Hayırlı Bir İş İçin Türkiye'den 162 Kişi Arıyorum

12.05.2006 08:53

İbrahim Sediyani

Dünya üzerinde, insanlığın karşı karşıya kaldığı açlık ve yoksulluk dramını işlediğimiz "Çocuklarımız Aç" isimli bir önceki yazımızda, yerküresini sömüren ve ta'lan eden müstekbîrlerin ve egemen güçlerin gezegenimizi ne hale getirdiğini, açlık ve yoksulluk içinde çile çeken insanların - özellikle çocukların - dramının hangi boyutlarda olduğunu, daha çok Birleşmiş Milletler ( BM ) verilerine dayanan rakam ve istatistikler ışığında anlat(maya çalış)mıştık.

 

     Bilinçli bir ayarlama yapmadan, yazımız kendiliğinden, "açlık ve yoksulluk içindeki insanların durumu" ve "müslümanlar olarak üzerimize düşen sorumluluklar" olmak üzere iki şablon üzerine oturmuştu.

 

     Sorunun tesbîti "fay hattında" kaleme aldığımız bir önceki çalışmamızdan hemen sonra, okumakta olduğunuz bu "artçı" yazımız, çözüm önerileri üzerinde duracaktır.

 

     TÜRKİYELİ MÜSLÜMANLAR GÖREVE

 

     İslâmî kimliğimiz ve Qûr'ânî yükümlülüğümüz, ezene karşı ezilenin, zâlime karşı mazlumun, müstekbîre karşı mustaz'âfın, varsıla karşı yoksulun, ğâsıba karşı mâhrumun, tasasız müreffehlere karşı yalınayaklıların ve uluslararası emperyalizme karşı direngen ve savaşkan şehîdperver halkların yanında yer almamızı gerektirmektedir.

 

     Halihazırda dünya üzerindeki mazlum ve mustaz'âf insanları iki ayrı gruba ayırmak mümkündür:

 

     1 – Siyasî sebeplerden dolayı ( savaş, işgal, sömürü, diktatörlük ) "mazlum" duruma düşen insanlar. Bu gruba en bâriz örnek, bugünkü Iraq halkıdır. Bunun dışında Açe Sumatra, Grönland, Kamçatka, Sibirya, Falkland Adaları, Alaska vb. yerleri örnek verebiliriz. ( Yanıbaşımızdaki coğrafyalardan bahsettiğimiz zaman birtakım haksız ithâflara mâruz kalıyoruz. Onun için, gönüller hoş olsun diye, ben de dünyanın tâ öbür ucundan örnekler verdim )

 

     2 – Ekonomik sebeplerden ( işsizlik, fâkirlik, tarım ürünlerinden yeterince verim alınamama ) veya doğal âfetler ( deprem, sel, tsunami, kuraklık ) neticesinde "mazlum" duruma düşen insanlar. Bu gruba en bâriz örnek ise, depremin vurduğu Pakistan ile açlık ve yoksulluk çekilen ülkelerdir. Nijer, Kenya, Somali, Malawî, Sudan ve Etiyopya'da çekilen açlık, çoğu çocuk milyonlarca insanın ölmesine sebep olmaktadır.

 

     Birinci gruptaki mazlumlara yardım edebilmek, onlara yardım ellerimizi uzatabilmek, söylemesi pek hoş değil ama, gerçekten çok zordur. En azından individüel ( kişisel olarak ) birşeyler yapabilmek tamamen imkânsızdır. Bireysel olarak bizlerin Iraq vb. yerler için yapabileceğimiz fazla birşey yok. Size desem ki, "haydi dört – beş kişi bir araya gelelim, gidip Iraq halkına yardım edelim." İyi de, nasıl? Bosna şehîdimiz Selâmî Yurdan gibi yürekli isek, gidip savaşır ve şehîd oluruz.

 

     Ancak ikinci gruptaki mazlumlara yardım edebilmek, onlara yardım ellerimizi uzatabilmek, zor ve çetin değildir, kolaydır. Kişisel olarak çok şeyler yapabiliriz. Çünkü işin siyasî boyutu olmadığı ve tamamen insanî bir davranış olduğu için, hiçbir engelle karşılaşmayız. Hatta yardım görür, destekleniriz.

 

     Birkaç kişi birleşip biraraya gelinse ve örneğin Somali'ye veya Kenya'ya gıda yardımı götürülse, bize kim engel çıkarabilir? Hiç kimse engel çıkarmayacağı gibi, aksine gidiş güzergâhlarındaki tüm noktalarda bize kolaylıklar sağlanır.

 

     Öyleyse Türkiyeli müslümanlar olarak bize düşen İslâmî ve insanî sorumluluk, mazlum ve yoksullara yardım eli uzatmaktır. Bir nebze de olsa iyilik yapmak, sevâb kazanmaktır.

 

     Allâh Rasulü ( anam, babam ve çocuklarım O'na fedâ olsun ), "komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" buyuruyor. Bu hâdis-i şerîfi lütfen pratiğe geçirelim. Çocuklar açlıktan ölmektedir; bu çocuklar bizim çocuklarımızdır. Lütfen yardım edelim.

 

     Her 3 saniyede bir çocuk açlıktan ölmektedir. Her dakika 5 yaşın altında 12 çocuk açlıktan ölüyor. Her gün 25 bin kişi açlıktan dolayı hayatını kaybediyor. Her yıl 5 milyon çocuk açlıktan ölüyor.

 

     Dünyada 852 milyon insan aç. 36 ülkede açlık var. Her gece 800 milyon insan aç uyuyor. Afrika kıt'âsında her akşam 33 milyon çocuk, karnı aç yatağa giriyor.

 

     Açlık yüzünden sadece 2005 yılında 6 milyon kişi öldü.

 

     Bütün bu rakamlar gerçektir. Hepsi BM'ye bağlı Dünya Gıda ve Tarım Örgütü ( FAO ) ve Çocuklara Yardım Fonu ( UNICEF )'nun açıkladığı rakamlardır.

 

     YARDIM ALLÂH'IN EMRİDİR

 

     Öncelikle bilmemiz gereken şudur ki, bu insanlara yardım etmek Allâh-û Teâlâ'nın bize emridir. Yani mes'eleye imânî noktadan bakacak olursak, yardım etmeye mecburuz:

 

     "Onlar, kendi canları çekmesine rağmen, yemeği fâkire, yetime ve esire verirler. 'Biz sizi Allâh rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belalı bir günde Râbbimiz'den korkarız,' derler." ( İnsan, 8 – 10 )

 

     "Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık, hayra sarfedenler var ya, onların mükâfâtları Allâh katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler." ( Baqara, 274 )

 

     "Allâh'ın kitâbını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık ( fâkirlere ve muhtaçlara ) sarfedenler, asla zarara uğramayacaklardır Ancak onlar bir kazanç umabilirler." ( Fâtr, 29 )

 

     "İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik o kimsenin    yaptığıdır ki, Allâh'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vâsıfları taşıyanlardır. Muttaqîler ancak onlardır." ( Baqara, 177 )

 

     "Sana ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fâkirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allâh yapacağınız her hayrı bilir." ( Baqara, 215 )

 

      "Allâh yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allâh dilediğine kat kat fazlasını verir. Allâh'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir. Mallarını Allâh yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fâkirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allâh katında has mükâfâtları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir." ( Baqara, 261 – 262 )

 

     "Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isâbet ederek yakıp kül etsin! İşte düşünüp anlayasınız diye Allâh size âyetleri açıklar." ( Baqara, 266 )

 

     "İmân eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış – veriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli – açık harcasınlar." ( İbrahim, 31 )

 

     "Herhangi birinize ölüm gelip de; Râbbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam, demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın." ( Mûnâfîqun, 10 )

 

     Eğer Allâh'a, Kitâb'a ve Resûl ( saw )'e inanıyorsak, istesek de istemesek de, yoksullara ve muhtaçlara yardım etmeye mecburuz. Bugün dünya üzerinde her 3 saniyede bir çocuğun açlıktan öldüğünü dikkate alın ve sizin sadece bu yazıyı okuduğunuz süre içinde bile kaç çocuğun açlıktan öldüğünü düşünün. Ortada bir dram var ve bu dram, sandığımızdan ve tasavvur ettiğimizden çok daha büyüktür.

 

     Açlık çekilen ülkelere ve bölgelere, aç ve yoksul insanlara lütfen yardım edelim. Bu konuda cimrilik yapmayalım. Çünkü Alllâh Tebâreke ve Teâlâ, cimrilik edenleri sevmez:

 

     " Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz." ( Âl-i İmrân, 186 )

 

     "İşte sizler Allâh yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allâh zengindir, siz ise fâkirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar." ( Mûhâmmed, 38 )

 

     "Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa, Biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez." ( Leyl, 8 – 11 )       

 

     KAMPANYAMIZIN HEDEFİ 162 KİŞİ

 

     Müslümanlar olarak iki büyük bayramımız var: Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı.

 

     Ramazan ayının sonunda bizi "fitre", Kurban Bayramı'nda ise "kurban" heyecanı sarar. Gerek "fitre", gerek "kurban" olsun, ikisinin de özünde yatan "rûh" aynıdır: "Yardımlaşma, fâkirlere verme, açları doyurma, muhtaçlara el uzatma."

 

     Gelin, bu bayramlarımızı özüne en uygun şekilde kutlayalım ve "Allâh rızâsını kazanma", "sevâb kazanma" yolunda kendimize vesile kılalım.

 

     Beş ay sonra, 23 – 24 – 25 Ekim günleri Ramazan Bayramı'nı idraq edeceğiz. Kendimize bir ülke seçelim ve bu yıl Ramazan'daki fitrelerimizi oraya götürelim. Ramazan Bayramı'nı orada geçirelim, bayram namazını orada kılalım. O ülkeye, o ülkedeki açlara ve yoksullara fitre ve sadakalarımızı götürelim, gıda yardımı götürelim. Çocuklarına yiyecek ve giyecek götürelim, o insanların hayır dûâlarını alalım.

 

     Bu hayırlı işi dört aşama halinde gerçekleştireceğiz:

 

     1 – Ülke seçimi,

 

     2 – Yardımın toplanması,

 

     3 – Yardımın götürülmesi,

 

     4 – Gidilen ülkedeki ikâmet ve etkinlikler.

 

     1 – Ülke Seçimi: Hangi ülkeye gideceğimizi belirlerken, önceliğimizi, açlıktan çocukların öldüğü ülkelere ( Somali, Kenya, Malawî, Nijer, Burkina Faso, Sudan, Etiyopya… ) vereceğiz. Eğer önümüzdeki süreç zarfında, ambargo altındaki Filistin'in durumu kötüleşir ve Filistin halkı çok zor duruma düşerse, oraya gidilebilinir. Gidilecek ülkenin seçiminde göz önüne alacağımız tek etmen, sözkonusu plkenin "Çocuklarımız Aç" yazısında sözünü ettiğimiz kriterlere uymasıdır. Kesinlikle ve kesinlikle, gidilecek ülkenin seçiminde, o ülke halkının mensub olduğu dîn ( müslüman, hristiyan, animist… ) veya o ülkede egemen olan devletin rejimi ve siyasî yapısını kriter olarak almayacağız. Açlık ve yoksulluk içindeki bir insana veya halka yardım ederken, o insanların inandığı dîni veya mensub olduğu kavmini, ırkını sormak, herşeyden önce ahlakî ve insanî bir davranış değildir. Ancak, şâyet Ramazan ayına kadar, Allâh göstermesin, dünyanın herhangi bir ülkesinde, Pakistan'dakine benzer büyük bir deprem veya başka bir doğal âfet olursa, gideceğimiz ülke, o ülke olacaktır.

 

     2 – Yardımın Toplanması: Türkiye'nin 81 vilâyeti var. Her vilâyette gitmeye istekli iki "gönüllü" seçilecek. Böylece tüm Türkiye çapında 162 kişilik bir "gönüllüler ordusu" oluşacak. Her ilin insanları, öbür illerden bağımsız olarak, insanlardan yardım toplayacak. Beş ay zamanımız var, bu beş ay içinde çeşitli etkinlik ve teblîğ çalışmalarıyla insanların duyarlılığı sağlanacak ve yardım toplanacak. Yardımı yerine bizzat ulaştıracak olan kişiler o insanların arasından seçilmiş olduğundan, halkın zihninde "acaba verdiğimiz sadakalar yerine ulaşır mı?" türünden şüpheler olmaz, halk büyük bir güven içinde bağışta bulunur. Bir nokta çok önemli: Yardımı bizzat ulaştıracak iki gönüllünün yol ( uçak ) ve konaklama ( otel vb. ) masrafları, toplanan paranın içinden sağlanacak. Bunun için de şöyle bir metod izlenecek: Meselâ 50 YTL yardım yapan bir insandan 50 YTL yerine 51 YTL, 100 YTL verenden de 100 YTL yerine 101 YTL alınacak. Böyle yapılırsa, gönüllü iki kişinin tüm masrafları çıkar, hatta artar bile ( Ben Kurban Bayramı'nda Pakistan'a giderken şâhsî gittim, masrafları kendi cebimden ödedim, çoluk – çocuğumun rızkından kesip gittim. Asgarî ücretle çalışan bir işçi olarak – söylemesi belki ayıptır, ama – sıkıntı çekmedim değil ).

 

     3 - Yardımın Götürülmesi: Dediğimiz gibi, her ilden 2 kişi, tüm Türkiye çapında 162 kişi ediyor. Ramazan ayının son haftasına girerken, bu "gönüllüler ordusu" uçakla ya toplu olarak sadece bir ülkeye, ya da 54'er kişilik üç ayrı kafile halinde üç ayrı ülkeye uçacaklar. Ben de bu insanların arasında olacağım, onlarla birlikte gideceğim. Bu davranışımızla iki büyük olayı birden gerçekleştirmiş olacağız: Birincisi, binlerce insana, binlerce çocuğa yardım edip o insanların hayır dûâlarını alacağız, Allâh Tebareke we Teâla'nın rızâsını kazanmış olacağız. Bu hayrımız, ruz-i mâhşerde günâhlarımıza kefâret olur, âhiret gününde alnımız ak olur. İkincisi, Türkiyeli müslümanlar olarak tüm ülke çapında "ortak bir girişim" içinde olacağımızdan, bu eylem, ülke müslümanlarının birlik ve beraberliği için, birlikte hareket edebilmemiz için bize sağlam bir "denek" olur. Kardeşlerimiz biribirleriyle tanışır, kalpler biribirleriyle kaynaşır.

 

     4 – Gidilen Ülkedeki İkâmet ve Etkinlikler: Gidilecek ülkede kalacağımız süre, bir hafta kadar olacaktır. Mübârek Qâdîr Gecesi'ni orada idraq edecek, Ramazan Bayramı'nı orada geçirecek, bayram namazını orada kılacağız. Oraya gider gitmez ilk yapacağımız iş, götürdüğümüz yardımları kafile olarak bir an önce dağıtmak ve elimizden çıkarmaktır. Zirâ asıl vâzifemizi erken yerine getirirsek, o ülkede daha rahat dolaşabilir, kendi aramızda daha değişik programlar tertipleyip iyi vakit geçirebiliriz. Bütün etkinliklerimizi fotoğraf makinâsı ve kamera ile belgeleyip, ülkemize döndükten sonra Türkiye kamuoyunu bu konuda bilgilendirebiliriz.

 

     Kardeşlerimden ricâm, bu etkinliğe kulak vermeleri ve iştiraq etmeleridir. Bunu gerçekleştirebilirsek, gerçekten mutlu olacağız. Bunu başarabilirsek, gelenek haline getirip her Ramazan ve Kurban bayramlarında tekrarlayabiliriz. Malcolm X'in dediği gibi, "eğer bir şeyi bir defa başarabilirseniz, bunu her zaman başarabilirsiniz demektir."

 

     Binlerce yoksula yardım etmek, felâkete uğrayan insanlara yardım eli uzatmak, binlerce kimsesiz insanın, yetim ve dulun hayır dûâlarını almak zor değildir. Bunu gerçekleştirmenin ne kadar kolay bir iş olduğunu ben Pakistan tecrübesiyle öğrendim. Pakistan'da kaldığım süre içinde binlerce yaşlının, kadının ve çocuğun hayır dûâlarını aldım, ömrümün en güzel ve en bereketli günlerini yaşadım. Bu kadar çok insandan dûâ almanın bu derece kolay bir iş olduğunu bilseydim, belki de çok öncelerde, Sakarya, Zencan, Gilan, Bingöl, New Orleans, Bam ve Endonezya'da da yapardım.

 

     Ayrıca yardım toplanırken, insanların önüne belarli bir rakam koymaya da lüzûm yoktur. Herkesin imkânı ve maddî olanakları farklıdır. İsteyen 10 YTL verir, isteyen 50 YTL, isteyen 500 YTL verir. Yardımın büyüğü – küçüğü olmaz. Herkes imkânına göre yardım eder:

 

     "İmkânı geniş olan, nafakayı imkânlarına göre versin. Rızkı daralmış bulunan da Allâh'ın kendisine verdini kadarından nafaka ödesin. Allâh hiç kimseyi verdini imkândan fazlasıyla yükümlü kılmaz. Allâh, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır." ( Talâq, 7 )

 

     Bu iş büyük bir organize gücüne gereksinim duymaktadır. Benim tek başıma organize edebileceğim bir iş değildir. Çeşitli yardım kuruluşlarından ( IHH vb. ) ya da derneklerden ( Özgür – Der, Mazlum – Der vb. ) ricâm, bu işe öncülük etsinler. Organizeyi onlar yapsınlar. Ramazan'da ben de Türkiye'ye gelip, kafile içindeki herhangi biri gibi onlara katılırım. Şeyh Sâid'in dediği gibi, "hareketin ne önünde, ne de arkasında; herkes gibi içinde."

 

     Açlıktan ölmek üzere olan bir insanın karnını doyurmaktan, evi başına yıkılmış bir âîleye maddî yardımda bulunmaktan, yetim bir çocuğun elinden tutmaktan daha güzel ne olabilir? Hiçbirimiz bu dünyada kalıcı değiliz, hepimiz toprağa gireceğiz, Allâh'ın huzuruna çıkacağız. Cebimize giren beş kuruşun birini bu insanlara versek ne olur? Fâkir mi oluruz, mâhv mı oluruz, yoksa artık ömür boyu belimizi mi doğrultamayız?

 

     İbrahim Ethem'in adını muhakkak duymuşsunuzdur. İbrahim Ethem, sarayda ikâmet eden bir sultandır, lüks ve zenginlik içindedir. Ama yaşadığı kimi olaylar, onda bir arayışın oluşmasına vesile olur, zira rûhunda hep bir boşluk vardır. Sultan İbrahim Ethem, rûhundaki boşluğun, sıkıntının ve içindeki arayışın kaynağının "Allâh'a yakınsama" olduğunu farkeder; İslâmî sadelikten ve ahlâktan uzak gösterişli ve ihtişâmlı varsıl yaşam tarzı, onun rûhunu günden güne iyice kemirir, sarayını ve sultanlığını terk ederek, kendisini "dervişliğe" adar; yoksul ve fâkir bir hayat yaşamaya karar verir. Fakat çevresinde gördüğü ve kendisine örnek aldığı diğer dervişler gibi olamaz, hiçbir zaman. Ne yapsa da onlar gibi muttâqî, şâkîr ve dünya malından soyutlanmış olamaz, bir türlü beceremez. O hâlâ "derviş" olabilecek seviyeye ulaşamamıştır.

 

     Bir gün İbrahim Ethem, bir yandan Allâh'ı anarken ( zikrederken ), bir yandan da acıkmış, "rızık", yani karnını doyurabilecek bir parça yiyecek aramaktadır. Bir hayli de açtır. Bu şekilde rızkını aramaktayken, bir dervişe rastlar. Derviş, İbrahim Ethem'e "ne ararsın ey yolcu?" diye sorar. İbrahim Ethem de, "acıktım, rızkımı ararım," der. Derviş, ardından tekrar sorar: "Peki senin rızık olayına bakışın nasıldır? Rızkı bulduğunda ne yaparsın, bulmadığında ne yaparsın?" İbrahim Ethem, bunu şu şekilde cevaplar: "Bulunca şükreder, bulmayınca ararım." Ama dervişin tavrı çok başkadır: "Onu Horasan'ın köpekleri de yapar. Horasan'ın köpekleri de, karnını doyuracak birşeyler ararlar, bulunca şükreder, bulmayınca ararlar," der. İbrahim Ethem şaşkına döner: "Yaa! Öyle mi? Peki siz ne yaparsınız?" diye sorar, taaccüb içinde. Bunun üzerine derviş, "biz bulmayınca şükreder, bulunca dağıtırız, başkalarıyla paylaşırız," der.

 

     Selâm ve dûâ ile.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim