1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. "Herkes Türk Yapmak Vazifesi"
Herkes Türk Yapmak Vazifesi

"Herkes Türk Yapmak Vazifesi"

İslam’ın bize verdiği bu temel dünya görüşü varken, hele de müslümanların yaşadığı coğrafyaların belli kavimlere mahsus olarak isimlendirilmesinin ortaya bir takım fitneleri çıkaracağı nasıl düşünülmez?

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

Mantıksız Kavramlara Dayanmanın Trajik Saçmalığı..

Yeniden düzenlenmeye çalışılan T.C. Anayasası'nda ‘türk’ kelimesi yer verilmeli mi, verilmemeli mi? Son günlerde, aralarında hattâ aslen türk kavminden bile olmadığı bilinen (İ. O.) ile, bir diğeri de 95 yaşında olan Kırımlı (H. İ.) gibi ünlü iki tarihçinin bulunduğu 300 kadar isim, Anayasada bu kelimeye mutlaka yer verilmesi gerektiğine dair bir bildiri yayınlamışlar. Bu bildiri metninin imzacıları arasında başka alanlarda bir araya gelmeleri bile düşünülemeyecek ilginç isimler de var.

(Osmanlı ve sonrasının türkçülük hareketlerinin Ahmed Hikmet Müftüoğlu, M. Emin Yurdakul gibi en ünlü isimlerinin, daha çok da Rusya’dan Osmanlı’ya sığınmak zorunda kalmış olan Kafkas ve Rusya’daki diğer müslüman kavimlerin içinden çıkmış olması ilginçtir.)

Söz konusu bildiri metninde,

1- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve sahibi olan Türk Milleti’nin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa’dan çıkarılamaz.

2- Devletimizin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlarımız, ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz.

3- Anadolu coğrafyasında Selçuklu ile başlayıp Osmanlı ile devam eden Türk Milleti’nin kesintisiz egemenliğini esas alan, büyük Atatürk’ün kurduğu millî devlet yapısı ortadan kaldırılamaz.’ ifadeleri yer alıyor.

Bildirideki iddiaya göre, ‘devletin kurucusu türk milleti’ imiş.. Ve de, ‘devletin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlar ırklara ve mezheblere ayrıştırılamaz; Atatürk’ün millî devlet yapısı ortadan kaldırılamaz’mış..

Bu üç madde, gerçekte, asıl hastalığı yansıtmaktadır.

Çünkü, Orta Asya ve Rusya bozkırlarından Afganistan ve Hindistan’a, İran ve Anadolu coğrafyalarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada onlarca farklı şive veya lehçe ile türkçe konuşan ve birbirlerini anlamakta bile zorlanan bir sosyolojik olgu halindeki türk kavimlerinin İttihad-Terakkî ve kemalist dönemde geliştirilen ve türk kavmiyetçiliğini kendisine temel yapan resmî ideoloji tarafından son yüzyılda tuhaf bir şekilde kutsallaştırılan ‘türk milleti’ kavramı üzerine kurulan ‘millî devlet’in bünyesinde, başka ırkların ve çeşitli mezheblerin olduğu’ndan bahsedilemiyeceğini bildiriyor bu ‘seçkin’lerimiz..

Yani, devlete hâkim olan güç odakları millet, ırk, din veya mezhebden neyi anlıyorlarsa, onların dayattıkları her ne ise; başkalarını yok sayıcı, asimile edici, inkarcı, başeğdirmeyi esas alıcı bir zorba anlayışı herkes de kabul etmeli!

Yahu, Anadolu’da asırlardır, onlarca kavim ve ırktan, çeşitli din ve mezheblerden insanlar yaşadı ve yaşamaktalar. Ve Anadolu, tarihte hiç bir zaman boş bir coğrafya değildi ve asırlarca çeşitli kavimlerle dolup taştı. Ve Birinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki büyük yıkılış yılları hariç, asırlar boyu, bu coğrafyadaki kavimlerin birbirini yok etmek için boğazlaştığı, birbirlerine katliâm uyguladığı da vâkı’ değildir.

Bütün bu kavimleri şemsiyesi altında toplayan İslam’ı sosyal hayattan kovmayı hedefleyen emperyalist oyunların neticesinde kurulan laik rejim, ‘millî devlet’ iddiasıyla yaldızlanmakla, ne İslam Milleti’nin devleti olur, ne de şu veya bu kavmin..

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT