1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Hayırlı bir olay
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Hayırlı bir olay

A+A-

TSK'nın üç kuvvet komutanı ile bir genelkurmay başkanının Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir şekilde istifalarını sunmuş olmalarından muradın tepede bir zafiyet görüntüsü vererek sivil idareyi zora düşürmek olduğu çok açıktı. Bu eylemin yapılma şekli veya hedefi itibariyle 27 Nisan muhtırasından bir farkı olmadığı üzerinde bile duruldu.

Ancak komutanlar eylemleriyle neyi hedefledilerse tam tersiyle karşılaştılar. İstifalarının arkasında büyü bir kamuoyu desteği bulamadılar, aksine hem Markar Esayan'ın güzel benzetmesiyle "istifa görünümlü kıyak emeklilik" talepleriyle saygınlıklarını yitirdiler hem de daha önceki hiçbir muhtıra teşebbüsünde karşılaşmadıkları kadar çok eleştiri alıp antipati toplandılar. O kadar ki, bu istifa olayı Türkiye için kriz bir yana bir "tarihi fırsat", "reformlar için önemli bir vesile", "yeniden yapılanma için bir başlangıç fırsatı" olarak değerlendirildi.

Bütün bu değerlendirmeleri özetleyen asıl ifade Vakayı Hayriye'yi andıracak şekilde "hayırlı bir olay" nitelemesi oldu.

Kuşkusuz tarihsel olarak Vakayı Hayriye'den çok farklı bir bağlamın içindeyiz. O yüzden benzetmenin bütün ayrıntılarıyla uyup uymadığına takılıp kalmanın bir anlamı yok. Tarihsel olarak, olayın aktörleri, istikameti ve şekli itibariyle birçok fark var. Bir teşbih olarak düşünüp teşbihte hata aranmaz demek lazım. Teşbihte hata olmaz, yani teşbih sadece teşbihtir, aynısı değildir.

Örneğin, orada topyekûn lağvedilen bir yeniçeri ocağı vardı, burada kendi istekleriyle bir siyasi tavır koymak üzere topluca "emekliye ayrılan" komutanların bu hareketleriyle vesile oldukları bir değişim ufku var.

Bu değişim ufkunda TSK'nin daha güçlü, verimli, saygın ve demokratik düzeye uygun bir yapılanması var. Türkiye'nin yıllardır hem kalkınmasının hem de demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden biri sağlıklı bir asker-sivil ilişkileri düzeyiydi. Hiç kimsenin dokunmaya bile cesaret edemediği bu ilişki düzeyi, bu tür hayırlı olaylarla dokunulur hale gelmiş oluyor. "Bu tür olaylar" diyoruz, biri de 27 Nisan e-bildirisiydi.

Ne umulmuştu o bildiriden ne bulunmuş oldu? Planlanmış eylemlerin istenmeyen sonuçlarının daha belirleyici olabilmesine ve bu tür şer olaylardan nasıl hayırlı sonuçlar çıkabildiğine dair mükemmel örnekler oldu bunlar. Kuşkusuz vakanın hayırlı olması ne vakaya yol açanların iyi niyetini gösterir ne de eylemlerinin doğruluğunu.

Emekliliğini istemek suretiyle istifa eden generallerin gerekçelerine bakıldığında darbe planlayıp buna girişmeye, bunun için gerektiğinde emrinde bulundukları hükümeti hile ve desise yoluyla gözden düşürmek üzere karalama amaçlı internet siteleri kurmaya çalışmayı, takibe, yargılamaya, soruşturmaya değer bir suç olarak görmüyorlar. Bu suçlamalarla yürütülmekte olan yargılamayı gereksiz görüyorlar. Çünkü zaten bu işleri yapmayı kendi rutin işleri olarak görüyorlar. Bu rutin işlerden dolayı yargılanıyor olmayı tuhaf karşılıyorlar. Bu anlayış net bir biçimde ortaya konuyor.

Bu halleriyle aslında bir dizi suçu art arda işliyorlar. Her şeyden önce ettikleri yeminden sapmış oluyorlar. Zira TSK'nın hep 35. Maddesiyle gündeme gelen iç hizmet kanununun bir de yemin metnini içeren 37. Maddesi vardır. Bu yemin her şeyden önce millete sadakati ve amirlerine itaati emreder. "Orduya sadakat" i herkese bir "onur ölçüsü" olarak dikte eden anlayışın bu yeminle telifi kabil değil. Orduya sadakat değil, ordunun millete sadakati ve emirlerine itaati esastır ve millet emirlerini seçtiklerini amir kılmak suretiyle askerine iletir.

Askerin iyi çalışacağı veya kötü çalışacağı hükümetler diye bir ayırım yapmaya hakkı ve yetkisi yok. Oysa orduya sadakat hurafesini üretip bunu dayatanlar için iyi-kötü hükümetler ayırımı yapmakla kalınmıyor, zaten bu ayırımı yapacak gücü kendilerinde bulduklarında o iyi hükümetleri bile itaat etmek bir yana onu yönlendirirler.

Yeri gelmişken YAŞ'ın yapılanmasının da bir tuhaf olduğunu yeniden belirtelim. Stratejik düşünce Enstitüsü'nün bir süre önce yayımlanan "YAŞ ve Asker-Hükümet İlişkileri" raporunda da ifade edildiği gibi, Şura'da başbakana emrinde bulunan personelin terfi, tayin ve tanzimiyle ilgili hiçbir alan bırakılmamış. Kararlar oy çokluğuyla alındığından, muhalif olduğunda, başbakanın, yani hükümetin, yani millet iradesinin komuta kademesinin şekillenmesinde hiçbir etkisi olmaması hesaplanmış. 15 Orgeneral ve kendi Savunma Bakanıyla Şura'ya katılan başbakanın oyunun hiçbir etkisi olmuyor, ihtilaf halinde her zaman askerin dediği oluyor.

O yüzden şimdiye kadar kendisine biçilen tek rol askerlerin kendi aralarında halletmiş oldukları bütün bu işlemleri gözü kapalı imzalamasıydı. Oysa Erdoğan baştan beri YAŞ'taki bu konumunun "teamül" gerekçesiyle dayatılmasına razı olmadı. YAŞ'taki başkanlığını sembolik olmaktan çıkarıp fiili ve geçerli bir başkanlık haline getirdi. Ancak bu yapılanma, YAŞ'ta bulunan yetkiler ve sivil iradenin etkisizliğinin kanuni bir temele oturtulması gerekiyor. Bu da aslında bir kanunla, hatta kanun hükmünde kararname ile bile düzeltilebilecek durumda. Şimdiye kadar hiçbir siyasetçinin cesaret edemediği bu düzenlemenin yapılması için bu son olay hayırlı bir vesile olarak değerlendirilmelidir.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT