Hız sarhoşluğu

10.12.2013 13:13

Melih Altınok

Şehirler arası yolculuklarda otobandan çıkıp kent merkezlerine girdiğinizde arabanın ibresini 100 km’ye düşürseniz bile kağnıda yolculuk ediyormuş hissine kapılırsınız. Bu anlarda gerçeklik algınızı kısa süreli felce uğratan etken hız sarhoşluğudur.
Çözüm süreciyle ilgili karamsar yorumlar, bana bu kısmi algı bozukluğunu hatırlatıyor. Zira bilmem farkında mısınız baylar bayanlar ama biz tam bir yıldır savaşmıyoruz? Ve bu muhteşem bir hızdı!
Üstelik bu hız görece falan da değildi. Kaymak gibi asfaltları, panter gibi arabaları olup da benzer sorunları yaşamış ecnebilerin radarları da aşılan limitin hakkını veriyor. Ya evet hani Çözüm Süreci başlamadan iki günde bir heyetler gönderip “hadi biz de onlar gibi yapalım” dediğiniz ama ne hikmetse, bırakın örneğe uymayı, ötesine geçilince uğramaz olduğunuz illerden, İrlanda’dan, İngiltere’den falan bahsediyorum.
İrlanda barış sürecinin mimarlarından Lord John Thomas Alderdice’ın biz gaza basmadan hemen önce start çizgisinde yaptığı açıklamaları hatırlıyorum mesela. İşte size “radikal müzakereci” Alderdice’ın dahi hız tahayyülüne tur bindirdiğimizin kanıtı sözlerinden bir iki paragraf.
"Lord Alderdice, IRA ile olan mücadelede İngiliz hükümetinin hiçbir zaman bu örgüte üye olup terör suçundan dolayı hapiste yatan mahkûmlarla masaya oturup anlaşma yapmadığına, örgütün siyasi kanadında yer alan kişilerle müzakere yaptığına vurgu yaptı. Alderdice, 'Müzakereler için masaya oturulan Gerry Adams hapiste değildi mesela. Siyasi olarak seçilmiş bir temsilciydi' diye konuştu. Türkiye’deki bazı kişilerin ‘Hükümet Öcalan ile masaya oturmalı’ şeklindeki önerileri hakkında ise Lord, İrlanda’da IRA örgütü yöneticileriyle Cumhuriyetçilerin uzun yıllar süren bir süreç sonrası masaya oturduğunu kaydederek, Türkiye’de barış sürecinin henüz çok başında bulunulduğunu ve bunun için daha çok erken olduğunu savundu.” (Cihan/Kadir Uysaloğlu-Londra)
Alderdice nal topluyor. Zira hadi, Oslo’yu, Habur’u ve açılımın diğer adımlarını geçelim. Bu ülkenin “muhafazakâr” Başbakanı, üstelikte can kayıplarının yaşandığı günün ertesinde, “bir İngiltere kamuoyu” olmayan Türkiyelilerin karşısına geçip “Yetkililerimiz görüştü yine de görüşürler” dedi, diyebildi.
Peki, bu beklenmeyen sürate hangi otobanda çıkıldı? Muhalefetin çözümü millî bir mesele olarak görüp hükümete destek olduğu Alderdice’ın ülkesindeki hava ve yol durumundan epey farklı koşullarda değil mi?
“Lord Alderdice, PKK meselesinin zorluk derecesi ve bunun Türk hükümeti üzerindeki baskısının, IRA meselesinin İngiliz hükümeti üzerinde oluşturduğu baskıya nazaran karşılaştırılamayacak kadar daha fazla olduğunu belirtti. Alderdice, IRA ile mücadelede İngiltere’de hiçbir muhalefet partisinin hükümete bu konuda saldırmadığını veya açıktan eleştirmediğini, iktidar partisi ile muhalefet partisinin yeri değiştiğinde de aynı saygının devam ettirildiğini hatırlatarak, ‘Türkiye’de ise durum bu noktaya gelmekten çok uzak görünüyor. Muhalefet partileri iktidar partinin barış sürecini eleştirmede kendini çok özgür hissediyor. Bu bir partinin siyasi problemi değil, partilerüstü ulusal bir mesele. Partilerin yaklaşımı konusunda İngiltere-IRA ile Türkiye-PKK konusunda gözlemlediğim çok farklı durumda.’” 
Kendilerinden, Hayırlı Cuma Anlaşması sonrası IRA’nın 29 kişiyi öldürmesi üzerine bile sağduyu çağrısı yapan İngiliz muhalefetinin ve basınının gösterdiği barış hassasiyetini beklemiyoruz elbette. Ama hiç olmazsa her tümsekte “araba devrildi” diye kına yakmasalar, değil mi? MHP ve CHP’nin hükümetin çözüm adımlarını seçim kampanyalarında “ihanet projesi” olarak yaftalayıp tepe tepe kullandığını hepimiz biliyoruz. Yalnızca Meclis'teki partiler mi? Gündemdeki tartışmaları, mesela dersane düzenlemesini bile “PKK istedi hükümet yapıyor” diye lanse eden cemaatleri mi ararsınız yoksa elinde kim bilir kaç Kürt-Türk gencinin kanı olan ırkçı paşalara “kan uykusu” belgeselleri çekip, şimdi Hakkâri’den Gezi’ye köprü düşleri kuran gazetecileri mi?
Sadece dün el üstünde tutulup bugün unutulan barış mimarı Alderdice değil, Jonathan Powell da başkaları da söyledi, söylüyorlar işte. “Müzakere çözüm süreçlerinde en zor şey iş savaştan beslenenleri ikna etmektir” diye.
"Sıklıkla bozucu etkiler, dış faktörler olur. Umarım burada da bu yaşanmaz. Başbakan Erdoğan ve Hakan Fidan çok fazla desteği hak ediyor. Gösterilerin, görüşmeleri rayından çıkarması trajedi olur. Nihayetinde barış sürecinin geri çevrilemeyeceği noktaya gelirsiniz ama Türkiye'de bu aşamaya gelip gelmediğimizi bilmiyorum. Erdoğan çok güçlü bir lider. Barış yapmak için her iki tarafta da güçlü liderler olması gerekir." (Hürriyet/Cansu Çamlıbel) 
İaşesini yıllardır yol kenarındaki kazalarda ölüleri soyarak çıkartanların, müzakerenin en yetkili ağızlarının bile karşılıklı olarak “provokasyon” dediği mizansenleri gözünüze sokmalarına izin vermeyin. Hızı, alınan yolu küçümseyen trafik canavarlarının derdi evimize varmamız değil, nice zamandır özlemini duydukları can kayıplı bir kazanın yolunu gözlemeleri.
Uzmanların, hız sarhoşluğuyla bozulan algılarınızı normale döndürüp kaza yapmadan yola yeniden koyulmak ve eve dönmek için basit bir önerisi var. Sağa çekip aracınızı stop ederek birkaç dakika  “durmak.”
Durmak. Sadece bir an durun. Öncesiyle, koşullarla, engellerle, provokasyonlarla kafanızı karıştırmadan, tam bir yıl önce başlayan Çözüm Süreci olmasaydı kaç gencimizi toprağın altına uğurlardık, bir düşünün. 
Az hız mı, az yol mu, az kazanım mı? Devam, eve az kaldı.
 
TÜRKİYE
 
  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim