'da halk, Suudî devletinin Hizbullâh karşıtı tavrına karşın, Hizbullâh'a destek için biribirlerine cep telefonlarından mesajlar gönderdiler. Bu SMS'lerde en çok kullanılan ise "mezheb ayrımcılığı değil, Vâhdet zamanı" mesajıydı.

 

     Suudî Arabistan'ın El- Kâtif kentinde yapılan ve binlerce kişinin katıldığı gösteride, Şeyh Hasan Nasrullâh'ın posterleri, Lübnan ve Filistin bayrakları taşındı ve halk, "Amerika'ya Ölüm", "İsrâil'e Ölüm", "Sadece Şiî Değil, Sadece Sünnî Değil, İslâmî Birlik, İslâmî Direniş" ve "Büyük Hizbullâh, Tel - Aviv'i Yok Et" sloganları attı.

 

     Bunun dışında, değişik İslâm ülkelerinden ve farklı mezheb ve kavimlerden 170 civarında müslüman âlîm ve aydın, İsrâil saldırıları karşısında Lübnan ve Filistin'in yanında olduklarını beyan eden ortak bir bildiri yayınladılar. Düşünürler bu bildirilerinde, tüm İslâm ve Arap ülkelerini siyonist rejim ile olan her türlü siyasî ve ekonomik ilişkilerini kesmeye ve barış aldatmacasından vazgeçmeye çağırdılar.

 

     9 - Hizbullâh, dünya müslümanlarına, müslüman olmayan kardeşlerinin de olduğunu göstermiştir.

 

     Lübnan'daki savaşta Hizbullâh direnişinin dünya müslümanlarına gösterdiği gerçeklerden biri de, yeryüzünde müslüman olmayan kardeşlerinin de var olduğu gerçeğidir. Dünya çapında yapılan gösterilerde sadece müslümanlar değil, hristiyan, budist, sosyalist, ulusalcı ve sıradan milyonlarca insan İsrâil aleyhine, Hizbullâh ve Nasrullâh lehine söylemler geliştirdiler.

 

     Hizbullâh, kâğıt üzerinde müslüman olan kimi devletlerin İslâmî cephede değil, şirk ve emperyalizm cephesinde yer aldıklarını göstermekle kalmamış, aynı zamanda, müslüman olmadıkları halde kimi devletlerin ( özellikle Venezuela, Küba, Kuzey Kore, Beyaz Rusya, Bolivya ) dünya müslümanlarının emperyalizme ve siyonizme karşı verdikleri İslâmî direniş hareketlerinde müslümanların yanında olduklarını göstermiştir.

 

     Bu noktada Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez üzerinde özellikle durmak gerek. Kişisel kanaatim odur ki, devletler bazında İran İslâm Cumhuriyeti'nden sonra bu savaşımızda "mazlumdan yana" olma noktasında Venezuela'yı ilk sırada görüyorum. Yani Suriye'den bile önce geliyor.

 

     Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, İsrâil saldırılarını "yeni bir soykırım" olarak niteledi ve İsrâil'deki büyükelçisini geri çağırdı.

 

     Hugo Chavez, 24 Ağustos'ta Çin Halk Cumhuriyeti'nin başkenti Beijing ( Pekin )'de yaptığı açıklamada, İsrâil liderlerinin İnsan Hakları Mâhkemesi'nde "soykırım" suçuyla yargılanması gerktiğini belirtti. Chavez, Yahudî Devleti'nin "muhtemelen Hitler'den daha kötü" olduğunu savunarak, "İsrâil Hitler'i çok fazla eleştiriyor, ama kendisi çok daha kötüsünü yapıyor" diyerek, İsrâil'in yaptıkları için "bu faşizmdir" ifadesini kullandı.

 

     Hugo Chavez iki günlük Suriye ziyaretinde ise, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esâd ile birlikte "emperyalizme karşı ortak mücâdele" kararı aldı ve aynısını İran ziyaretinde de yaptı.

 

     Hugo Chavez, birkaç ay önce de Venezuela'nın başkenti Caracas'ta Seyyîd Ali Xamaneî için "dünya mazlumlarının lideri" tabirini kullanmıştı. Lübnan savaşı sırasında da Caracas'ta binlerce Venezuelalı, Şeyh Hasan Nasrullâh posterleriyle gösteri yapmışlardı ve göstericilerin içinde bir tane bile müslüman yoktu. En önemlisi, bu gösteride İsrâil bayrağı yakanların, Venezuelalı yahudîler olmasıydı.

 

     Hugo Chavez'in "kahraman milletler" olarak nitelediği Filistin ve Lübnan halkı için yaptıkları sadece söylemlerle sınırlı kalmadı. Chavez, Lübnan'ın yeniden inşâsı ve Filistinli halk için tüm Venezuela çapında "yardım kampanyası" başlattı ve halktan para topladı. Yardım kampanyasına start vermek için TV'de yaptığı konuşmada Hugo Chavez, Venezuela halkına şöyle seslenmişti: "Ülkedeki herkesten, İsrâil'in ve onun efendisi Amerikan imparatorluğunun soykırımcı ve faşist eli tarafından yok edilen Lübnan'ın yeniden inşâsı için düzenlenen yardım kampanyasına mümkün olduğu kadar destek vermelerini ricâ ediyorum."

 

     10 – Hizbullâh, İran'a yapılacak olası emperyalist saldırı ve savaşı önlemiştir.

 

     Savaşın ilk günlerinde kimse olan bitenlere bir anlam veremezken, ilerleyen günlerde bazı gerçekler gün gibi açığa çıkmıştı. "Kaçırılan" iki askerin bahane olduğu, İsrâil'in ABD emriyle Lübnan'ı en erken Ekim ayı içinde işgale hazırlandığı ve bunu bilen Hizbullâh'ın ferâsetli davranarak İsrâil'i erken davranmaya sevkedip tuzağa düşürdüğünü artık değil basın – yayın organları, sokaktaki insanlar bile konuşuyordu, öğrenmişti.

 

     ABD İran'a saldırı hazırlığındaydı ama Hizbullâh'ın misillemesinden korkuyordu. Bunun için önce Hizbullâh'ın etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu ki İran'a yapılacak saldırıda herhangi bir sorunla karşılaşılmasın.

 

     Hizbullâh'ın direnişi, ABD emperyalizminin İran'a saldırısını engelledi veya ABD'yi "yeniden düşünmeye" sevketti ya da bu çılgınlığı belki de çok ileri bir tarihe ertelettirdi.

 

     George W. Bush'un Rusya'nın St. – Petersburg ( Petrograd, Leningrad ) şehrinde mikrofonların kapalı olduğunu sanarak Putin'e söylediği "Hizbullâh işi b… etti" sözünü hatırlayınız. ( Cümlede "b" ile başlayan sözcüğü "Bush" olarak da okuyabilirsiniz, farketmiyor. )

 

     "New Yorker" gazetesi yazarı Hersh'in 15 Ağustos günkü makalesinde söylediklerine kulak verelim: "İsrâil ve ABD'nin ortaklaşa planladığı ve Hizbullâh'I zayıflatıp İran'I sıkıştırmak için çıkarılan savaş, dün ilân edilen ateşkes ile, en azından şimdilik sona erdi. Böyle bir çatışma zaten Suriye ordusunun Lübnan'dan çekilmesi ve İran ile başlayan nükleer krizden beri planlanıyordu."

 

     11 – Hizbullâh, tamamen barışçıl amaçlı olan nükleer çalışmalarında İran'a zaman kazandırmıştır.

 

     Hizbullâh'ın bir başarısı da, tamamen barışçıl ve bilimsel amaçlı olan "uranyum zenginleştirme" çalışmalarından dolayı abluka altına alınmak istenen İran İslâm Cumhuriyeti'ne zaman kazandırmasıdır.

 

     Nitekim Fransız "Le Figaro" gazetesi, Lübnan savaşını şöyle yorumlamıştır: "Ortadoğu krizi İran'a zaman kazandırdı. Tehran dün bu konuda yeni bir görüşme çağrısı yaparken, uranyumu zenginleştirme programı konusunda hiçbir geri adım atmadı."

 

     12 – Hizbullâh, dünyadaki tüm müslümanlara ve İslâmî hareketlere ilhâm kaynağı ve örnek olmuştur.

 

     Hizbullâh'ın bu savaş sonucundaki en büyük kazanımlarından biri de, dünyadaki tüm müslümanlara ve İslâmî hareketlere örnek olmasıdır. Özellikle diğer coğrafyalardaki İslâmî hareketler ve İslâmî basın – yayın organları Hizbullâh'I her yönüyle tahlil etmeye, araştırmaya ve tanımaya yönelmişler, bu hareketi bütün özellikleriyle incelemeye almışlardır.

 

     12 numaralı bu son madde, tüm dünya müslümanlarını olduğu gibi, elbette Türkiyeli müslümanlar olarak bizleri de birinci derecede ilgilendirmektedir. Üzerinde en çok da durmamız ve kafa yormamız gereken, işte bu son maddedir.

 

     Türkiyeli müslümanlar olarak Hizbullâh'tan almamız gereken dersler nelerdir? Hizbullâh bizlere hangi noktalarda ve ne ölçüde örneklik teşkil etmektedir? Bu hareketin, "değişim" ve "yeniden yapılanma" deviniminde üzerimizdeki yansımaları nasıl olmalıdır? Türkiyeli müslümanlar olarak Hizbullâh'tan hangi dersleri almalıyız?

 

     Bir sonraki yazımızda bu sorulara cevap aramaya çalışacağız.

YAZIYA YORUM KAT