Her Türk asker doğar

13.08.2010 00:32

Hüseyin Öztürk

Referandumda “Ret” verecekler nasıl bir Türkiye istiyorlar acaba?

 “Her Türk asker doğar” sözüyle yıllarca avutulduk. Ne demek, “Her Türk asker doğar?” İyi güzel de, her Türk asker doğduğuna göre senelerden beri üzerimizdeki askeri vesayet neyin nesidir? Bu nasıl asker doğmaktır ki her Türk askeri okullara giremez?
İşte millet olarak yıllardır böylesine duygusal bir aldatmanın içinde yaşadık. Bunun sebebi çok basitti. Bizde “Asker ocağı, Peygamber ocağıdır.” Osmanlı bu inançla dünyaya barış götürmüştür. İnancımız oradan gelir.
Ergenekon’un geneline baktığımızda asker ocağının nasıl bir Peygamber ocağı olduğu anlaşılmaktadır. Elbet bunu söylerken silahlı kuvvetlerde görev yapan ve doğru dürüst hizmet eden askerlerimizi kastetmiyoruz. Maalesef dürüst ve başarılı askerlerimiz de millete komplo kuranların gölgesinde kalmışlardır. Ama milletimiz ve tarihimiz, onları bağrına basacaktır.
Yaşı 45 ve yukarısı olanlar hatırlar ve bilirler. İlkokullarda bize ilk önce ne öğretilirdi? Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere, Kara, Deniz, Jandarma ve Hava Kuvvetleri komutanlarının adları öğretilir ve ezberlettirilirdi. Bunları bilmeyenler sınıfta çakardı.
Cumhurbaşkanının, başbakanın, meclis başkanının ve bakanların adını bilmezdik, duymazdık, tanımazdık. Doğrusu ben o yıllarda ülkeyi komutanların yönettiğini sanır, kim olduklarını bilmediğim Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların da onların memuru olduğunu bilirdim.
Yine çocukluk yıllarımdan hatırladığım kadarıyla, köye bir jandarma erinin gelmesi veya diğer köye gitmek için bizim oradan geçmesi bile günün konusu olur ve konuşulurdu. Jandarmadan korkulduğu kadar başka hiçbir güçten korkulmazdı.
Yaz akşamlarında köylüler köy meydanına toplanır ve orada vakit geçirirler. Köy gündeminde ne olacak; tarla, tapan, civar köylerdeki olaylar, şehirden gelen giden olmuşsa, çeşitli havadisler gibi hemen herkes konuşacak bir şeyler bulurdu.
Bazen tartışmalar ve konuşmalar veya kahkahalar öyle yükselirdi ki, kulağı duymayan ihtiyarlar kavga ediliyor zannederlerdi. Hem meseleyi anlamadıkları için hem de herhangi bir telaş olmasın diye, birisi herkesi susturur ve köyün girişine doğru şöyle uzunca bakarak; “Aşağıdan iki kişi geliyor. Jandarma olmasın” derdi.
İşte dananın kuyruğu bu anda kopardı. İlk önce ihtiyarlar başlardı köy meydanını terk etmeye. Hemen herkesin aklına, yapacağı ama ihmal ettiği işleri gelirdi. Böylesine ciddi bir endişe vardı. Peki, bu baskı, korkutma, öteleme değil de neydi Allah aşkına?
Köylü tarlasındaki kavunu, karpuzu, ay çekirdeğini satacaktır. Kasabadaki CHP’li tüccar gelir; tarlaları, bağları bahçeleri gezer, canı hangi tarlanın ürününü almak isterse onu alır, mal sahibi itiraz edecek olsa veya satmak istemese adres bellidir, “Dün Jandarma Başçavuşu bizim evdeydi” ifadesi yeterlidir. Pazarlık biter, CHP’linin dediği fiyat olurdu.
Şarap fabrikasına üzüm satmayan bağ sahipleri, köylerin ikinci sınıf vatandaşıydı. Bunlardan birisi de benim dedemdi. Dedem şarap fabrikasına üzüm satmayınca ona uyan birkaç köylü de satmazdı ve dedem her seferinde hizaya çekilirdi. Bir defasında şöyle bir olaya şahit olmuştum.
Kasabada CHP’li tüccar dedemin yolunu kesmiş ve şöyle demişti: “Sen devlete karşı mı geliyorsun?” Rahmetli dedem de; “Devleti ben kurdum, kendi kurduğum devlete niye karşı geleyim?” diye cevap vermişti. Bunun üzerine o CHP’li tüccar rahmetliyi azarlayarak;
“Şaraba üzüm vermiyormuşsun. Sen vermeyince senin gibiler de vermiyor. Senin gibilerin sırtından dipçiği eksik etmemek lazım esasında. Azıcık nefes alınca böyle yapıyorsunuz. Koca fabrika üzüm bekler, siz dağda bayırda üzüm kurutursunuz” demiş.
İşte “Ret” cephesinin zihniyeti bu. Nasıl bir Türkiye istediklerini anlayan beri gelsin.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim