1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Herkesin solu kendine
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Herkesin solu kendine

A+A-

Geçen salı “İşte bunların hepsi seks” başlıklı yazıma çok geri dönüş oldu.

Tabii ki eleştirilerden bahsedeceğim.

İlk grupta “işte bunların hepsi sol” dediğim kesimde yer alan ve kendilerini dün Silivri önündeki nümayişten de tanıdığımız “solculardan” gelenler var. Yazıda adını andığım gazetelerde de eleştirel yorumlar yayımlandı.

Özetle diyorlar ki, “Ülkede ne kadar muhalefet varsa adını sıralamışsınız ve eleştirmişsiniz. İçlerinde bir tek siz ve sizler gibi ‘azınlıktakiler’ yok. O hâlde çoğunluk değil, sizler solcu olmamalısınız.”

Doğru, 12 Eylül darbecileri tarafından yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’in ölüm yıl dönümünde, katillerin “silah” arkadaşlarının yargılandığı bir davayı protesto eden çoğunluktaki “solculardan” değilim.

Çünkü darbe çağrıcısı provokatörlere, sokak ortasında Kürt ve Türk gençlerini infaz ettiren JİTEM’cilere, Hrant’ın katillerine, gayrımüslim vatandaşlarımızın boğazını kestirenlere, mahkeme salonlarında aydınları tehdit edenlere karşı muhabbet beslemeyi solculuğun değil, faşistliğin alâmetifarikası sayıyorum.

Bu topraklarda askerî-sivil bürokratik elit her dönem dokunulmazlık zırhına sahip olduğu için, Ergenekon ve Balyoz davalarını yalnızca Cumhuriyet’in değil yüzyılların “vaka-i hayriye”si sayıyorum.

Ülkedeki yargı sisteminin hepimizin yıllardır mustarip olduğu ve eleştirdiği arızalarını, bu davalara özel bir durummuş gibi lanse etmenin, Ergenekon’u, Balyoz’u aklama girişimlerinin kılıfı olduğu kanaatindeyim.

Bu nedenle siyasal iktidara eleştirilerimi, cami, ya da Muhteşem Yüzyıl konusundaki katılmadığım çıkışları üzerinden değil, bu davalardaki kararlığı tavsadıkça ya da askerî vesayetin geriletilmesi noktasında ürkekleştikçe yoğunlaştırıyorum.

Yani zarfla değil mazrufla uğraşıyorum.

Zira biliyorum ki, Başbakan’ın, bir baraja yaşayan üstelik de “iyi yaşayan” bir kurmayının ismini vermesi tolere edilebilir bir “komikliktir”. Ama yaralı askerî vesayete pansuman yapmak anlamına gelen ağırkanlılıkları, yapısal dönüşüm adımlarını geciktirmeleri trajiktir; hayatidir.

Evet, arkadaşlar, “sizlerin solundan” değilim. Ama haklısınız, bu, Türkiye solu içerisinde çoğunluk olma iddianızı boşa çıkartmaz.

Gelelim yazıma gelen ikinci grup eleştirilere. Aslında bu gruptaki okurlarımız da çoğunluk mantığı üzerinden gidiyorlar. Ve solun tarihî pratiklerinin yanı sıra, teorisinin alt metinlerine de göndermeler yapıyorlar.

Özetle “Sol biraz da böyle bir şey” diyorlar. Demokratik ikna süreçlerini, siyaseti, “kendiliğindenciliği” reddettiği için, tanımladığım durumun “anormal” değil, normal olduğunu söylüyorlar.

Bildiğiniz üzere “Bir sol var solda soldan daha içerü” şiarının iyi bir müridi falan değilim.

Aksine neredeyse her yazımda Türkiye’deki sol söylemin amentülerini, gevelemeden sorgulamaya çalışıyorum.

Ne var ki bu durum, Türkiye’nin şu son birkaç “altın yılında” ideolojik zincirlerinden kurtulup askerî vesayetin geriletilmesi, demokratikleşme, sivilleşme ve şeffaflaşma iradesine, nereden geldiğine bakmaksızın destek veren pek çok kişinin kendini hâlâ “solda” tanımladığı gerçeğini değiştirmiyor.

O hâlde, “Sol biraz da bu” tesbitinin de bireysel algıları-deneyimleri dışlayan ve hatta “ideal sol” tanımlamalarında olduğu gibi sekter bir yanı olduğu gerçeği üzerine de düşünmeliyiz bence.

Tarihî mirasın yükünden kurtulma hakkımızı da cesurca kullanarak pekâlâ buradan yeni bir sol söyleme ulaşılabilir.

Herkesin solu kendine; ama bu sefer de işin kolayına kaçmadan.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT