Hayırları Yarıştırmak

01.05.2011 11:46

MURAT AYDOĞDU

Birisi muhafazakâr, diğeri laik iki mesai arkadaşımla yürüyoruz. Yolda yaralı ve zayıf bir kedi görüyoruz. Laik olan eczaneye giderek sargı bezi ve ilaç alıyor ve kediyi tedaviye başlıyor. Sahip olduğu acıma duyguları bireyselleşmiş yaşam tarzıyla şekillense de hoşuma gidiyor.

Muhafazakâr arkadaşım laik olana sataşıyor. Mazlumlara sessiz kalıp, kendini sahte vicdan rahatlatmaları ile kandırdığını söylüyor ve tartışma başlıyor. Karşı saldırı “Din istismarı” “Deniz Feneri” vs üzerinden derinleşirken, beni içeri çekmeye çalışıyorlar. “Her durumda vicdanı dinlemeli” diyerek kısa kesmeye çalışıyorum.

Nihayetinde muhafazakâr arkadaş camiye yöneliyor. Ben laik olanın yanında kalıp, yardım etmeyi seçiyorum. 

Birisi Kürt diğerleri farklı kavimlerden çoğunluğu laik düşüncede bir gurup mesai arkadaşımla yemek yiyoruz. Laik olan diğerleri, Kürtlerin medeniyet yoksunluğundan ve Kürt kökenli bazı kişilerin okuldaki davranış şekillerinden dem vurup sataşıyorlar. Kürt arkadaşıma işaret ediyorum; “Savunmaya geçersen, hissi davranırsın, bana bırak” Laik arkadaşlara kısa bir Kürt edebiyatı, kültürü ve medeniyeti örnekleri veriyorum. Bu yaklaşımlarının önyargılı ve düşmanlığı artırıcı yönde olduğunu, her kültürden iyi, kötü çeşitli kişiler bulunabileceğinden ve yine her kültürün farklı meziyetler geliştirdiğini söylüyorum.

Diğer bir gün Diyarbakır’dan gelen misafirlerimizle cami avlusundayız. Bana Türklerden umut kestiklerini ve Türklerin din anlayışlarının tamamen yozlaştığından söz ettiler. Aynı Kürt arkadaşım bana işaret ediyor ve kendisi ortak değerlerimiz üzerinden benzer izahlarda bulunuyor.

Haksızlığına uğradığına inanan bir kimsenin gündeminde sürekli bunun olması doğal bir şey. Ama bunu diğer haksızlıklarla yarıştırması bazen problem yaratıyor.

Benzer tavırları adet haline getirdik. Aleviler hakkında ileri geri konuşan birisi olduğunda öncelikle Alevi olmayanlarımız tepki gösteriyor. Demokrat ya da sosyalist bazı arkadaşlar katı laik saldırılara bizden önce tepki veriyorlar.

Çoğu durumda aidiyet duyduğumuz hususlardaki hassasiyetlerimiz, diğer kardeşlerimizden daha şiddetlidir. Bunu ümmet bilincine çevirmek gerçekten önemlidir.

Dünya üzerindeki sıkıntıları algılamalarda, birçok durumda “Haksızlıkların her çeşidine karşı çıkalım” anlayışından çok “Bana zulmediliyorsa, sana yapılan zulümden bana ne” tavrına dönüşebilir. Eğer Allah dileseydi, bizleri aynı konularda denk hassasiyetlerde yapardı. Ama Allah, Kitabın nasihatleri yardımı ile hayırda yarışacak şekilde davranmamızı istiyor.

Yine bir çok durumda kompleks içeren tavırlar bir hayra engel olmaya dönüşür.

Bir sorun var! Zulmün her çeşidine karşı çıkılmadığı izlenimleri var. Ama çoğu zaman ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranılmayacak bir zıtlaşma ile hayırları yarıştırmak yerine zulümleri yarıştırıyoruz. Herkesin, her topluluğun kendine özgü bir üslubu bir hareket tarzı vardır. O halde hayırda yarışacak ve bir araya gelecek yollar aramamız gereklidir.

Nasıl Bakarsanız, Öyle Algılarsınız

Sabah saat 7.00, Adapazarı-Haydarpaşa trenindeyim:

Masalı koltuklarda oturan orta yaşlı dört kadın, yolculuk boyunca hararetli bir diyalog gerçekleştirdiler.

Kompartımana benden sonra binen bir genç ayaklarını karşı koltuğa dayadı. İkinci bir gencin kulaklığından yayılan tiz ve cızırtılı bir sesle yolculuk boyunca birlikte olduk.

Arka koltukta oturan şık giyimli bir bey cep telefonu ile yolculuk boyunca yüksek sesle iş görüşmesi yaptı. Dekolte giyimli bir bayanın gelmesi ile gürültüler bir miktar azaldı, buna karşı benim huzursuzluğum kısmen artı ve uyumaya çalıştım.

Ara istasyonlardan binen bir kadın çocuğunun ayakkabıları ile koltuğun üzerinde dolaşmasına hiç müdahale etmedi.

Kondüktör, önce hastaneye sevk için giden askerlerle, sonra da kaçak binen öğrencilerle sert bir tartışma yaşadı.

İnmek için yerimden kalktığımda arka tarafta ayaktaki yaşlı amcayı fark etmeye kalmadan, çocuklu bayan boşalan yere çocuğunu yerleştirdi.

Kompartıman arasında inmek için bekleyen iki adam sigara yaktılar.

Tren durur durmaz, inmeye fırsat bulamadan kalabalık üzerimize hücum etti, akabinde izdiham arasından zorlukla indik.

Akşam istasyonda dönüş trenini bekliyorum:

Yanımdaki genç trenden inmek isteyen yaşlı bir teyzeye yardım etti.

Hemen peşinden gençle birlikte çocuklu bir bayana öncelik verdik. Kompartıman arasındaki kalabalık kenara çekilerek bayanın geçişine kolaylık sağladı.

Koridorda ayakta dururken, sürekli karşılaştığım yaşlı amca yorulmayayım diye çantamı aldı.

Birkaç istasyon sonra tren sakinleşmiş ve oturacak yer bulmuştum. Karşımdaki genç yan koltuktaki başka gencin yanına geçerek trene sonradan binen bir aileye çift koltuklu boş yer oluşturdu. Öbür genç bir süre sonra yanına gelen gence bisküvi ikram etti. Aralarında oluşan sohbete karşılarında oturan yaşlıca bir beyefendi de katıldı. Her ne kadar eski fikirlerle nasihatler verse de, gençler amcanın gönlünü alacak şekilde davrandılar ve yaşlı amca inerken gençlerin yanaklarını okşadı.

Kondüktör bana selam verip halımı hatırımı sordu, bende ona işlerinde kolaylık diledim. Hemen peşinden trene koşarak binen ve bilet alamayan bir yolcuya, uygun hesapladığı cezasız bilet kesti.

Trenin 15 dakika gecikmesi isabet oldu, zira bu arada sağanak yağan yağmur kesilmişti.

2002 Umre’deyiz:

Mescidi Nebeviden çıkışındaki yol kalabalık, tıpkı bir pazar yeri gibi. Satıcılar metrelerce uzaktan “Ya Haci, gel gel” diye sesleniyorlar.

Bizim Türk olduğumuzu nasıl anladıklarını düşünüyoruz, giyim,  hareket, sima her şey mümkün.

Sonradan dikkatle inceleyince fark ettik. Satıcılar arka arkaya; Arapça, İngilizce, Farsça, Rusça vs. yaklaşık 6-7 dilde ezberledikleri kelimeleri tekrarlıyorlar. Biz sadece anladığımız dile odaklanıyoruz.

“Dış dünya da, karşınıza gördüğünüz şeyler çıkacaktır. Neye bakarsanız onu görürsünüz.” Zen

“Olumlu ya da olumsuz, sadece paranın farklı yönlerine bakan iki yüzüdür.” Al Schneider

“Bütün gün ne düşünürsek onu yaşarız” Waldo E merson

“Allah, gece ve gündüzü ters çevirir. Gözleri olanlar için bunda ibretler vardır.” 24 Nur 4

Arap dilinde bazı durumlarda gece olumsuzluklar, gündüz olumluluklar anlamında mecazi kullanıma sahiptir. Çevirmek olarak meal verilen, Yukalibu Döndürmek, yer değiştirmek, dönüşmek, iade etmek, muhtelif suretlerde arz etmek anlamlarına gelir ve kalp/yürek kelimesinden türer. Kalp gözüyle görmek bu olsa gerek.

Gerçekte trende iki guruba ayırdığım olaylar, birlikte bulunur ve sürekli tekrarlanır.

Biz o günkü ruh halimizle dikkatimizi çekenleri görür ya da duyarız.

Bir gurup arkadaş Suriye de açık büfe yemekteyiz: Yemek sırasında bir arkadaşımız söylendi “Bu Araplar yemeyecekleri kadar çok yemek alıyorlar, oysa biz artanları atmıyor yanımıza alıyoruz”

Mihmandarımız uyarıyor. “Yan masadaki Araplar sizin için ne konuşuyorlar, biliyor musunuz? Şu Türkler yiyeceklerinden fazla yemek alıyor. Sonra kalanını paket yapıp akşam yiyorlar. Oysa onların ödedikleri tek öğün içindi, açıkça haram yiyorlar”

Bütünüyle olumsuzlukları gören insan; Sürekli muhalif, itici görünür. Böyle bir kişilik; Felaket tellalı, yapıcı olamayan, sadece yıkıcı bir İnsan olma tehlikesi taşır. Velev ki kötüyü yıksın, iyi bir şey de kuramaz.

“Eğer bir şeyin kötü olacağını söylemeyi sürdürürseniz, bir kahin olma şansınız artar.” Isaac Bashevis Singer

Bütünüyle olumlu yönleri gören ise; Değerlerini afyon edinmiş, pasif, işe yaramayan iyi (!) bir İnsandır.  Böyle bir kişilik; Daha gerçek ifadelerle kötülükleri engellemeyen, adaleti terk etmiş, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olma tehlikesi barındırır.

“Her hakikat İnsan zihninde fıtri olan ile bağlantı kurar” Jean Didier

Bütün noksanlıklar a sahip beşeri fikirlere, dinlere karşılık, İslam kâmil, dengeli, müdahil bir Din’dir ve İnsana Halifeliği (Yetki ve sorumluluk) yükler. Biz Allah’a saygı ile bağlanırsak muhakkak iyi ile kötüyü ayırt edecek yetenek verir.

Yapıcı Eleştiri Ve Talep Etmek

Zulmün her çeşidine karşı çıkmak istediğimiz halde, kendi içimizde de bazen kelimeler uçuşuyor. Yapılacak bir Salih amel, aidiyetler çatışmasına dönüşerek güme gidiyor. Değerlendirmelerde niyet okumalar, genellemeler ve yapıcı olmayan eleştiriler ötekileştirmeye neden olur.

“Bunlar gelirse şöyle yapar, böyle yapar”

“Zaten daha önce de şöyle yapmış böyle yapmışlardı”

Doğru bir şeyi başka bir doğru ile gölgelemek nasıl yapılır?

Mavi Marmara faaliyetlerinin en hararetli anlarında “Mavi Fırat neden yapılmıyor?” itirazları geliyor.

Ermeni katliamının konuşulduğu bir programda, bir katılımcı “Hocalıyı neden konuşmuyoruz?”  diye atılıyor.

Kürt çocuklarının katledildiği durumları protesto ederken, Ermeni askerlerinin sınırdaki ateşi ile ölen Azeri çocuk gündeme getiriliyor.

Suriye’deki Baas katliamı konuşulurken, “Bahreyn’dekiler neden görülmüyor?” itirazları yükseliyor. Bahreyn söz konusu olunca da “Suriye niye görülmüyor?” itirazları geliyor.

Hatta birçok kimse, sadece kendi meşrebini ilgilendiren organizasyon ve konulara alakadar oluyor. Bu doğal bir durum ama nedense hız alınamıyor, diğerlerine kinayeler gönderiliyor.

İnsan bağırırken duyamaz, yapılan bir iş sürerken heyecanlıdır ve diğer konuları tahlil etmesi zaman alır.

Komplekse girmeye gerek yok, merhamet Peygamberi’nin, suçlayıp kinaye etmeden, katı kalpli olmadan, mustazafların zaaflarını düzeltecek ıslah eksenli mücadelesini örnek almalı değil miyiz? Aksi halde etrafımızdan dağılıp gidecek mustazaflara bir şey sunamayacağız.

Metodolojik ve üsluba dayalı hareketlerde muvaffakiyet asıldır.

Hayır faaliyetlerinde, bir işin yarısındayken, diğer işlere nasıl başlanır/dikkat çekilir? Elbette bir kolay yol bulunur.

Oysa düşüncelerin arı olduğu zamanlarda, gece sakin zamanda okuyuşun daha etkili olduğu gibi hararetin yatıştığı anlarda empati daha etkili olur.

Üst yönetimleri zorlayan, toplulukların talepleridir

İslam dünyasında, İran devrimi ile mevzi bazı heyecanlar yaşandı. Şimdi de Arap intifadaları dönemi yaşanıyor. Önemli kırılma noktası; Yemen, Bahreyn gibi bölgelerdeki Şii çoğunluğun, Suriye gibi ülkelerdeki Suni çoğunluğun mezhep eksenli çatışmalara dönüşmesi, şekillenmesi veya algılanmasıdır.

Aidiyet duygularından, daha ümmetçi söylemlere geçilmeli. İhvan zaten Suud ve Selefi birçok akıma nazaran katı bir Şii düşmanlığı gütmemişti, Suriye gibi ülkelerdeki tarihsel sürecin getirdiği soğukluğa rağmen ciddi bir kitlesel çatışma olmadı. İran ve Şiiler konusunda daha diyaloga açık davranmak hususunda bizim de söylem geliştirmemiz gerek. Aynı şekilde İran devrim sonrası Sunni dünyaya önemli yakınlaşmalarda bulundu. Şimdi de zalim Baas rejimi yerine, Suriye’deki daha köklü ve sağlam temellere dayalı İhvan ile yakınlaşma yolları aramalı. Yine yaşadığımız coğrafyadaki Şii eğilimli kardeşlerimiz de bu minvalde söylem ve kamuoyları oluşturmalıdır.

Siyasi manevra, dengeler, ittifaklar gibi konular, kitlelerde kamplaşmalara ve husumetlere çözüm arayacak tarzda oluşturulmalıdır. Yoksa orta ve uzun vade de heba olacak kısa yararlar peşinden koşarak ideallerimizi tüketiriz.

İran İslam İnkılâbı’nın, Ortadoğu’daki dengeleri bir diktatörlüğe muhtaç kalmışsa kafasını elleri arasına alıp düşünmeli. Arap İntifadaları Şii karşıtlığına dönüşecekse onlarda kafalarını elleri arasına alıp düşünmeliler.

Zulüm yönetimleri söz konusu olduğunda insanlara şahitliklerimiz ön plandadır. Ve bunun için Orta Ümmet olmanın yolları aranmalıdır.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim