Herkes kendi yerine, marş marş!

29.12.2009 05:20

Nuh Gönültaş

Türkiye'nin bugün boğuştuğu sorunların temelinde çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu'ndan ulus devlete geçişin çözülmemiş, çözülememiş sıkıntıları var.

Düşünebiliyor musunuz, Osmanlı İmparatorluğu öyle bir imparatorluktu ki, Genelkurmay Başkanı bile bir Alman olabiliyordu.

Ermeniler devlette çok önemli konumlara gelebiliyordu.

Kürtler hakeza...

Osmanlı insanların ırklarını çok önemsemiyordu.

Ama yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulunca bir anda etnisite, Türklük ön plana çıktı.

Hatta Türkçülük adına temelsiz bazı teoriler bile ortaya atıldı ve bunlar resmi kabul gördü.

Güneş Dil Teorisi gibi, Türkçe'nin dünya tarihindeki ilk dillerden biri olduğu hatta bütün lisanların Türkçe'den ürediği gibi...

Utanmasalar Hz. Adem, Türkçe konuşuyordu diyeceklerdi.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu bir "devrim"le oldu.

Hızlı, köklü cesaret isteyen bir iştir devrim!

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlar toplumun modernleştirilmesi adına zorla, jakobence toplumun giyim kuşamlarını bile değiştirmeyi denediler.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra şapka giymeyenlerin bile asıldığı bir dönem oldu.

Toplumun o zamana kadar kullandığı alfabe değiştirildi. Bir gecede bütün ülke okumaz-yazmaz hale geldi.

Dolayısıyla tarihle köprüler atıldı.

Bazı kıyafetler yasaklandı. Halka kıyafetlerini değiştirme zorlaması yapıldı.

Devrim Osmanlı'nın yıkılması yerine yeni bir devletin kurulmasıydı.

Tek parti dönemi bu devrimin esaslarını oturtmak için halkın zorlandığı bir dönem oldu.

Tek parti döneminin günah galerisi açıldığı zaman ortaya çok şedid bir rejim çıkıyor.

İstiklal mahkemeleri, takriri sükûn Kanunu uygulamaları (Huzurun sağlanması kanunu) daha çok yeni rejimin "gerici" ve "bölücü" olarak nitelediği kesimlerin üzerine yürüdü.

Siyasi cinayetler ve idamlar birbirini kovaladı.

Ülkenin çeşitli yerlerinde patlak verdiği iddia edilen fakat çoğu yeni rejimin kendisini göstermek ve kendisine karşı unsurları sindirmek için tezgahladığı "güya gerici ve bölücü ayaklanmalara karşı" ordu ve "yargısız yargı" çok şiddetli davrandı.

İşte Türkiye'de ordunun baştan beri "iç düşman" veya "iç tehdit" temeline dayalı olarak konumlanmasının sebebi budur.

Dış düşmanlar denize dökülmüş artık ordu yeni devletin iç düşmanları ile uğraşacaktır!

Ve bu süreçte rejim kendisine yönelik tehditlere savaş açmış, bunu da ordunun gücüyle gerçekleştirmiştir.

Böylece, ufak tefek sorunları saymazsak yeni kurulan devletin iki büyük temel sorunu oldu.

1-İrtica

2-Kürtçülük

"İrtica" denilen şey çok geniş kapsamlı bir şey.

Ceza yasalarında karşılığı yok. Ama fiilen irtica diye bir suç var.

Laiklik, devletin temel ilkeleri arasında yer alıyor ama laikliğin Anayasa ya da yasalarda açık bir tanımı yok. Fakat laiklik uygulamada her yerde ve her dilde.

Toplumun laiklikle zıt ilişkisi bazen bir mevlit okutma üzerinden bile kurulabiliyordu.

Ezanın, Kuran'ın yasaklandığı dönemleri hatırlayanlar hâlâ yaşıyor.

"İrtica" yeni kurulan devletin, dini devlet ve toplum hayatından soyutlamaya çalışması ile halkın kendi dini değerlerini yaşamaya çalışması karşıtlığı yüzünden zamanla sorun haline gelirken, yeni kurulan devletin Türkçülüğü ön plana çıkarıp bu konuda taraf olması da Kürtler'i rahatsız etti ki Kürtler bu yüzden zaman zaman ayaklandılar.

Kürtler dışındaki diğer etnik unsurlar başkaldırabilecek kadar yekun teşkil etmediğinden pek sorun olmadılar ama yeni devlet çeşitli tezgahlarla Türkler dışındaki etnik çeşitliliği azaltma politikası da güttü.

Şimdi...

İşte bugün yaşadığımız sorunların temelinde ordunun içe dönük, iç düşmana dönük, iç tehdide dönük yapılanmasından kaynaklanan sorunlar yer alıyor.

Tek parti dönemi bitti.

Soğuk savaş dönemi kapandı.

Dünya değişti, demokrasi mesafe aldı ama Türkiye'de bir yapı ve bu yapının gizli, illegal organları hep aynı şekilde kaldı, yerinde saydı.

Şimdi yaşananlar ordunun demokratik bir ülkede olması gereken konuma çekilme çabasıdır. Sıkıntı ise alışmışların iktidarı bırakmama çabasından başka bir şey değildir.

Ama karşı koyuş beyhude.

Bugün Türkiye'de yaşanan olayların nasıl olup da yaşanabildiğine şaşmamak lazım.

Kürt sorunu çözülecek, devlet milletle barışacak, buna engel teşkil edenler demokrasi çerçevesine çekilecek.

Devlet halkıyla barışacak.

Karar verildi, düdük öttü, cin şişeden çıktı...

Yayılmaya çalışıldığı gibi kurumlararası bir savaş yok.

Dolayısıyla daha önce nasıl olur diye düşündüğümüz olayların daha ileri boyutlarını görürseniz şaşırmayın!

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim