Hepimiz 'olağan şüpheli'yiz, bizimle kim yüzleşecek?

18.03.2008 04:13

Leyla İpekçi

Bu ülkenin her daim günah keçisi olarak öne sürülmek üzere hazır bir kıvamda bekletilen 'olağan şüpheliler'i var. İster siyasetçi olsunlar, ister başbakan, ister katledilmiş bir gazeteci ya da üniversitede okumak isteyen öğrenciler... Fark etmiyor.

Birileri kendilerini daha derinlere gizlemek istedikleri zaman atıveriyorlar bu 'olağan şüpheliler'i çeşitli hassasiyetlerimizin ortasına.

Yerine göre milli, yerine göre dini 'hassasiyet'lerimizi, irtica korkularımızı, bölünme endişelerimizi kaşıyarak sözümona 'vatan ve devlet' adına yine bize linç ettirmek istiyorlar bu 'olağan şüpheliler'i. Ki suçlular da yine bizden olsun. Kan kokan eller hep bizimkiler olsun. Azmettiriciler süslü koltuklarına daha çok gömülsün. Böyle tesis edilebilir mi adalet? Zalim ile mazlum böyle ayırt edilebilir mi birbirinden?

12 Mart'ın işkencecilerini yargılayabildik mi? O dönemde iftira yüzünden zulüm görenlerin canlı tanıklığıyla yüzleşebildik mi? Ya çok daha fazlasının yaşandığı 12 Eylül'dekilerle? Diyarbakır Askerî Cezaevi'nde babası öldürülmüş olan Altan Tan ve onun gibilerinin anlatacaklarını dinlemeden Kürt vatandaşlardan bölücü diye bahsetmeyi kimler istedi bizden?

DTP veya AKP'nin kapatılması için hazırlanan iddianameleri okurken kapıldığım dehşetin bir benzerine Hrant Dink'in vaktiyle verdiği bir mülakatı alıntılayan birçok gazete arasından sadece Agos'a dava açıldığında hazırlanan iddianameyi okurken de kapılmıştım. Hakkaniyet ve adalet duygularının böylesine 'saptırılmış yorumlar'a bizzat hukuk adamları tarafından feda edilebileceğini algılamakta zorlanıyorum.

Hakikat bize binlerce katmanın ardından bakıyor. Onu daha iyi görebilmek için kendi bakışımızı çeşitlendirmek durumundayız. Bazen önyargı ve peşin hükümlerle pekiştiriyoruz bakış açımızı. Bazen ideoloji ve dünya görüşlerimizle. Sık sık bunlar iç içe geçerek kendi tanımlamalarımızı oluşturuyor. Bu tanım ve çerçeveler üzerinden son derece göreceli sıfatlar, yakıştırmalar, kimlikler biçiyoruz kendimize.

Gelgelelim hakikatin en yalın haline erişmek için sahiden de derinleşmek gerekiyor. Kendini baktığın şeyin salt öznesi değil nesnesi de kılman gerekebiliyor. Tüm tanım ve ideolojilerin ötesinden, sadece 'olduğu gibi' bakabilmek kolay değil insana ve dünyaya. Vesveselerden, korkulardan, ego ve bilinçaltı tortularından olabildiğince arınarak aslolanı görebilmek için her şeyden önce saf bir niyet gerek. İşi 'hakkı hakikat ile ölçmek' olanlar için elzem bir duruş bu. Yani savcılar, yargıçlar, hakimler için.

Sahip olduğunuz ideolojiyi savunurken başkalarının hakkaniyet ve adalet duygularını zedelemeye başlamışsanız ve buna rağmen haktan yana değil ideolojiyi savunma biçimlerinizin mutlak doğruluğundan yana tercihinizi kullanmışsanız: Zulmetmeye başladınız demektir. Hem vicdanınızı örttüğünüz için kendi nefsinize karşı zalim olmuşsunuz. Hem de haksızlığa uğrattıklarınıza karşı zorba olmuşsunuzdur. Zaten sürekli haklı çıkan bir ideoloji savunucusu olabilir mi yeryüzünde?

Geçtiğimiz yıl Prof. Mithat Sancar ile Dr. Eylem Ümit'in 51 hakim ve savcıyla yüz yüze mülakat yoluyla yaptıkları araştırmada "ülkem söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem", "önce devlet gelir" diyen hakim ve savcıların var olduğu zaten kanıksanmıştı. Ülke ve devlet gibi kavramları haktan ödün vermek suretiyle 'put'laştırmak neyle bağdaşır? Bu tarz bir kutsamanın yansıması sonucu 367 tartışmalarına bile tanık olmadık mı?

Yüksek yargı makamlarına atananların son derece tartışmalı ve zaaf dolu kavramlarla belli bir ideolojiyi her daim haklı göstermek için nasıl bir iddianname hazırladıklarını görünce sormadan edemiyorum. Kurmaca olduğu ortaya çıkmış onca vukuatı, iftira, muhbircilik ve jurnalcilikle oluşturulduğu kanıtlanmış (cezaevindeki akademisyenlerin fişleme yöntemleri, Ergenekon sözcülerinin gizli bağlantıları birer kanıttır) onca 'provokasyon sahnesi'ni hakiki bir veri gibi gerekçe olarak kaleme almaları karşısında hangi dil ile hakkı savunabiliriz? 'Olağan şüpheli' olarak yaftalanmadan?

Zaman Gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim