1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Haysiyet cellâtlarına duyuru: İtibar öldü!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Haysiyet cellâtlarına duyuru: İtibar öldü!

A+A-

Bir “itibarsızlaştırma” lâfıdır, almış başını gidiyor... Kendileri, “asan, kesen, meydan okuyan” ve hatta “hedef gösteren” adam ve madamlar; yapılan en ufak bir “eleştiri”de; düğmesine basılan “damper”in şaha kalkması gibi, “nasır”ına basılmışçasına, başlıyorlar cazgırlığa;

 “İtibarsızlaştırılmak isteniyoruz!”

Kendileri birilerinin “gözde”si ya; “gözden düşürülmek” istendiklerini iddia ediyorlar!

İyi de;

Benim güzel ablacığım, teyzeciğim ve hatta nineciğim, amcacığım, dayıcığım, dedeciğim; eline aldığın “kalem”i, sanki bir “ruj” veya “badana fırçası” gibi kullanıp, insanları “boyayan”, onlara “kara”lar çalan ve dolayısıyla “itibarlarını beş paralık etmeye” soyunan sen değil miydin?..

Sen ve senin gibiler;

65 yaşındaki Şerafettin Yardımedici gibi bir adamın üzerine yüklenmişti de; “bu terazi, bu sıkleti tartmaz” diyen adamcağız, canına kıymıştı!..

Sen ve senin gibiler;

Fadime Şahin’lerle, Gürbüz Çapan’ın makam odasında “bira bardakları” tokuşturulup “şeyh” ilân edilen Ali Kalkancı’larla “dindar insanları” gözden düşürüp “darbe ortamı” hazırlamadınız mı?..

Senin “abi”lerin, “amca”ların, “dayı”ların, “dede”lerin, hasılı kelâm; “idol” ilân ettiğin adamlar, bu milleti “irticacı” diye yaftalayıp, “topyekûn savaş” ilân etmedi mi?..

 

HOCA’YA ZULÜM, UNUTULUR MU?

Söyleyin hele;

“Erbakan Hoca’yı itibarsızlaştırmak” için, onun aleyhinde “kampanya”lar açmadınız mı?.. “İğrenç emel”lerinize kavuşunca da “şampanya”lar patlatmadınız mı?..

Erbakan Hoca’nın hayatı boyunca “ağzından çıkmayan” sözleri, “söylemiş” gibi gösterip, onu “süngü”lerin ortasına atmadınız mı?..

Malûm; merhum Erbakan Hoca’ya atfedilen “iki söz” vardı...

Biri şuydu:

“Kanlı mı olacak, kansız mı?”

Diğeri ise;

“İHL’ler arka bahçemizdir!”

Merhum Erbakan Hoca’yı da, “medya”yı da, bazı olayları da yakından takip eden biri olarak açıkça ifade ediyorum ki, “Kanlı-Kansız” sözü, “kasıtlı” ve “kalleşçe” bir inatla sürdürülen “saptırma”ydı!.. Çünkü, o sözün dayandığı olayın gerisinde; o günlerde oluşturulan “faks zinciri” vardı... O fakslarda da, “Biz bu Cumhuriyet’i kanımızla kurduk, yine kanımızı döker ve Cumhuriyet’i Erbakan’a teslim etmeyiz!” yaveleri vardı!..

“Kanlı-Kansız” sözünün özü buydu!.

Yani, Erbakan’ın sözleri “gözlerini kan bürüyen”lere yönelikti!..

Gelelim, “arka bahçe” olayına...

Bir kere daha ve altını çizerek söylüyorum ki; “İmam Hatipler bizim arka bahçemizdir” sözü, kesinlikle Erbakan Hoca’nın ağzından çıkmamıştır!..

Erbakan, siyasi hayatının hiçbir döneminde, hiçbir özel ve genel toplantıda İmam Hatipler için “onlar bizim arka bahçemizdir” sözünü söylememiştir.

Tam aksine;

“İmam Hatip Okullarının Refah Partisi’nin arka bahçesi” olduğu iddiasını ilk defa ortaya atan kişi Milliyet yazarlarından Yalçın Doğan’dı. (13.11.1996 Milliyet)

Mesut Yılmaz’dan 20 gün sonra aynı üslubu kullanan siyasi lider ise Bülent Ecevit’ti. (24.4.1997 Basın)

Şimdi, her üçünün bu konuda yazdıklarını ve söylediklerini kısaca hatırlatalım:

¥ Yalçın Doğan (13.11.1996 Milliyet):

“İmam Hatip mezunları üniversitelerde genellikle hukuk ve kamu yönetimini tercih ediyor. Oradan İçişleri, Emniyet ve Adalet birimlerine yerleşiyor. Refah Partisi’nin kadroları buralarda oluşuyor. İmam Hatipler gerçekte RP’nin arka bahçesidir.”

¥ Mesut Yılmaz (3.4.1997 Hürriyet):

“Türkiye’de iki zihniyet savaş halindedir. Bu iki zihniyetin bir kutbu CHP çizgisi, diğeri ise RP çizgisidir. Biri ister ki okullar dinsiz ve milliyetsiz bir nesil yetiştirsin. Diğeri İmam Hatipler onların arka bahçesi, mücahitleri olsun.”

¥ Bülent Ecevit (24.4.1997)

 “Kesintisiz 8 yıllık eğitim rejim için önemlidir. İki ayrı kuşak yetiştiriliyor. Erbakan İmam Hatip Okulları’nı kendi fidanlığı gibi görüyor. Bu okullar Refah Partisi’nin arka bahçesi olmamalı.”

Görüldüğü gibi;

Tamamen Erbakan’ın dışında ve Refah Partisi aleyhtarı olan kişilerin kullandığı bu sözler, siyasi platformda estirilen rüzgârlarla sanki Erbakan tarafından söylenmiş gibi propaganda edilmişti!..

“Darbe ortamı” böyle sağlanmıştı!..

 

SUSTURAN DA KAN KUSTURAN DA!

Söyleyin Allah aşkına;

O günlerde “insanları gözden düşürme operasyonları” yürüten “itibar cellatları”nın, bugün kalkıp da “itibarsızlaştırılmak”tan şikâyet etmeye hakları var mıdır?..

Şu hâle bakın;

“Karanlık Oda” denilen Oda TV ve onun başındaki “eski bir Aydınlıkçı” olan Soner Yalçın ile aralarına; vazgeçtik “mesafe” koymalarını, “yastık” bile koymayan “adam veya madam”lar; bugün kalkmış; “Susma!.. Sustukça sıra sana gelecek” mavalı okuyorlar!..

Bre “ikiyüzlü”ler, bre “haysiyet ve şeref cellatları”, bre “sahtekâr”lar;

İnsanları “hedef” gösterip “susturan” sizler değil misiniz?.. İnsanları; korkutup, “dillerine ağızlarına hapseden” sizler değil miydiniz?.. Sizden korkuları yüzünden; insanlar, bırakın “düşünme”yi, “rüya görmek”ten bile tırstıkları için “uyuma”yı unuttular!..

Erbakan Hoca’ya ne “zulüm”ler yaptığınızı bilmiyor muyuz?.. “28 Şubat cuntası” ile el ele veren, omuz omuza dayanışma sergileyen, “kalemini silahın emrine veren” ve bu anlamda “silâhsız kuvvetler” olarak, “insanların ümitlerini, hayallerini, istikballerini katleden” sizler değil misiniz?.. Sizin yüzünüzden, insanlar hem sustular, hem kan kustular, biliyor musunuz?..

 

BENİ DE HEDEF GÖSTERDİNİZ!

Kendimi saymıyorum.

Bana da çok zulmettiniz!..

Bir “mafya bozuntusu”nun iftiraları yetmedi; “Karakolda Ayna var” diyerek dalga geçtiniz benimle!..

Hepsini unuturum da;

“Mafya bozuntusunun iftiraları”nı kuvvetlendirmek için, bir de “çakma tanık” bulup; güya “Amerikan tipi yüzleştirme”(!) yaptırttınız ya, onu hiç unutmam!..

Oysa; “para” harcayıp, “kiralık tanık” tutmanıza hiç gerek yoktu...

Zaten, “yüzleştirme” yaptırmanız da “tam bir komedi”ydi!..

Öyle ya;

Ben, bu köşede “yılın 365 günü” yazı yazan, “fotoğrafı her gün yayınlanan” bir gazeteciyim...

Eline “Akit” almayan biri bile; gitse bayiye, 60 kuruş verip bir Akit alsa, bakar fotoğrafıma, anında “teşhis” eder beni!..

Nuh Mete’ye, onu da yaptırdınız!..

Oysa, “komedi”yi bilmiyorsunuz!..

Eline kaç para tutuşturdunuz bilmiyorum ama, o “çakma tanık” ne yaptı biliyor musunuz?..

Salona sokarken, “beni işaret etmeleri”ne rağmen, gitti bir başkasını “teşhis” etti, iyi mi?..

Olmadı, yeni baştan!..

Nuh Mete Yüksel, her seferinde sordu;

“Emin misin?”

Adam, ancak “üçüncü defada” geldi, beni işaret etti, iyi mi?!?

Zaten, “4-5 kişi”ydik!..

Buna rağmen, ertesi gün, büyük bir coşkuyla “9 sütuna manşet”ler attınız;

“Teşhis edildi!”

Oysa, “teşhis” filân yoktu!..

Yapılan, “tam bir komedi” idi!..

Sonrasını da söyleyeyim;

“6 gün gözaltında” kaldıktan sonra, 10 Kasım 1999’da, “tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bırakıldım...

Bir ay sonraki “ilk duruşma”da da “beraat” ettim.

Soruyorum şimdi;

Kimin tavuğuna “kışt” dedim, kimin kovanına “çomak” soktum, kimin köpeğine “hoşt” dedim ki; “mafya bozuntusu” yetmedi, yanına bir de “kiralık tanık” buldunuz?..

“Çakma tanığı” kimin ayarladığını, beni “hapse tıktırmak” için kimin yanıp tutuştuğunu çok iyi biliyorum!.. Onun, bir “gazeteci” olduğunu da çok çok iyi biliyorum!..

O, “Ergenekon örgütü”nün; öyle kıyısında, köşesinde değil, “tam göbeğinde” biri!.. Ama, şu günlerde “acılı” olduğu için, isim vermiyorum.

Gerçi, “acılı” olmasa da isim vermem!.. Çünkü ben, bir “gazeteci”yim!.. Onun gibi “derin devlet tetikçisi”, onun gibi “haysiyet ve tesettür celladı” değil!..

Onunla mücadelemi, “kalem”imle yapıyorum... Onun gibi; “yargı”yı ve “mafya”yı kullanarak değil!..

“Erkekçe” dövüşürüm ben!..

“Kalleşçe” ve “kahpece” değil!..

 

BIRAKIN SAHTEKÂRLIĞI!

Şunu anlatmaya çalışıyorum:

Dün, ellerine “yağlı urgan” alıp, kurdukları “darağaçları”nın önünde “haysiyet cellatlığı” yapanlar, bugün “gazetecilere(!) sahip çıkıyor” kisvesi altında “gösteri” düzenleyip de, “gazetecilere özgürlük” diye maval okumasın!..

Hrant Dink’i itibarsızlaştırıp, onu “hedef gösteren”ler ve “al, vur” dercesine “kiralık tetikçi”nin önüne atanlar sizler değil misiniz?..

Yeni Asya Gazetesi Sahibi Mehmet Kutlular’ı, sırf “deprem ilâhî ikazdır” dediği için; açtığınız “linç kampanyası” sonunda “demir parmaklıklar” ardına attıran sizler değil misiniz?..

Doğru Haber gazetesini, “Hizbullah’ın yayın organı” diye hedef gösterip, “baskın” yapılmasına yol açan, “birkaç kişinin gözaltına alınması”ndan sonra ise, “ohh, başardık” deyip, “sevinç çığlıkları” atan sizler değil misiniz?..

Şimdi kalkmış;

“Gazetecilere özgürlük” diyerek, bir yerlerinizi yırtarcasına bağırıyorsunuz!..

Kusura bakmayın;

Kulağıma pamuk tıkadım!..

Duyamıyorum sesinizi!..

Tıpkı, sizin; “öldürülen, hapse atılan, gözaltına alınan, hapis cezası alan ve tehdit edilen öteki(!) gazeteciler”in seslerini duymadığınız gibi!..

Dürüst olun baylar, bayanlar!..

“Sahtekârlık”tan, “ikiyüzlülük”ten insanlara “tuzak kurmak” gibi “kalleşlik”lerden vazgeçmediğiniz sürece; “keser ve sap” da döner, “hesap” da!..

Dün sizler “itibarsızlaştırıyordunuz” insanları, bugün ise “itibar sorunu” yaşayan sizlersiniz!..

Dün, “haysiyet ve itibar celladı” olmasaydınız, bugün yaptığınız çağrılara “itibar” eden çok olurdu!..

Hiç laga-luga etmeyin;

“İtibar”ı katleden, sizsiniz!..

 

Yargıya saygı gösterin!

Atalarımız; “Gülme komşuna, gelir başına” demişler ya, bugün yaşanan, tam da budur!..

Hele hatırlayın “28 Şubat Süreci”ni... “Otobüsler”le Genelkurmay’a taşınıp, kendilerine “brifing” verilen “hakim” ve “savcı”lar, adeta “irticacı(!) avı” başlatıp; “işadamları”nı, “gazeteci”leri ve “STK temsilcileri”ni teker teker toplatıp, “kodes”e atarken, birçok insan, gördüğü “işkence”lerden dolayı “ayakta duramaz” hâle gelirken; “topyekûn savaş”ın mimarları; “Yargının kararı!.. Herkes saygı duymak zorunda” diyordu!..

“Başörtülü” öğrenciler “eylem” yapıp, “örtüleriyle okuma özgürlüğü” istediklerinde; “ortanın solu”ndan tornistan edip, “cuntanın solu”na dümen kıranlar; “Biz ne yapalım, ortada yargı kararı var!.. Herkes yargıya saygı duymalı” diyorlardı!..

O günlerde “yargıya saygı” gibi “kaygı”ları olanlar, bugün bakıyorum da; ne “yargı” tanıyor, ne saygı!..

“Ergenekon gözaltıları” için; “olmaz” diyorlar, “Bu gözaltıları anlayamıyoruz!”

Ben de, “bu kafa”yı anlamakta zorlanıyorum...

Beyler ve bayanlar; daha yakın zamanda “yargıya saygı” isteyen sizler değil miydiniz!.. O halde, “yargıya saygı” gösterin!.. Rahat bırakın hakim ve savcıları!.. “Hükümeti hedef almak”tan da vazgeçin!.. “Bağımsız yargı”ya, lütfen saygı!..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT