‘Her Kafadan Bir Ses’, Ses Çıkmamasından İyidir..

04.10.2014 02:14
‘Her Kafadan Bir Ses’, Ses Çıkmamasından İyidir..
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL, gündemi yorumluyor:

Önce, mübarek Kurban Bayramı münasebetiyle bir-kaç not:

1- Bazı kimseler ‘ekran gülü’ haline gelmeye teşne imişcesine; hele de her Ramazan esnâsında ve onu takiben idrak olunan Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı günlerinde, müslüman halkın kafasını karıştırmayı hedef edinmişcesine ve sadece kendi görüşlerinin doğru olduğunu anlatmaya can atarcasına ekranlarda ve said medya organlarında öyle bir bir tablo sergilemekteler ki, yaptıkları, İslam’la ve müslümanlarla mücadeleyi kendilerine şiar ve iş edinmiş çevrelerin ‘aferin’lerini toplamaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Bu gibiler bir de ilahiyatçı oldukları iddiasıyla ortaya çıkınca, tablo daha bir renklenmekte, ilgi ve reitingler daha bir yükselmekteymiş..

İslam Milleti’nin bugün içinde bulunduğu derin problemler, çektikleri derin acılar ve sancılar için, hiç de sadra şifâ olmayan bu gibi konuların temcid pilavı gibi ikide bir gündeme getirilmesinden hedef nedir?

Velev ki, bu gibi konularda, asırların içinde gelişip yerleşmiş, bir gelenek ve örf haline gelmiş olsa bile, millete özü itibariyle bir zararı olmadığı gibi, bir de sosyal nice faydaları olan ve müslümanın günlük hayatının rutinleri haline bu gibi konuları, ümmetin temel mes’elesiymiş gibi ikide gündeme getirmeye çalışmak, ne demek oluyor? Küçük mes’eleleri büyütmek, gerçekte, büyük mes’elelerin küçültülmesi, dikkatlerin uzaklaştırılması ve önemsizleştirilmesi demek değil midir?

Elbette,  şer’î metin ve hükümlerin üzerinde düşünülmesi ve yeni yorumlar yapılmasından korku duyuluyor değil.. Ama, büyük kitlelerin üzerinde durmadığı bu gibi konuları bir-kaç kişi, yıllardır ve devamlı şekilde kaşımaya çalışmakla neyin peşinde olduklarını nasıl izah edeceklerdir?

Merhûm Muhammed İqbal, 80 yıl öncelerde, ‘Kafirin işi, devamlı savaşı düşünüp hazırlamaktır, bir kısım hocaların, mollaların işi ise, fî sebilillah fesaddır..’, ya da, ‘Bir kısım mollaların-hocaların elinde Hakk dini, bednam (kötü isimle anılır) olmakta, onları kafir üreten mü’min durumuna düşürmektedir..’ diye ağır eleştiri ve serzenişlerde bulunurken, herhalde milletin inanç konularında sarsılmasını hedef alan bu gibi kişileri kasd ediyor olmalıydı.

*

2- ‘Kurban’ kelimesi, gerçekte, ‘qurb’ kelimesinden gelir ve ‘qurb’e-t-en’lillah’ (Allah’a yakınlaşmak) niyetiyle yapılan hareketleri, söz ve tavırları anlatmaktadır. Putkıranların pîri Hz. İbrahîm, çok ileri yaşta bir çocuk sahibi olunca ona o kadar sevgi ile bağlandı ki, Allah’u Tealâ, onu imtihana tâbi tuttu ve bununla belki müminlere bir sembolik anlatım misali vermek de dileyerek, İbrahîm’in o çok sevdiği, sevgisi bir tutku halinde bütün kalbini, beynini, duygularını kaplayan o yavrusunu Allah rızasını kazanmak için kurban etmesini ona bir rüyada bildirdi.

O da buna, ‘Lebbeyk, Allahumme Lebbeyk! / Emret Allah’ım..’ diye teslim olunca, imtihanı kazanmış oldu.. Onun o imtihanı kazanacağını Allah’u Tealâ zaten biliyordu. O halde, murâd-ı ilahî, o emirle, gerçekte İbrahîmî çizgiye inanan müminlere bu duyguyu sembolik bir anlatımla devamlı ve binlerce yıldır sürecek bir ders olarak zihinlerimize yerleştirmek de dilemiş olabilir.

O halde, her kim, evlâd-ı iyâlini, malını-mülkünü, kendi nefsini, menfaatlerini, makam ve unvanlarını, hattâ bir takım sportif kulüplere bile tutku derecesine vardırdığı bağlılığını, kavmini, belli bir coğrafyayı belli bir ülke veya devleti, bayrağı vs.’yi Allah’a itaat ve sevgiye denk bir halet-i ruhiye içinde seviyorsa ve de mümin ise, böyle bir imtihana tâbî tutulduğunu idrak etmeli ve onu kazanmaya çalışmalıdır.

O halde, herbirimiz, kendimizi süzgeçten geçirmeli ve kendi Hz. İbrahîm’in İsmail’ine beslediği tutkuya denk şekilde bağlandığımız kendi ‘İsmail’lerimizin olup olmadığını ve onları hangi kertede fedâ etmemiz gerektiğini düşünmeli, idrak ve gereğince amel etmeliyiz.

Bu duygu ve düşünceler içinde, Kurban düşüncesinin İslam Milleti’ne ve bütün mazlum  halklara bir kurtuluş çığırı açmasını niyaz ediyor. okuyuculara tebriklerimi sunuyorum.

Gelelim, asıl konumuza..

*

Ortadoğu müslüman coğrafyası, yeni bir Haçlı Saldırısı karşısında..

Irak ve Suriye savaş ateşi içinde yanarken, bu yangının kenarında olan Türkiye’nin bu ateşten  nasıl uzal kalabileceği, müdahale edebilir mi, etmeli- etmemeli gibi konular son günlerde, Meclis’e gelen ve asker kullanılması gerektiğinde Hükûmet’in yetkili kılınması konusundaki ‘tezkere’ dolayısiyle hemen herkesin ve her kesimin yakından ilgisini çekiyor ve tabiatiyle, her kafadan bir ayrı ses çıkıyor.

Yazının Devamı >>>

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim