1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Hayırlı bir tartışma: Demokratik Özerklik
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Hayırlı bir tartışma: Demokratik Özerklik

A+A-

Sosyoloji profesörü Mesut Yeğen, Taraf yazarı Melih Altınok’un “Demokratik Özerk Kürdistan” projesine ilişkin sorusunu yanıtlarken, net bir teşhisle konuya girmiş: “Demokratik özerklik talebi, yalnızca bölge için değil, Türkiye’nin diğer bölgelerindeki iller için de gündeme gelmeli.”

Ben de böyle düşünüyorum. Kürt meselesinin demokratik bir çözüme kavuşturulması, bugüne dek bu konuya samimiyetle yaklaşan ve biraz mesai harcayan herkesin kabul edeceği gibi, bir yerel yönetim reformunu şart kılıyor. Ama iş orada bitmiyor. Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir düzene kavuşabilmesi için de, ülke genelinde yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratikleşmesi, adem-i merkeziyetçi yani yerinden yönetimi esas alan bir anlayışın Anayasa’ya, yasalara ve uygulamaya egemen olması gerekli bence.

Bu açıdan bakınca, Demokratik Toplum Kongresi’nin hazırladığı “özerklik” taslağı, zamanlaması bakımından “erken,” kapsamı ve bu taslağı destekleyen kimi açıklamaların tonu bakımından “dışlayıcı,” uygulama hedefleri açısından ise “dayatmacı” görülebilir belki ama bütün arazlarına, eksik ya da aşırılıklarına rağmen, yapılan çalışmanın “olumlu” bir yönü de var.

Kürt siyasi hareketinin bu çıkışını, kutuplaşmayı pekiştirme potansiyeli taşıdığı için eleştirsek bile, bir yandan da bu çıkış sayesinde, uzun zamandır ilk kez “özerklik” meselesini sükûnet ve iyi niyetle tartışabildiğimiz gerçeğini görmeliyiz. En “kutuplaştırıcı” sandığımız önerilerin bile aslında makul bir tonda, ortak bir düzlemde, kavgasız gürültüsüz konuşulmaya başlanabilmesi, Genelkurmay gibi “yetkisiz” kurumların, “Susun, konuşmayın” mealindeki çıkışlarının toplumun geniş kesimince dikkate alınmaması tek kelimeyle “hayırlı” bir gelişmedir.

Tartışmanın mümkün olması ve medeni biçimde ilerlemesi ise, sadece demokratik özerklik projesinin karşıtlarına değil, bu projenin sahiplerine de bir mesajdır: Demokratik özerklik projesi, “Biz yaptık oldu” diye kestirip atılabilecek, toplumun geri kalanına dayatılabilecek bir proje olarak görülmemeli. Bu projenin içeriğini her düzeyde konuşma olgunluğuna yavaş yavaş erişen bir ülkede yaşıyoruz. Özerkliği, Türkiye sınırları içinde Kürt meselesinin adil bir çözüme kavuşturulmasının ve genel anlamda Türkiye’nin demokratikleşmesinin bir unsuru olarak gören her samimi aktör, bu olgunlaşmanın kıymetini bilerek hareket ederse, bugün konuştuklarımızın yarın yeni Anayasa’da yerini bulması kolaylaşacaktır.

Kürt siyasi hareketi belki biraz daha sabırlı ve itidalli davranmalı; Türk demokratlar ise “yerelleşme” konusunun demokratikleşmenin temel unsurlarından biri olduğunu belki yeniden hatırlayarak, yeni Anayasa’ya dönük hazırlıklarda Türkiye çapında bir “özerkleşme” hedefini gündeme sokmalıdır.

“Adem-i merkeziyet” denince aklına Prens Sabahattin’den başka bir şey gelmeyerek, yerinden hoplayanları sakin olup bugünün dünyasına bakmaya davet edebiliriz.

Gerek 1985 tarihli ve Türkiye’nin belli maddelerine şerh koyarak da olsa taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, gerekse Avrupa Birliği’ne uyum çabamızda yol gösterici metinlerden biri olan Maastricht Anlaşması, yerel düzeydeki kamu hizmetlerinin merkezî devlet hiyerarşisine dahil olmayan tüzel kişilerce sağlanmasının önündeki engelleri kaldırmayı ve iktidarın desantralizasyonunu hayata geçirmeyi hedefler.

Avrupa Birliği mevzuatı aynı zamanda, Türkçeye “yetki ikamesi” olarak çevirebileceğimiz, fiili sonucu ise “hizmette yerellik ve hizmette halka yakınlık” olan “subsidiarity” ilkesini de esas almaktadır.

Bu ilkeyi, kamusal düzeyde hizmet görevinin, yetkisinin ve sorumluluğunun, hizmetten yararlanacak toplumsal kesime en uygun ve yakın birimlere verilmesi diye anlamak mümkün. Tabii, bu birimlerin demokratik yollardan belirlenmesi ve denetlenmesi de, hem Maastricht hem Kopenhag kriterlerinin ruhunun bir gereğidir.

Demokratik özerklik hedefini Türkiye geneline yayan bir yaklaşım, Ankara’nın Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na koyduğu şerhleri kaldırması talebinin de daha yüksek sesle dile getirilmesini gerektiriyor. Prof. Mesut Yeğen’in de belirttiği üzere, eğitim, sağlık ve bayındırlık gibi konuları giderek yerel yönetimlere devretmeyi ve bu hizmetlerin yerel meclislerce denetlenip karara bağlanmasını hedefleyen bir yaklaşım için, “yerli” bir dayanak ve ölçek arayışı ise, pekâlâ 1921 Anayasası referans alınarak, “iller” bazında sağlanabilir.

Tabii, daha işin çok başındayız. Özerkliğin “öcü” olmadığını, toplumsal düzeyde kavrayıp kabullenmemiz bile önemli bir aşama. Demokratik özerklik hedefini paylaşanlar, bu aşamanın kıymetini gözetir ve mevcut çalışmayı hızlandırmak yerine genişleterek ilerletmeyi denerlerse, korkularımızı yenmemiz daha da kolaylaşacaktır.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT