Helal Spor, Ya Da Din Spora Ne Der

29.05.2016 16:30

Faruk Beşer

Yıllar önce yazdığım bir yazıyı güncellemek istiyorum.

Beden ve ruh sağlığı açısından spor yapmaya dinimiz nasıl bakar?

Şuradan başlayalım: Bazı konjonktürel değerler vardır ki, biz bulunduğumuz noktadan bakıp onların hiç eleştirilemez olduklarını sanırız ve anlık baktığımız için olumsuz yönlerini göremeyiz. Spor bunlardan biri. Demokrasi, kültür, medeniyet, hatta kadın erkek eşitliği de öyle. Biz bulunduğumuz yerde zihnimize yüklenen (download edilen de diyebilirsiniz) kodlarla düşünür ve meseleyi zamandan, anlık menfaatlerden, ön yargılarımızdan uzak bir şekilde değerlendiremeyebiliriz.

Eşya ve fiiller ya bizatihi hedefler/amaç, ya da hedefe götüren vasıtalar/araçlardır. Araçlarda önemli olan amaçlara ulaştırmasıdır. Araç bir amaca ulaştırmıyorsa zaman ve değer israfı olur.

İmdi, dinimizin beden ve ruh sağlığına verdiği önem bellidir. Resulüllah'ın tedavi olmayı ve sağlıklı kalmayı adeta bir ibadet gibi emrettiğini biliyoruz. “Güçlü mümin Allah katında zayıf müminden hayırlıdır. Ama her birinde de farklı bir hayır vardır” buyurduğunu da biliyoruz. O halde amaç sağlıklı olmadır. Gerçi güçlü olma sadece bedenen güçlü olmayı anlatmaz. Aslında sağlıklı olma da kendi öncüllerine göre amaçtır ama daha sonraki bir amaç için o da araç olabilir. Bu sonraki amaç kulun, hem insanlara, hem de Allah'a karşı olan kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesidir.

İşte bugünün vazgeçilmezi olan spor yapma, amaç değil araç bir eylemdir. Araçlar da neye araç olduklarına göre hüküm alırlar. Aynı bir araç, iyi bir amaç için makbul, kötü bir amaç için menfur bir şey olabilir.

Spora gelelim: Spor yapma modern zamanların ürettiği bir ihtiyaçtır. Teknolojinin hayatımızdan çaldığı devinimin yerini doldurmak için yapılır.

Önceden insanlar buna ihtiyaç duymuyorlardı. Çünkü:

Yeterince işleri vardı ve bu işleri yaparken zaten bedenleri için gerekli hareketi de yapmış oluyorlardı,

Modern insan kadar çok ve çeşitli yemiyorlar, dolayısıyla bu kadar semirmiyorlardı.

Yedikleri doğaldı, GDO besinler tüketmiyorlardı.

Hayat tarzları zevk üzerine kurulu değildi.

Böyle olunca da spora ihtiyaç duymuyorlardı. Onlara, bir zamanlar gelecek, insanlar yediklerini eritebilmek için garip hareketler yapacaklar denseydi muhtemelen buna ya inanmazlardı ya da güler geçerlerdi. Aslında bugün de dünyanın sömürülen ülkelerinde böyle insanlar hala var. Afgan Rus savaşının şiddetli yıllarında orayı ziyaret eden Mısırlı yazar Zeynep Gazali'nin yazdıklarından okumuştum: Afganlı çocuk annesine diyordu ki, anneciğim biliyor musun, bazı yerlerde insanlar günde iki öğün yemek yiyecek kadar zenginlermiş.Şimdi o dağlarda cihat için koşuşturan bir Afganlı düşünün, bir deri bir kemik, ama son derecede sağlıklı.

Allah (cc) insanı 'Rabbine kavuşuncaya dek çalışıp didinmek üzere yarattığını' (İnşikâk 84/6), 'Ciğerini zorlayacak bir didinme içinde yaratıldığını' söyler (Beled 90/4). Demek ki insanın doğası, belli ölçüde çalışıp çabalayıp hareket etmeye göre ayarlanmıştır. Teknoloji insanın yapacağı işleri yapınca onun fıtri olarak yapması gereken hareketi azaldı ve uzmanlar her insanın günde şu kadar yürümesi ve hareket etmesi gerektiğini söylemek zorunda kaldılar. Bu eksersizler aslında onun yaradılışının gereği olan ve tabii olarak yapması gereken işlerdi. Gerçeğini bırakınca yapay olan devreye sokuldu.

Bunun bir anlamı da şudur: İnsanın öyle bir yeme ve çalışma tarzı olmalıdır ki, artık yapay hareketlere ihtiyacı kalmasın. Çünkü insan gereğinden fazla yerken ve uyurken madde ve zaman israfı yapmaktadır. Bu israf ayrıca bir de sporla üçüncü ve dördüncü israfa dönüşüyor. Çünkü insan bunlar için ayrı bir zaman ayırmakta ve maddi harcamalar yapmaktadır.

Ama her ne olursa olsun, bu hastalıklarla malul olan modern Müslüman spor yapmamalı mıdır? Elbette bunu söylemek doğru değildir. Ancak spora ihtiyaç duyurmayacak şekilde Müslümanca yaşaması daha güzel ve daha öncelikli olanıdır. Mesela Resulüllah'ın ifadeleriyle: “İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmuş olamaz. Birkaç lokma onu ayakta tutmaya yeter. İlle de yiyecekse midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve kalan üçte birini de nefes alma ihtiyacına ayırsın”. İnsan midesiyle nefes almaz ama midesini dolduran birisi nefes almakta zorluk çeker. Bizim sağlık reçetemizin birinci maddesi budur.

İkinci olarak, günde beş vakit namazı camide kılan bir insan, tam da bu gün doktorların dediği kadar yol yürümüş olur. Hem de doğal olarak, abesle iştigal etmeden, her adımına sevap alarak.

Evlerine temizlikçi getirip onlara bir sürü para verdikten sonra spor salonlarına gidip form tutmaya çalışan kadınların ironik hallerini düşünelim. O işi kendileri yapmış olsalardı iki ayrı harcamaya gerek duymadan ve doğal olarak spor yapmış, sağlıklı kalmış olacaklardı.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim