Hicretin yolcusu

19.09.2008 05:47

Fatma K. Barbarosoğlu

Adam bir gün kendi menkıbesinin peşinden gitmeye karar verdi.

Ben gidiyorum dedi. Hicret ediyorum. İşte size bir yıllık masrafınızı karşılayacak para. Farzedin ki ben bu dünyadan ayrıldım.

Etme eyleme dediler. Dur hele. Hicret nereye.

Bir Afrika ülkesine yolculuğa çıktığını sakladı adam.

Dur diyenlerin durdurmalarından korkarak. Geçilecek eşiği geçitsiz kılmak için kale kadar yükselteceklerinden endişeli.

Bir sır gibi sakladı nereye gittiğini.

Yalnız refikasına söyledi (Öyle. Hanımı ya da karısı, ya da eşi değil. Refikası). Böyleyken böyle dedi. Bir şey yapmak istiyorum. Bir şey. Efendimiz'in muhabbetini kazanacak bir şey.

Refikası şu kadar çocuğa burs veriyorsun ya diyemedi.

Şu kadar daireni öğrenci evi olarak bağışladın ya diyemedi.

Dese ne olacaktı ki zaten.

Ne diyorsun, nasıl böyle konuşuyorsun diye celallenirdi.

Mülk Allah'ın. Allah bize verdi biz de ihtiyacı olanlara ulaştırdık. Hani sağ elin verdiğini sol el bilmeyecekti. Bir kere söyledin bu sözü. İkincisi olmayacak.

Beni de al diyecek oldu gözünün yaşını gönlüne akıtan kadın. Ben de seninle geleyim.

Adam yol bana yalnız göründü dedi.

Bu yolculuk ya beni pişirecek ya da taş misali bir bünyeye sahip olduğumu anlayıp derdime ağlayacağım.

Kadın neden bir Afrika ülkesi diye soramadı. Neden şimdi gidiyorsun diyemedi. Seni hep merak edeceğiz demek istedi de kendi menkıbesinin peşi sıra giden efendisi için her sorunun bir yük olduğunu fark edip sustu.

Adam gitti. Uzunca bir süre haber alınamadı.

Hicret eden kendi gurbetini gezdirdi bir müddet. Yokluğun ve yoksulluğun, sıkıntının ve derdin memleketinde. Kendisini içine alacak, kendisini hizmet ehli yapacak hikaye elbet gelecekti. Beklediği hikaye tez zamanda düşsün diye kalbine, hicretin şehrinde sabah akşam dolandı adam.

Sonra bir ses geldi. Kimsesizler yurdunda günde ancak bir öğün yemek yiyebilenlerin sesi. O bir öğünü de ancak gün aşırı tadabilenleri. Gün aşırı ve tadımlık. Ölmeyecek kadar. Çocukların nasibine düşen ölmeyecek kadar lokmaydı. Bir gün kızlara, bir gün erkeklere gidiyordu açlıktan ölmek ile tok kalmak arasında kısacık bir mesafe oluşturan lokmalar.

Menkıbesini yaşamaya giden adam, konforun ülkesinden yokluğun ülkesine gelen adam tamam işte dedi. Buradaki çocukların hepsi benim. Benim vazifem bu çocuklara günde üç öğün yemek çıkartmak.

Gökyüzü neden başımızın üstünde!

Yer niye çökmez bunca rüşvete ve harama karşı.

Biz birbirimizin kuyusunu kazarken güçlü iş makineleri ile, Allah yine de neden vazgeçmez kulluğumuzdan.

Çünkü aramızda hicret ehli olanlar var. Bütün iyilikleri sadece kendi hanesi için toplamayan. Kalbini fakirlerin gözyaşını ayarlamış.

Bu hikaye binlerin içinden sadece biri. Medya bozarken her türlü değerimizi. İşte aramızda böyleleri var. Zamanı "medya zamanı" olarak yaşamayan.

Yeni Şafak Gazetesi

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim