‘Hedefe Varmak İçin, Her Yol Mübahtır!’ Şirretliği..

24.06.2013 16:49
‘Hedefe Varmak İçin, Her Yol Mübahtır!’ Şirretliği..
12 Mart 1971, 12 Eylûl 1980 ve nihayet 28 Şubat 1997 Askerî Müdahaleleri ve daha sonra, Danıştay Saldırısı’nda bu gibi entrikaların nasıl tezgâhlandığını, ne acaib yalan bombardımanları yapıldığını halkımız çabucak unutacak mı?

Selahaddin E. Çakırgil

Haberleri araştırmaksızın kabullenmek..

Kur’an-ı Mubîn, Hucûrât Sûresi, 6. âyette, mu’minlerine, ’Size bir fâsık haber getirirse, onu tahkik etmeden kabullenmeyiniz; yoksa, bir topluluğa kötülük edersiniz de pişman olursunuz.. meâlinde ikazda bulunuyor.

Evet, kendilerine bir haber ulaştırıldığında, tahkik etmeden, hakikatini, gerçeğini  araştırmadan kabullenmemek gerektiği ihtar olunuyor, müslümanlara.. ’Hemen reddedin..’ de denilmiyor; tahkik etmemiz, araştırmamız isteniyor. Hattâ, onu fâsık bir kişi bile getirse bile..

Fâsık (fâsıq) ne demek?

Fısq’u fucûr üzere olan.. Yani, haramları, özellikle de zina vs benzeri haramları  pervasızca işlemek durumu.. Ve, bu gibi kişilerden gelen haberlerin bile, hemen reddedilmeyip, araştırılması isteniyor..

Çünkü, öyle birilerinin verdiği haber bile, yalan olabileceği gibi, doğru da olabilir. O gibilerin haberini araştırmak imkanımız yok ise, birilerinin sürüklemesine kapılmayıp, gerçeği öğreninceye kadar, kaynağı belirsiz, şübheli haberlerle harekete geçmenin dolduruşa gelmek olacağının idrakinde olmak..

Hele de, teknolojik imkanlarla bir anda milyonlarca insana ulaştırılabilen haberlerin çok büyük bir kısmının fiilen, fısq’u fücura bulanmış bir şeytanî global haber imparatorluğunun tekelinde olduğu ve bu korkunç bir haber bombardımanı altında kalan günümüz insanının çaresizliği gözönüne getirilirse, Kur’an’ın ölçüsünün ne kadar sıhhatli olduğu daha bir iyi anlaşılır.

*

Acaba, bu ölçüye riayet edebiliyor muyuz?

Birkaç örnek..

Gecenin yarısı..

Taksim Meydanı’nda yanan iş makineleri, TOMA denilen özel polis araçları, otomobiller, barikatlar, taşlardan başka, ortalıkta birkaç kişi dışında kimse gözükmüyor ve yanmakta olan iş makineleri ve otomobillerin alevleri gecenin karanlığını parçalıyor ve o yangın sahneleri o karanlıkta daha bir dehşet verici manzara oluşturuyor.

O dehşet verici görüntüleri canlı yayımlayan mâlum medya kuruluşlarının internet sitelerinde kocaman bir başlık kullanmış, ’İSTANBUL YANIYOR..’ şeklinde kocaman bir manşetler.. Halbuki, hadiseyi küçümsemeye gerek yok, ama, yanan, İstanbul’un bir meydanındaki birkaç arabadan ibaretti. Lâkin, , gecenin karanlığında asumana yükselen alevlerin görüntüsü, hele de, ’İstanbul yanıyor..’ başlığıyla verilince daha bir etkiliyordu görenleri..

Nitekim, bu haberi alan bazı müslümanlar bile, heyecana kapılıp, o görüntülerle birlikte sunulan haberi hemen olduğu gibi, iletişim teknolojisinin imkanlarıyla başkalarına geçiyorlar ve gecenin o saatinde, o dehşet verici görüntülerle karşılaşanlar da, kendilerine ulaşan mesajları başkalarıyla paylaşıyorlardı. Halbuki, birilerinin hedefinin de esasen, bir rahatsızlığı, huzursuzluğu, sosyal bir panik havasına, bir travmatik şoka  dönüştürmek olduğu düşünülemiyordu bile..

Şu son Taksim Hadiseleri’nin cereyan ettiği üç haftalık dönem içinde açılmış olan 500 bin ’tweetter’ hesabından 300 bininin sahte isim ve adreslerle alındığı belirlenmiş.. Bunlar bile, ne kadar yalan-yanlış haber yayılmasının planlandığını gösterebilir. Ayrıca, gerçek kişiler bile, başlarını ağrıtacak mesajları yazdıktan sonra, hemen, ’benim hesabım çalınmış’  veya ’benim adım kullanılmış, ben yazmadım, başkası benim hesabıma girerek yazmış..’  demiyorlar mı?

Başbakan’a ve hattâ ailesine varıncaya kadar, en ahlâksız, en galiz hakaretlerin yazılabildiği bu frensiz ve de şerefsiz ve ancak yazanların cibilliyetlerini ortaya koyan ’tweet’  furyasında, onbinlerin, ahırdan boşanmış azgın sığırlar misali, her tarafa toslamaları bir ayrı konu..  Sonunda, hattâ‚ ’ülkeye medeniyet getirmek için bu meydanlara Almanya’dan geldiğini, kendisinin doktor olduğunu’  iddia eden bir şırfıntının, Taksim Meydanı’nda, kalabalıklar karşısında, ’Benim Tanrım kalbimde..’ gibi bayat iddialarla ve plaj kıyafetiyle arz-ı endam etmesi ve kitleyi tahrike yeltenmesi numarasına kadar, her yol denendi.. (Kendisinin de bir tanrı inancı olduğunu iddia eden bu şırfıntının sergilediği iğrenç tablo karşısında, tepkisini ortaya koymak isteyen tesettürlü bir hanımın da, ancak, ’Ben bir atatürkçüyüm..’ diyerek ileri çıkması ise, bir diğer traji-komik tablo..

Yazının Devamı…

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim