Hiç kan dökülmedi ki, çıkma tonerdi hepsi

24.06.2009 20:13

Ümit Kıvanç

Mâlûm belge ve mâlûm imza ile ilgili olarak, zorlaya zorlaya üç senaryo çıkardık. Oysa dört tane var. Hattâ beş. Belki de altı. Dilim varmıyor ama yedi de olabilir. Aslında ona kadar yolu var.

Bu senaryoları niye ve nasıl çıkarabiliyoruz? Neden ortaya böyle bir belge çıktığında direkman “evet, yapmışlardır” diyemiyoruz?

Şunlardan olmalı:

Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar bu tür herhangi bir belge hazırlamamış, buna benzer planlar içinde olmamıştır. En güçlü dayanak bu olabilirdi. Türkiye’nin en gözü dönmüş fahrî Ergenekoncusu bile şimdiye kadar böyle bir şeyi açıkça telaffuz edemedi. Sıcaklardandır sanırım.

Hele hele, genellikle ordu korumasından yararlanan birilerinin “millet iradesine rağmen” perde gerisinden iş çevirdiği, komplo hazırladığı hiç görülmemiştir. Zaten silahlı kuvvetlerin hukuka bağlılığından şüphe duymak için hiçbir sebep yoktur.

Yani kısaca, Fener forvetleri Galatasaray kalesine saldırdığında oturup düşünmek gerekir. Bunu niye yapıyorlar... Kedi kuşa doğru hamle ettiğinde bunu neden yapmış olabileceğine dair en az birkaç teori geliştirilebilir. Bu normaldir.

Son olayımızda insanları ve medyayı (ikisinin ayrı kategoriler olması ne hoş) şüpheye düşüren, belgenin fotokopiliği falan değil üslûbudur belki. İyi niyetliyiz ya, burasından alalım. Canım, “silah bulunması sağlanacak” diye de yazarlar mı? Türkiye’de doğup büyümüş namuslu bir insanın bu soruya, “demek ki yazıyorlarmış” cevabı vermesinden daha doğal bir davranış olamaz. Görüyoruz ki böyle değil. Radikal gazetesi bile “keşke belge sahte çıksa” hevesi içerisinde. Bu dindirilemeyen arzu, derinlerden gelen bu istek, acaba hangi dürtülerin bünyeyi zorlamasından kaynaklanıyor?

Bir defa daha, siyasî değil düpedüz psikolojik, hattâ tıbbî bir mesele karşısında olduğumuzdan eminim. Büyümek istemiyoruz. Ordu ve ordunun devleti başımızdan eksik olursa sokaklarda perişan olacağımızdan korkuyoruz sanırım. Ya da belki bu da sıcaklardandır. Fakat bilebildiğim kadarıyla kışın da vaziyet değişmiyor.

Bir de ciddî ciddî, “Türkiye nüfusunun yüzde yirmisi Ergenekon’a inanmıyor”, “yüzde bilmemkaçı ‘belge sahte’ diyor” diye konuşuyoruz. Hepimiz toptan kafayı yemiş olmalıyız.

Hoş naçiz köşeyazarınız zaten memleketi anca toplu tedavinin kurtarabileceğini söyleyip durur. Yalnız, başlangıçta espri niyetine söylüyordum, giderek bunun ciddî bir tez olduğuna başta kendim inandım.

Bizzat jandarma, “bu imzalar benziyor” diye rapor veriyor, maalesef gazeteci sıfatı taşıyan koca koca adamlar, “ha hayt, imza sahteymiş!” diye çığlıklar atıyor. Kafadan acile götürmek lâzım. Konsültasyon, tedavi lâzım.

Tamam, namussuzluğun elbette tedavisi yok. Keza ahlâksızlık için, alenî yalancılık için henüz ilaç icat edilmedi. Fakat sanırım iş bununla bitmiyor. İnsanlara rastlıyorsun, ciddî ciddî soruyorlar, “belge sahte mi sence?” diye.

Ya, Türkiye’de kim cesaret edebilir, orduyu bu duruma düşürecek sahte belge hazırlamaya? “Polisler koymuş olabilir.” Yahu hangi polis cüret edebilir böyle bir şeye? Birileri bunu yapmaya kalksa, fantezi olsun diye sevgilisini öldüren muteber gencimiz kadar şanslı olamaz, Antarktika’da eriyen buzulların arasında olsa bulunur canına okunurdu herhalde. Tamam, ordu prestij kaybetti, şu oldu bu oldu, yine de kim kalkışabilir bu cinnet eylemine? Ya da intihar girişimine...

Tabiî şu teoriler de yabana atılmamalı: Bize belge kondu, İran’da isyan çıkarıldı. Hepsi Amerika’nın işi. Veya: Belgeyi Ahmedinecad koydurdu, Türk ordusuna prestij kaybettirerek seçimi kazanmış gibi yaptı. Toz duman arasında Mehmet Topuz işini bağlayabilmek için Aziz Yıldırım bu belge işini ayarladı. Hayır, federasyon koydurdu. Tetikçi hakemler vasıtasıyla.

Lütfen insanımıza çocukluğunu, gençliğini hatırlatacak yollar bulunsun. Gençler için ne yapılacak, ayrıca düşünülsün. Yoksa, 1915’te Ermenilerin bize birşeyler yaptığına, Türklerin Orta Asya’dan beri millet bilincine sahip olduğuna, Ergenekon’un ABD-AB emperyalizmine direnen vatanseverlerin teşkilatı olduğuna inanan insanlarımız, 12 Eylül’ün Photoshop’ta yapıldığına, JİTEM’in fotokopi, fali meçhul cinayetlerin sahte faks çıkışı olduğuna da inanacak yakında.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim