1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Helallik üzerine...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Helallik üzerine...

A+A-

Helallik ya da helalleşme, öte dünya ile ilgili olup, hak edilmiş anlamına geliyor... Yemek borusundan geçenler ile zevk ve hazzına varılanların, kitabına uygun olmasını gerektiriyor...

Kitabına uygunluk ise kişiye, topluma ve tabiata zarar verilmemesini emreden, hikmetinden sual olunamaz, Allah emri...

Özel hukuk alanındaki alış verişlerde, senetleşip sepetleşmelerde ve yükümlülük getiren sözleşmelerde helallik, kitabına uygunlukta bulunuyor...

Siyasetçi, yerine getiremeyeceği vaatlerle topladığı oyların kendisine verdiği yetki ile iktidara geldiğinde kıvırırsa ki, umumiyetle politikacı, eşi bulunamaz bir oryantalist gibidir, koltuk ona haramlaşıyor... Allah bilir ya, politikacının ötelerde yatacak yeri pek de yok gibimize geliyor...

Politikacı, tabiata zarar verenleri her daim himaye etmiş, işçisinin emeklilik haklarını iç eden sermaye sahibini anasının kızlık soyadını sormak için huzuruna davet etmemiş... Gelir dağılımında denge ve adaletin bozulması, tabii çevrenin suyu, havası ve oksijeninin kalmaması ile iklimin yaşanılamaz hale gelmesinde politikacı, bir başka ergenekondur...

Şimdi Haliç’i zehirleyen, İznik Gölü kıyılarına mahkemelerin onca karşı hükümlerine rağmen Cargill’i getirip yerleştirenlerin koltuklarıyla servet ve zenginliklerinin kendilerine sağladığı haz ve zevklerin Kitabına uygunluğundan söz edebilmek mümkün müdür?..

Bırakınız Türkiye’yi amma şurası bir gerçektir ki, dünya, Allah emrini reddedici bir zorbalık üzerinde dengeye getirilmeye zorlanıyor...

Egemenlerin zorbalığı denilse yeridir bu eşkiyalığa...

¥

Türkiye’ye gelelim 28 Şubat’ın balans dengesinde Kalkancı – Şahin enstrümanları kullanılmadı mı?.. Silahlı Kuvvetlerde disiplinin sağlanmasında da YAŞ üzerinden yaygın kullanılan enstrümanların başında, asker kişilerin pantol ütülerindeki diz çıkmasıyla, gümüş yüzükleri ve kadehten hazetmeme davranışları gelmiyor mu?..

Kamu hizmetleri için fon gerekiyor... Fon denilen nesne ise para... İktidara seçimle gelenler ile tepeden darbe ile inenler para için herkesin gücüne göre kuralına dayanarak, vatandaşına müracaat ediyor.

Türkiye’mizin düzeninde, devlet yönetiminde dini kavramlara ve hükümlere yer verilmediğinden, helalliğin ve haramlığın esamisi okunmuyor... Devlet yönetiminde temel kabul, yöneticilerle birlikte yönetilenlerin de dünyalık yaşadıklarıdır... Kabaca ifadesiyle, elit devlet sınıfı kendi hayat felsefesini agnostizm üzerine oturtmuştur, öte dünya şüpheli, bilinmez...

Dünyanın öte tarafı diye bir hesap kitap alanı yok...

Böyle olunca, yönetilen alt tabaka da, yukarıdaki elite bakarak anayasal sözleşmede imzasını koyduğu, gücüne göre mükellefiyet kuralından yan çiziyor... Siyasetinin finansmanı da buradan, özellikle devlet sınıfının bu yüklü yan çizişinden, kıvırışından, dönekliğinden kaynaklanıyor.

Bundan sonra politikacı iktidar, kıvıranın hesabından içtiği bir fincan kahvenin hatırına yaptığı kalleşliklere, agnostizmin orospuluk ve puştluklarına göz yumuyor...

Bu göz yumma sonunda da yönetenler kamu harcamaları için borçlanmayla birlikte vasıtalı vergilere baş vuruyor...

Bir yandan ‘canım cicim, benim halkım ve vatandaşım’ tarzında efsun yüklü laflamalar, diğer yandan da vasıtalı vergi kazığı...

Sonra da gelsin ağzı dili bağlı imam efendinin politikacı ya da darbecinin tabutu başında kazığı yiyenlerden kazığı atanlara memleket çapında helallik istemesi...

Sonra da barem içi devlet memuru bu hocaefendilerin, mağdurlarından kanun devleti uygulayıcılarına helallik istemelerine hoşgörüyle yaklaşılıyor.

İğrenç bir agnostizm sahtekarlığı...

‘Hayır’ diyen Dilipak ne dersiniz, bir hoşgörü kurbanı mıdır?..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT