1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kurucan

  3. Hıristiyan Amerika ve gerçeklerle yüzleşme
Ahmet Kurucan

Ahmet Kurucan

Yazarın Tüm Yazıları >

Hıristiyan Amerika ve gerçeklerle yüzleşme

A+A-

Bir Batı ülkesinde ölümcül kanser teşhisi konulan hastaya doktorlar rahatlıkla bunu ifade ederler. Hem de ilavesiyle.

İlavesi; "Allah'tan ümit kesilmez ama istatistiklere, teorik bilgi ve tecrübelerimize göre 6 aylık ömrünüz var." Ferdî hadiselerde bu böyle olduğu gibi, toplumsal hadiselerde de böyledir. Söz gelimi ekonomik krizle alakalı resmî rakamlar, acı reçete diyebileceğimiz önlem paketleri, hiçbir sansüre tutulmadan hemen açıklanır. Verdiğimiz bu iki örnekte fert veya toplum psikolojisi hiç mi nazara alınmaz? Bu acı, üzücü ve incitici yönleri ağır basan haberlerin sebebiyet verebileceği sıkıntılardan hareketle, bazı gerçekler zamana yayılarak intikal ettirilemez mi? Gerçekleri gizleme değil ama belli bir süre sonra, alıştıra alıştıra söyleme neden akla gelmez?

Aynı istikamette uzatabileceğimiz bu soruların cevabı bence Batı kültürü ile Doğu kültürü arasındaki farkta gizli. Yanılabilirim ama benim şahsî gözlemlerime bağlı yaptığım tespitim şu; gerçeklerle hemen yüzleşme Batı kültürünün bir parçası. Doğru-yanlış ayrı mesele; fakat yaşanan ve her gün pratik hayatta kendine yer bulan hakikat bu.

Bunun bir örneğini geçenlerde haftalık Newsweek dergisinin kapağında gördük. Kapak dosyası olduğuna göre önemli bir konu olmalıydı ve zaten başlık da alabildiğine çarpıcıydı: "Hıristiyan Amerika'nın düşüşü." Rakamlar, istatistikler bir yana, dosyanın içlerine daldığınızda gördüğünüz bazı cümleler insanı ilk etapta derinden derine sarsacak mahiyette. Mesela; Tanrı'sız Hıristiyanlık; kendi tanımlama ölçülerine göre Hıristiyan.

İslamî bir perspektiften baktığınızda bunları ne anlamak ne de yorumlamak mümkün. Çünkü dinin olduğu yerde Tanrı'nın olmaması ve Müslüman kimliğinin herkesi bağlayan objektif ölçülerinin bulunmaması bizde düşünülemez. Zira Allah'a iman, dinin en temel esasıdır. O yoksa, O'na iman yoksa din de yoktur. Allah ve Rasulü'nün (sas) verdiği kriterler, kıstaslar, ölçüler, Müslüman kimliğinin yegane belirleyicisidir. Bu mesele o kadar önemlidir ki; şahısların kendi başlarına ve tamamıyla sübjektif değerlendirmeler sonrası ulaştıkları ölçüler adı üzerinde sübjektiftir, objektif değil; şahsı bağlar, toplumu değil.

Konumuza dönelim; son 19 yıldır Amerika'da Hıristiyan nüfusunda % 10 oranında azalma olduğundan bahsediyor makale. 1990'da Hıristiyan'ım diyen insan oranı % 86, 2009'da % 76. Bu süreçte ateistlerin sayısında da yükseliş var; 1990'da 1 milyon, 2009'da ise 3,6 milyon. Yazı, söz konusu Hıristiyan oranındaki düşüşün sorgulanması gerektiğini, bu gerçekle hemen, şimdi, acilen yüzleşilip "biz ne idik, şimdi neyiz ve nereye doğru gidiyoruz" sorularının sorulmasını, sağlıklı cevaplar bulunarak yeniden istikamet belirlemesine gidilmesini salık veriyor. Aksi halde sürecin bu hızla devam etmesi durumunda din eksenli bir temele dayanan kültürlerinin makas değiştireceğini ve bunun siyasî, iktisadî ve hukukî sistemlerini etkileyeceğini ve bu etkilerin müsbetten ziyade menfi olarak fert ve toplum hayatına yansıyacağını söylüyor. Felaket tellallığı mı yapıyor? Bence hayır; başta dediğim gibi önce gerçeklerle yüzleşiyor; ardından bu gerçeklerin yol açabileceği muhtemel sıkıntılara dikkati çekiyor. Bu aşamada bugünkü Amerika ile bugünkü Avrupa arasında yapılacak bir mukayese ortaya çok net bir tablonun çıkmasını sağlayabilir.

Pekala neden? Zaten önemli olan da bu. Eğer son 19 yılda Hıristiyan oranındaki % 10'luk düşüşü sebep olarak kabul edeceksek, muhtemel sonuçları ne? Eğer sonuç olarak kabul edeceksek, sebepler nelerdi? Açıkça söyleyeyim; makale böylesi net bir tasnifin yapıldığı mantıkla kaleme alınmamış. Ama her ikisine de direkt ve dolaylı olarak değinen yaklaşımlar var. Bunlardan birincisi, küreselleşmenin yol açtığı kültürel etkileşimin, önceki dönemlerdeki mesela aydınlanma dönemi etkileşiminden çok daha farklı boyutlarda ve farklı bir hızla yayılması. Söz gelimi; kürtaj, okullarda ibadet, eşcinsel evlilikleri gibi son tahlilde dinle irtibatlı olan konuların inanç alanından çıkartılarak ferdî özgürlükler kapsamı içinde mütalaa edilmesi. Makale yazarına göre sözü edilen konular üzerinde Hıristiyanlığın –ki özellikle Katoliklerin- alabildiğine net ve keskin, her türlü yoruma, tevil ve tefsire kapalı hükümleri olmasına rağmen, bu hükümlerin özgürlük anlayışının etkisiyle tartışmaya açılması, sorgulanması liberalizmin etkisiyledir.

İkinci olarak; Hıristiyanlığın politik ve kültürel hayatta etkisinin azalmasıdır. Öyle ki 1800'lü yıllardan beri görülen en düşük seviyedir şu an. Verilen misal ise şu; eski yıllarda eğer içki içmek ya da evrim teorisi kilisenin öğretilerine aykırı ise kanunlarda içki içmek yasaklanır; evrim teorisi ders kitaplarında okutulmazdı. Ama bugün çok farklı bir tablo var karşımızda. Kilisenin yasaklamasına rağmen eşcinsel evliliğine evet diyen eyaletlerin varlığı bu istikamette verilebilecek bir başka örnek. Yazarın da bir yerde ifade ettiği gibi bütün bu durum acaba post-Christian/Hıristiyan-sonrası bir dönemine açılan bir kapı mıdır? Yani Hıristiyan dininin fert ve toplum üzerinde etkisinin alabildiğine azaldığı, hatta yok olduğu bir devrin habercisi sayılabilir mi? Bunu şimdiden kestirmek zor. Fakat şu söylenebilir; tabiat boşluk kaldırmaz. Dinin insan ve toplum hayatında yokluğu tabiat adına en büyük boşluklardan biridir. Çünkü inanç, insanın en tabii ve en fıtrî ihtiyaçlarından biridir. Allah, bizi bu fıtrat üzerine yaratmış. Kutsal kitapların, peygamberlerin gönderiliş gayesi de bu. Eğer beşer, bu tabii ve fıtrî ihtiyacını, yine tabiî ve fıtrî yollarla kapatmazsa, meydana gelen boşluk gayri fıtrî ve tabiî şeylerle kapatılacaktır. Bu ise hem fert hem de toplum için felaketin habercisidir. Gerçeklerle yüzleşme diye başladık; isterseniz bununla bitirelim. Allah'a inanmayan din görevlilerinin gazete haberlerine konu olması, eşcinsel olduğunu ilan etmekten çekinmeyen ve bu haliyle kendi dünyalarında cereyan eden hararetli tartışmalara rağmen görev yapmaya devam eden yetkililerin varlığı, "İsa'ya inanıyorum ama kilisenin İsa'sına değil, kendi İsa'ma" diyenlerin sayısının artması ve benzeri örnekler; Newsweek'in bu konuyu kapağa taşımasının haklılığını gösteren başka örneklerdir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT