Hep aynı senaryo

13.06.2008 02:51

Merve Kavakçı

Uzun bir aradan sonra, yeniden yurda dönmenin sevinci vardı yüreğimizde. Bizleri karşılayan yakınlarımızda ise büyük bir gerginlik ve sıkıntı… Karar dedim, açıklandı mı? Hayır henüz değil’di cevap.

Eve ulaştığımızda ekran başında bulduğum ailenin büyükleri küçükleri başörtüsü kararı açıklandı dediler. AKP’ye ait anayasa değişikliğinin.. Anladım ki kaçırdığım hiçbir şey yok; bıraktığımız yerden devam ediyoruz. Hiçbir şey değişmemiş. Gündem eski gündem. Kötü bir film gibi. Konusu olmayan, ama bir türlü bitmek bilmeyen bir gerginlik dizisi. Yalnız oyuncular değişiyor, kurgu ve senaryo aynı. Dizinin kötü oyuncuları hep benzer ekşi suratlı, gülmeyen tipler. Diğerlerinden ise bahse bile gerek yok çünkü senaryo kötüler üzerine kurulu… Siz gidiyor geliyorsunuz. O ekranda dönmüş gibi değişmeden bekliyor. Dönünce de kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Geçen sene aynı zamanda Gül’dü değildi, erken seçimdi, değildi tartışması, bu sene başörtüsü, parti kapatması... Bu ülke hiç mi huzura ermeyecek!

Hani “Başörtüsü neden bu kadar mesele oluyor? Bu ülkenin hiç mi başka sorunu yok?” diyenlere hak vermemek de elde değil. Her şey bitti, “başörtüsü” endeksli bir yargı! Her şey bitti, başörtüden kapatılmak istenen bir iktidar partisi! Ne dertmiş şu başörtüsü onlara! Örten biz, çıldıran onlar.

Bismillah dedik, eve girdik. Ben de kilitleniyorum oracıkta ekran karşısına. Hukukçular görüyorum hukuku öldürüyor, katlediyor, cesedini oracıkta, ekranda karşımıza seriyor ve yürüyüp gidiyor. Hukukçular görüyorum, entarnasyonel hukukçular, Nuh deyip Peygamber demeden sorulanı duymazdan gelen: Anayasa Mahkemesi esasa girme hakkına sahip mi, değil mi?

Sonra başka bir kanal… Malum iki grubun kanalını değil ama daha ciddi bir haber kanalını izliyoruz. Dikkatimi çekiyor. Çok değil altı yıl önce ayakta kalma savaşı veren bankasına bugün milyarlarca dolar değer biçilen. Bir başka değişle şimdi sahip olduğu her şeyi bu iktidara borçlu olan, üstüne üstlük bir de yirmi yıllık imtiyazlı projelerle ödüllendirilmiş bir grubun kanalı.

Neler duymuyorum ki bu kanalda! Ne AK Parti nefreti bu böyle! Ama anlaşılıyor ki yaranılamamış. Değil kazançlarına kazanç katmalarına vesile olmanız, onlardan olmadığınız sürece “onlardan” olamamışlığınızın en açık isbatı ekranda duyduklarım. Öyle bir muhalefet ki yazık… Çok yazık. Bu hükümet sayesinde, görmediklerini gören, kârlarını ona katlayan, ihracat rekorları kıran büyük sermaye grupları desem onlar zaten bu kıyılara hiç geçmediler. Kaosu, istikrarsızlığı besleyen her oluşuma bilerek destek oldular.

Bunların yanında bir de içeride gemiyi terk etmeye hazırlanan bir kesim var. Onlardan da haberdarız. Hep demokrasi karşıtlarını haklı gören, kompleksli bu yapı, karşıt gruplardan çok daha tehlikeli. Çünkü ikili oynuyorlar. Biraz oraya biraz buraya. Biraz o tarafta biraz bu tarafta. Sizin yanınızda sizden, sonra diğerlerinden. “Münafık” niteleme listesinde ard arda artı alanlar. Kıpraşmaktalar. Söyledikleri tahmin edilemeyecek vasıtacılarla nerelerde, kimin kulağına ulaşıveriyor. Bir ne göreyim: Başbakan’ın hemen dizi dibindeler. Şimdilik.

Atma kendini yavrum!

Yerden yere atma! Biliyorum yüreğin yanıyor! Ekrandaki çığlığın içimdeki çığlığa karışıyor. O çığlıkları ben çok attım. Biz çok attık. Ama sonra öğrendik. Onları içimizde atmayı öğrendik. İsyanımızı Arş-ı Ala’ya bağlamayı öğrendik. Senin küçük yüreğin, genç beynin şimdi bunu kabullenemiyor. Haksızlığa isyan ediyor. Odur senin kendini yerden yere atmanın yegane müsebbibi.

Şimdi sen kalk. Toparlan. Silkin. Ve yoluna devam et. Seni kampus girişinde bırakan minübüsün izinden devam et. Yürü! Yürü! Kilometrelerce yürü! Yüzüncü Yıl’daki sınıfına yürü!. Van’ın merkezine yürü. Avusturya’ya yürü. Almanya’ya, Amerika’ya yürü. İlim Çin’de ise Çin’e yürü!. Göreceksin. Onlar kampus girişinde çakılı o halde kalakalanlar olacaklar. Şuradan bir geçse de başındaki örtüyü çekip çıkartsak diye bekleşecekler. Oysa sen çok uzaklarda olacaksın. Çok uzaklarda! Yürü! Hiçbir şeye binmeden yürü küçük kız! Evladım. Kızım. Kardeşim.

Bir Hak dostunu uğurladık

Necati Amca’nın rahatsızlandığını okuduğumda içim acıdı. İnşaallah dedim içimden, Türkiye’ye gider gitmez ziyaret edeceğim hastanede. Olmadı. Daha vatan topraklarına kavuşmanın sevincini yaşayamadan, Anayasa Mahkemesi kararı şokuna girmişken, kuzenimin telefonuna acı mesaj düşmüştü bile. Mübarek Necati Amcamız güzel mekânlara yolculuğuna başlamıştı bile. Yıllar geçti birden gözümün önünden. Aktif siyasete atılmadan önce bana verdiği nasihatler, eskilere dair anlattıkları bir bir dizildi hafızamda. Turan dayımı Ethem Bey’in yadigarı diye kucaklayışı, Orhan dayıma olan özel sevgisi…

Süleymaniye Camii’nin avlusunda onu uğurlarken, onun adına seviniyor, gözyaşlarıma bu şekilde teselli buluyorum. Bu vatan nice Necati Coşanların hürmetine ayakta duruyor. Onlar ise bizi bir bir terk ediyorlar. Necati Amcamız İslâm demekti. İslâm ahlakı demekti. Yaşayan Kur’an’dı. Kabri pur nur, mekanı Cennet olsun, Allah’ın izniyle.

Vakit gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim