Helalleşme ve kepazelik üzerine bir deneme...

22.08.2009 01:40

Atilla Özdür

Helal-haram kavramları, farz-sünnet gibi dini ıstılahlardan... Bunların dinden soyulmuş karşılıklarının meşru gayrimeşru ya da kanuni kanun dışı olmaları gerekir...

Bizim devletimizin dili dini değil, dinden arıtılmış, ladini, laik bir dildir. Dolayısıyle devlet vatandaşını hesaba kitaba çektiğinde, kazancının helalliğine haramlığına kafa yormaz. Müstantik, karşısına çektiği vatandaşın malının mülkünün meşru olup olmadığına bakar...

Nitekim askeriyeden bir büyük zatın mülkünü incelediğinde heyeti hakime, bakıp görmüş ki, bu zatın mülkiyetindeki evinin haksız iktisap olduğuna hükmetmiş ve kamu adına hazineye irat kaydetmiş...

Mahkeme, helal mi haram mı bakmamış, bakmaz da...

İnsanlar öldüklerinde ekseriya musallaya getiriliyor... Türkiye’nin eski dilinde dini kavramların mebzul olduğu İslam ağırlıklı hayat tarzı alışkanlıklarından olacak, imam efendiler soruyorlarmış,

‘Bu ölüye haklarınızı helal ediyor musunuz’ diye...

Musalla başındaki topluluk da usulen ediyoruz diye karşılık veriyor... Çünkü, ‘Etmiyorum’ diye cevaplayıp itiraz edenler, hilkat garibesiymiş gibi bir imaj veriyor haziruna...

Öyle ya canım, ölmüş gitmiş adam, ne alıp veremediğin var buncağızla... Hem sonra Müslümanlıkta da hoşgörü ve paylaşmacılık esas değil mi?..

¥

Ladini değerleri ve kavramları dini hale getirebilecek bir konvertör maalesef mevcut değil... Sanırız laikliğin eksikliği veya yetersizliği de burada... Muhafazakar elitin elinde ise bu etkili bir silah...

Demek istediğimiz, meşru veya gayri meşru’yu helal’e çeviremiyorsunuz... Çok yazılıp çizildiği ve ayak altına da düşürüldüğü için, muhafazakar kesimin tüylerini diken diken eden alkollü içki ticaretinden elde edilen kazancın haramlılığından geçelim bir kalem...

Amma adamın kazancı ayan beyan belli ki haksız iktisap, yani gayri kanuni... Mesela Bursa’dan bir örnek verelim, meraklısına açarız da,

Adam onikişer saatlik iki vardiya halinde kırkı aşkın işçi çalıştırıyor, apre boya işlerinde... Bir kısmı düz kayıt dışı, bir kısmı da kayıt içi amma günde sekiz saatlik istihdam üzerinden... İlave dört saatlik çalışmada sarfedilen emek, Hilal-i Ahmer menfaatine patrona hibe...

Şimdi devletimiz bu adamın kazancına ve birikimine haram diyebilir mi?.. Anasının kızlık soyadıyla babasının adını sormadığı sürece bu patronun varlığı, son kuruşuna kadar kanuni ve meşru...

Hocaefendilerin musalla başındakilere tabutun içindeki için, ‘Hakkınızı helal ediyor musunuz’ diye sorması ne kadar da efsunlayıcı bir mantıksızlık değil mi?..

Her neyse, musalla taşı muhabbetleri sadece tekil gerçek kişiler arasındaki ilişkilerle ilgili olup, la dini bir düzlemde hocaefendilerin bunların arasındaki özel hukuk sahasında top koşturmalarına hiç mi hiç gerek yoktur...

¥

Gel velakin politikacıların tabut başı merasimlerinde işin rengi değişmektedir... Politikacı denilen kişi, darbecisi olsun sandık ürünü olsun, kararlarında çoğulu etkilemektedirler... Topluluğu teşkil edenler ise tornadan çıkma tek boyutlu olamazlar. Cemiyetler işbölümü esası üzerinde yürüyüp gitmekte olduklarından bunların icraatları kimine dar gelirken kimine de bol gelir. Yani kimini memnun ederken kiminin de anasını ağlatır...

28 Şubat’ın politikacısı, başörtüsünü mesela devletin varlığına kalkışma hareketinin bayrağı, sancağı yani devlete yönelik tehlike suçunun bir sübut delili olduğuna hükmetmiş ve bu sancağı taşıyanların okuma haklarını, çalışma haklarını ve hatta kocalarının kamuda görev alma haklarını yok saymıştır...

Belki yerinde ve haklı bir icraat, belki de aşırı derecede zulum ve istibdat... Dolayısıyle bunlar tarafından çekilip çevrilen, biçimlendirilen ahalinin de kendi konumlarına göre bunların icraatlarını değerlendirmeleri de farklı olacak...

Eğer ben, başı örtülü bir genç kız gördüğümde, ‘vah zavallı vah, anasının babasının baskısına boyun eğmiş, kişiliğini kaybetmiş’ gibi değerlendirmelerde bulunan bir kişi isem, 28 Şubat’ın politikacılarının aldıkları kararlarını tasvip edeceğim ve öldüklerinde de imam sorarsa, hakkımı helal edeceğim.

Yok eğer politikacılar grup veya hükümet olarak banka bataklarını hiç utanıp sıkılmadan vasıtalı vergiler üzerinden millet çoğunluğunun üzerine yıkmış ve bu yıkımın da sessiz tasvipkarı olmuş iseler, hocaefendilerin iş olsun torba dolsun kabilinden sorduklarında helal etmeyeceğimi haykıracağım...

¥

Amma aslında işin puştluğu şurada... Bizim politikacımız, daha doğrusu devleti kuran öncü takımın, la-dini kavramların dini kavramlara çevrilebilir nitelikte olduğuna milleti inandırmış olmalarında...

Politikacının işleri devlet işi niteliğinde olduğundan, bunların dini kavramlarla aklanması ya da karalanması söz konusu olamaz...

Politikacı cenazesinde görevlendirilen hocaefendiler ya bu inceliği bilmiyorlar, veya biliyorlar da, kıçları sıkmadığı için hakkınızı helal ediyor musunuz diye sormadan edemiyorlar... Abdurrahman Dilipak, aslında hukuki kepazelikten ziyade, imami kepazeliğin kurbanı olmuştur...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim