1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. MISIR

  4. Hişmet: Arınç Kendi Fikrini Söyledi
Hişmet: Arınç Kendi Fikrini Söyledi

Hişmet: Arınç Kendi Fikrini Söyledi

İhvan'ın önde gelen liderlerinden Muhammed Cemal Hişmet, Al Jazeera Türk'e verdiği mülakatta, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın "Mısır'la ilişkiler düzeltilmeli" yorumunun kişisel olduğunu söyledi.

A+A-

Askeri darbeyle uzaklaştırılan cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde halk tarafından seçilen Mısır parlamentosu, Cumartesi günü İstanbul'da ilk oturumunu gerçekleştirdi. Parlamentonun ilk oturumunun ardından gerçekleşen oylamada Başkan Yardımcısı olarak seçilen Adalet ve Hürriyet Partisi üyesi ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın önde gelen liderlerinden Muhammed Cemal Hişmet, Al Jazeera Türk'e konuştu. Hişmet parlamentonun toplanmasının darbeye karşı mücadeleye olan etkisini ve cemaatin darbeye karşı stratejisini değerlendirdi.

Mısır parlamentosunun İstanbul’da ilk oturumunu gerçekleştirmesini nasıl görüyorsunuz? Darbe yönetimine karşı mücadeleye nasıl bir etkisi olacak?

Bu adım Mısır’da askeri darbe yönetiminin hesaplarını karıştırabilecek önemli bir adım. Çünkü ortada halkın iradesiyle seçilmiş bir parlamento var. Parlamento şu an ilk oturumunu gerçekleştirdi. Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var; meşru cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin yalıtımlı camlardan oluşan kafesinden konuşmasına izin verilmiyor. Bu, darbe yönetimi ve yargıçlarından Mursi’nin meşru cumhurbaşkanı olmasına ilişkin dolaylı bir itiraf sayılır. Darbe yönetimi meşruiyetten korkuyor. Bu yönetim ülkenin kaynaklarını çaldı, insanları öldürdü ve halkın taleplerini yok saydı. Dolayısıyla bu şekilde meşru parlamentonun tekrar toplanması ve karar almaya başlamasının darbenin tüm hesaplarını bozacağını düşünüyoruz.

Mısır’da şu an tam olarak neler oluyor? Darbe yönetimi nereye gidiyor? Bu noktada Müslüman Kardeşler ne durumda?

İhvan şu an devrimin kalbinde yer alıyor. Tüm devrim güçleriyle birlikte darbeye karşı direniyor. Devrimin bütünlüğünün bir parçası oldu. Bu bütünlüğün artık fark yaratabilecek kitleyi çağırmayı başarması lazım. Bu kitleden kastım olayları izleyen insanlar. Bu insanların bir kısmı yanılarak darbeyi desteklemiştir. Ancak şu an hayal kırıklığına uğrayıp darbeyi desteklemekten vazgeçtiler. Şimdi onları devrimcilerin safına çekmemiz lazım.

Sokaklarda protestoların devam etmesi, darbe yönetimini zor durumda bırakıyor. Şimdiye kadar gerçekleşen darbelerde hiç bu kadar uzun süre protestolar devam etmemiştir. Bir buçuk yıldan fazla bir zamandan bahsediyoruz. Bu darbe yönetiminin devam edemeyeceği anlamına geliyor. Başarılı bir devlet kuramayacaklar.

Darbe şu an çok zor durumda kaldı. Devletin ekonomisi, bütçesinin açığı, dışarıdan gelen desteklerin azalması, insan hakları konusunda sıkışması ve halkın dinmeyen öfkesi, bütün bunlar darbenin ömrünün çok kısa olacağını gösteriyor. Şimdi bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz. Acaba ileride darbeye karşı darbe olabilir mi? Sisi’yi ilk başta destekleyenler acaba saf değiştirir mi? Sisi şimdiye kadar kendisinden beklenen şeyleri yerine getirmeyi başaramadı. Yapması gereken reformları yerine getirmek için harcadığı büyük paralar kendi cebinden değil halkın alın terinden oluşuyor. Halkın gücünü tüketiyor. Şu an büyük soru işaretleri var. Halk bunu fark etmeye başladı. Dolayısıyla ileride bu darbeye karşı bir darbeyi görebiliriz. Söz konusu darbe sivil gücün arkasında saklanan bir darbe veya ordunun içinden Sisi’yi desteklemeyen komutanların yürütebileceği bir darbe.

Bahsettiğiniz darbeye karşı darbenin somut belirtileri var mı?

Son zamanlarda açığa çıkan sızdırma videoları, İngiliz ve Alman mahkemelerinin kararları, uluslararası basının yayınladığı haberler, Obama’nın insan hakları konusunda uyarıları ve uluslararası kuruluşların insan hakları raporları bütün bunlar birer endişe belirtisi. Darbe yönetimi bu sorunlarla başa çıkabilecek siyasi yeteneğe sahip değil. Bunların ileriye dönük bir ufku yok. Anladıkları tek şey halka karşı şiddet kullanmak.

Müslüman Kardeşlerin bu dönemden çıkmak için stratejisi nedir? İleriye dönük neyi planlıyor?

Cemaat kendi heykeli içinde temel reform ve istişare sürecine girdi. Esasi değişimlerden bahsediyorum. Erşat Mektebi (cemaatin en üst mercii), eyalet konseyleri, temel yapısı, dış ilişkileri ve kriz yönetimi gibi yüksek düzeyde reformlar yapılıyor. Bu tehlikenin büyüklüğünün farkında olmamızdan kaynaklanıyor. Aynı zamanda geçmişteki davranışlarımızın bir kısmının hatalı olduğunu itiraf ediyor, bu hatalardan ders çıkarıyoruz. Ancak cemaat hâlâ darbeye karşı direnen devrimin kalbinde yer alıyor ve bundan vazgeçmeyecek. Aynı zamanda şunu unutmuyoruz; Mısır’da olanlar tüm Arap dünyasında şimdiki durumun bir parçası. Suriye, Libya, Yemen ve Tunus’ta gerçekleşen senaryolar aynı yönetmenden çıkıyor. Belli ülkeler karşı devrimi desteklemek için bu senaryoları yazıyor. Bunun tehlikesi Arap dünyasını aşabilir.

İhvan bütün bunların farkında. Şu an ulusal ittifak kurmaya çalışıyor. Tüm siyasi gruplarla bir araya gelip tek vücut halinde hareket etmeyi planlıyoruz. Tüm grupların onaylayabileceği ortak bir plan taslağı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu birliği kurmak için ve daha sonrasında darbeyi düşürmek için elimizden geleni yapacağız. İhvan daha önce ruhunu ve kanını bile feda etti. Geçmişte saf niyetle yaptığımız hatalı siyasetler oldu, itiraf ediyoruz; fakat şimdi düzelterek insanlarla ortak olacağız.

Cemaatin darbeyi düşürdükten sonraki dönem için siyasi programı da var. Ancak bu programı tek başımıza yürütmeye kalkmayacağız. Bütün siyasi taraflarla ortak bir vizyon oluşturacağız ve ona göre hareket edeceğiz. Bunun için önce tek bir bayrak altında toplanmak lazım, sonra bu tür programları taraflarla paylaşırız. Böylece ortak karar alınır. Başka bir deyişle önce katılımcı demokrasi, sonra anlaşmalı demokrasi ve en son yarışmalı demokrasiye giriyoruz. Devrimin gerçekleşmesinin ardından yaptığımız en büyük hatalardan biri de bu aslında, ilk önce yarışmalı demokrasiye girdik. Bu orduya, bize karşı büyük destek oluşturmuştu.

Bu siyaset sahnesinde hareketlerin yanı sıra sahada protesto düzenlemeye devam edeceğiz. Tüm mecralarda darbeye karşı mücadelemize devam edeceğiz. Sahada protesto, siyaset sahnesinde planlar, dış ilişkiler, yargı ve insan hakları mücadelesi paralel bir şekilde hareket halinde olacak. 

Darbe yönetimi, sizinle diyalog kurmaya çalışmasıyla alâkalı iddialar var. Bu iddiaların doğruluğu var mı?

Kesinlikle böyle bir şey söz konusu bile değil. Darbe yönetiminin siyasi ufku yok ki böyle bir girişimde bulunsun. Darbe yönetimi herhangi bir siyasi çözümün önünü kapatmıştı. Biz Rabia Meydanı'nda bulunduğumuz zamanlarda birçok siyasi girişimde bulunmuştuk. Fakat hiç kulak asılmadı. Şimdi ise darbe kanlı bir yola girdi ve geri dönüşü sağlayamıyor. Çok kan döktü. Çok insan hakları ihlalinde bulundu. Geri adım atıp diyalog girişiminde bulunması imkânsız.

Darbe rejiminin sizi diyaloğa çağırması halinde yanıtınız nasıl olur?

Sisi ve darbe yönetimi red görmüş şahsiyetler oldu. Bunlar temel sorunun başlangıcını teşkil ettiler. Artık çözümün bir parçası olamayacaklar neticede. Darbe yönetimi, protestocuları katletti, hapse attı ve çok fazla insan hakları ihlalinde bulundu. Dolayısıyla onlarla diyalog kurmak mümkün olmayacak. Bu onları çözümün bir parçası haline getiriyor. Bu asla olmayacak bir durum. Ondan ziyade neyin üzerinde diyalog yapacaklar? Meşru cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hâlâ orada, onunla diyalog yapmak isterler miydi? Çok basit, yapamazlar. Ancak Sisi’den başka birisi gelirse diyaloğa başlamamız için daha iyi fırsat olur.

Darbeyi Ret Meşruiyete Destek için Ulusal İttifak Koalisyonu’nun çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Son dönemde birçok partinin koalisyondan çekilmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Koalisyonun çalışmalarının başarılı ve önemli olduğunu görüyoruz. Koalisyon, devrim güçlerini bir arada toplamayı başardı. Koalisyon, siyasi bir teşkilat değil. Şu parti çekildi, şu parti katıldı gibi muhabbetlere girmeden, sahada darbeye karşı eylemleri ve aktiviteleri düzenlemekten sorumludur. Bu harekete katılmak isteyenler katılır, çekilmek isteyenler de çekilebilir. Siyasi zorunluluk olmadan darbeye karşı bizimle yer almak isteyenler için kapımız her zaman açık.

Arap Baharı ve ayaklanmaların ardından dört yıl geçti. Tunus’ta siyasi İslami hareket Nahda bu süreçte başarılı olurken, Mısır’da İhvan-ı Müslimin neden başarılı olmadı?

Öncelikle Tunus’taki demokrasi hâlâ büyük tehlike altında. Tüm demokratik hareketlenmelere rağmen hâlâ tehlikeyi atlatamadı. Tunus’taki İslami hareketin düşmanları bize karşı davrandıklarının aksine yavaş ve gizli bir şekilde düşmanlık güdüyor.

Aynı zamanda şunu unutmamak lazım, Tunus ordusunun devleti ele geçirme gibi bir hevesi yok. Mısır’da ise tam tersi bir durum var. 60 yıl boyunca bu durumla karşı karşıyayız. Tunus’un eğitim seviyesi ve siyasi bilinci bizimkinden çok daha yüksek. Buna ilaveten Mısır’da kültür mozaiği bulunuyor. Mısır bölgedeki konumundan dolayı da dışarıdan müdahale için cazibeli kalıyor. Tunus’un bölgesel ağırlığı Mısır’ınkinden farklı. Bundan dolayı Mısır’ı rahat bırakmazlar. Bütün bunlardan dolayı Tunus’ta demokrasisi Mısır’dakinden daha başarılı bir şekilde gelişti.

25 Ocak devriminde Mübarek rejimini deviren Mısır halkının azımsanmayacak bir kısmı Sisi’yi desteklemişti. Bu nasıl oldu?

İnsanların tamamını aynı düşünce etrafında bir araya toplamak mümkün olmuyor. İnsanları Allah konusunda bile aynı fikirde toplayamazsınız ki, Sisi’ye karşı nasıl toplayacaksınız? Fakat asıl mesele insanlara iyi bir model sunabildik mi? Halkın haklarına ve meşru taleplerine uygun bir şekilde devlet modeli sunduk mu? Bize göre evet. Temiz niyetle gerçekleştirmeye çalıştığımız buydu. Ancak bize karşı karalama kampanyası, şeytanileştirme, kötüye çıkarma ve halkı korkutma siyasetlerinin uygulanmasının ardından halkın korkması ve dolayısıyla bir kısmının Sisi’ye destek vermesi gayet normaldi. Bazı insanların doğası bozuk, sadece menfaatlerinin peşinden koşuyorlar. Bu tür insanlar, yolsuzlukla mücadele yaparsanız karşınıza çıkarlar, çünkü asıl yolsuzluk yapanlar onlar olur. Bazı insanlar da askerin postallarıyla ezilmeyi sever. Bazıları da bizden nefret ediyorlar. Bütün bu saydığım türler hiçbir zaman devrim yanlısı olamazlar.

Son günlerde Suudi Arabistan’ın inisiyatifiyle Katar ile Mısır yönetimi arasında bir yakınlaşma oldu. Aynı zamanda Türkiye Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Al Jazeera’ye verdiği özel mülakatta Mısır yönetimiyle ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğini söyledi. Bütün bu gelişmelerle ilgili tavrınız nedir? Önümüzdeki süreçte nasıl hareket edeceksiniz?

Cemaatin resmi tavrında yetkim olmasa da Müslüman Kardeşler Cemaati'ni temsil eden bir milletvekili olarak bahsedebilirim. Bazı Körfez ülkeleriyle daha önce insanların kanını dökmek için ve şimdi bunları açığa çıkaran tek bir kanalın kapatılması için ittifak kuran darbe rejimi, ne kadar zayıf olduğunu, iç yapısının çatlak olduğunu bir kez daha gösterdi. Darbe yönetimi, Al Jazeera Mubaşir Mısır’ın yayınının durdurulmasına bu kadar sevinmişse, kendisine saygısı olmayan bir devletin tavrını göstermiş oldu. 

Katar ise hâlâ askeri darbeye karşı duruyor ve Mısır halkının özgürlüğünü ve haklarını savunuyor. Bundan eminiz. Ancak devletlerin üzerine uygulanan baskıları bir yere kadar kaldırabildiğini anlıyoruz. Katar şimdiye kadar bu baskılara direndi, askeri darbenin ayıbı ve ihlallerini Al Jazeera kanalı aracılığıyla dünyaya belli etti ve son olarak bu kanaldan ne kadar korktuğunu göstermiş oldu. Fakat Katar şu an Suudi Arabistan ve ABD’nin büyük baskısı altında kaldı. Elbette buna anlayış gösteriyoruz. Her devlet sonuçta kendi çıkarlarını düşünmeli. Bu o ülkeleri asla kötülemez. Katar’a geçtiğimiz dönemin içerisinde bize tüm desteklerinden ötürü müteşekkiriz. 

İkinci olarak Bülent Arınç'ın söyledikleri hakkında devletin yetkililerine sorduğumuz ve araştırdığımız kadarıyla şunu öğrendik: Sayın Arınç kendi şahsi fikri ve görüşünü belirtmişti. Bu sözlerin Türkiye devleti ve hükümetini temsil etmediğini anladık. Türkiye’nin askeri darbelere karşı, her zaman halkların özgür iradesi ve meşru taleplerinden yana olanı tavrı bizim için açık ve sabit. 

Ayrıca Türkiye ile Katar arasındaki temasın son dönemde güçlendirilmesi bizi tatmin ediyor. İki ülke arasında halkların meşru taleplerini koruyacak stratejik bir ittifak kuruluyor. Bu ittifakın ana başlıklarında Mısır halkının özgürlük taleplerine yönelik desteklerin devamı ve bununla ilgili tavrın değişmemesini okuyabiliriz.

Tabi bu iki ülkenin üzerine Körfez ülkeleri, Amerika ve İsrail büyük baskı kuruyor.

Nihayetinde bu hareketlenmeler bizi o kadar endişelendirmiyor. Bu bize darbenin ne kadar zayıf olduğunu bir daha kanıtlıyor. Darbe yönetiminin, parlamentomuzun tekrar açık oturum haline gelmesinden korkması, sürekli olağanüstü halde olması, ileriye dönük siyasi ufkun olmaması ve ondan kaynaklanan fakirleşme ve çeşitli krizler, bütün bunlar darbenin iktidar olarak devam edemeyeceğine dair birer kanıt sunuyor. Dolayısıyla biz halkımızla birlikte etkilenmeden başladığımız yola devam edeceğiz.

Buradan tüm dünyaya sesleniyorum. Darbe yönetiminin yaptıklarına bakın, insan hakları diye bir şey kalmadı. Demokrasiyi destekleyen Batı ülkeleri nerede? Suskunluğunu sürdüren insan hakları kuruluşları darbenin yaptıklarına göz yumuyor. Bu şizofrenliği, bu çifte standardı bırakın. Kendinize tanıdığınız özgürlük, demokrasi ve insan hakları standartlarını çiğneyerek darbe yönetimine destek oluyorsunuz. Bunu halklarınıza ve dünyaya nasıl anlatıyorsunuz?

Önümüzdeki süreçte darbe ile alâkalı tahminleriniz nedir?

Darbe rejimi 2015 yılının sonlarına doğru inşallah düşmüş olacak. Buna inanıyorum.

MUHAMMED CEMAL HİŞMET KİMDİR?

Mısır’ın Demanhur kentinde 1956 yılında doğdu. 1980 yılında İskenderiyye Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1986 yılında aynı üniversitenin Sıcak Bölge Dokturluğu bölümünde master yaptı. 1993 İskenderiyye ve Bohom üniversitelerinin ortaklaşa gözetiminde doktora derecesine sahip oldu. 2003 yılında Kahire Üniversitesi'nin Parlamento Bilimleri bölümünden mezun oldu.

1972 yılında Komünist Birliği’ne bağlı Gençlik Organizasyonu'nda siyasete atıldı. 1977 yılında İslami harekete ve daha sonra Müslüman Kardeşler Teşkilatı'na katıldı. 2000 yılında milletvekilli olarak Mısır parlamentosunda temsil etme hakkı kazandı. 25 Ocak 2011 devriminden sonra yapılan parlamento seçimlerinde de milletvekili seçildi.

HABERE YORUM KAT