Haydutlukla kurulan Sionist İsrail rejimi, çılgınlıklardan meded umma ça

01.06.2010 01:02

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

secakirgil@yahoo.com

Önce, İskenderun’daki Deniz İkmal Üssü’nde 31 Mayıs’ın ilk saatlerinde roketle saldırılması ve (şu ana kadarki rakam itibariyle) 6 askerin can vermiş olmasına değinelim..

Öcalan, (TSK’nın, generallerin sıkı kontrolü altında bulunduğu İmralı adasından, başka mahkûmlara tanınmayan bir ayrıcaklıkla ve avukatları aracılığıyla) geçen hafta, dışarıya ulaştırdığı mesajında; ‘31 Mayıs’a kadar muhatab bulamazsam, gerisi, benim yapabileceğim bir şey yoktur..  diyordu.. Bu sözlerin, 31 Mayıs’ın ilk saatlerinde İskenderun’daki saldırının işaret fişeği olduğu ortadadır.. (Ama, asıl sorgulanması gereken husus, bu gibi açıklamaların TSK generallerinin kesin kontrolünde olan bir terör örgütü lideri eliyle dışarıya ve avukatdları aracılığıyla verebilmesi ve bu hususa gözyumulması, konunun üzerine gidilememesidir..)

Türkiye’nin PKK problem ve terörünün ardında, kemalist-laik-türkçü ideolojinin iç düzenleme ve toplum mühendisliği çabalarının geri tepmesi kadar; en başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, birçok yabancı güçlerin de olduğunu bilmeyen kalmamış olmalıdır.. Bunu, hele de Irak’ın işgalinden sonra, Irak’da yerleşen PKK güçlerinin işbu işgalci güç tarafından nasıl korunduğu hususunda görmek mümkündür.. Ama, aynı USA emperyalizmi, zaman zaman da, Kuzey Irak’daki PKK faaliyetleriyle ilgili birkaç istihbarat bilgisi verip, Türkiye’nin ağzına bir parmak bal sürerek, bu ilişkileri kamufle etmeyi başarmıştır..

Ve Amerikan emperyalizminin bulunduğu her yerde ve hele de Ortadoğu’da, sionist İsrail rejimi  de vardır ve bu ikisi gerçekte  yapışık ikizler’  durumundadır..

Bir diğer deyişle, İsrail rejimi, Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki veya, Birleşik Amerika, İsrail rejiminin Atlantik ötesindeki uzantısı durumundadır.

Bu açıdan bakıldığında, İskenderun’da gerçekleşen sıradışı saldırı ile, bölgedeki her oluşumu kendi maslahat ve menfaatleri için yakından takib ve manipule eden bu ‘yapışık kardeş’ler arasında bir ilgi olmadığını düşünmemek gerekir.. İskenderun Saldırısı’nın direkt olarak PKK veya siyonist İsrail rejimi ile ilgisi henüz kesinlikle belirlenememişse de, bu hususta gözönünde bulundurulması gereken ilginç noktalar olduğu açıktır..

*Ve gelelim, bu saldırıdan 2-3 saat sonra, siyonist İsrail rejimince sergilenen son barbarlığa, son haydutluğa.. 

*

Ortadoğu’daki her şirretliğin altında, siyonist parmağı mutlaka vardır..

(Hareket-ul’Mukavemet-il’İslamiyye/ İslamî Mukavemet Hareketi)  HAMAS’ın merkez üssü durumunda olan ve yıllardır İsrail rejimi tarafından kuşatma altında tutulan ve bir Ortaçağ hayatı yaşamaya mahkûm edilerek, İslamî direniş şuûru silinmeye çalışılan Gazze’ye ulaştırılmak istenen yardımların 3 -4 ay kadar önce ne büyük engellerle karşılaştığı hâfızâlardan silinmemişti..

Ama, 50-60 km.kare kadar küçücük bir alana sıkıştırılmış bulunan 1,5 milyon Gazze’li müslümanın direnişi, bütün engellemelere rağmen, sürüyordu.. İnsanlık izzet ve haysiyetini korumak için, en elverişsiz şartlara rağmen, en barbarca saldırılara direnen Gazze halkı, elbette ki en azından insanî yardımlarla desteklenmeliydi..

Çünkü, iki sene önceki İsrail hava saldırısında büyük çapta harabeye dönen Gazze’de en güç şartlar altında yaşamak için direniyor, ama eğilmiyor. Ekmek, su, ilaç, elektrik yok, yol yok, akaryakıt, çimento ve inşaat demiri vs. gibi günlük hayatın temel ihtiyaç maddeleri yok.. Bütün bunları karşılamak için kısmen de olsa karşılamak için, merkezi İstanbul’da bulunan ‘İnsanî Yardım Teşkilatı’  İHH başta olmak üzere, bir çok sivil toplum kuruluşları öncülüğünde, uluslararası bir kampanyayla, 10 bin ton ağırlığında yükü olan bir yardım konvoyu oluşturuldu, 6 adet gemiden oluşan.. Ve 700 kadar da Gazze’ye desteklerini sergilemek isteyen ve 300 kadarı Türkiye’den olmak üzere, çeşitli ülkelerin halklarından 700 kadar sivil, silahsız ve savunmasız insanın bindiği Marmara isimli gemi, 31 Mayıs sabahının ilk ışıklarıyla birlikte, üstelik de henüz İsrail rejiminin karasularından 60-70 mil kadar uzakta, uluslararası sulardayken, savaş helikopterlerinden bu geminin güvertesine indirilen komandoların saldırısına uğradı..

Yapılan, uluslararası sularda olduğu için, benzerine ancak, Ortaçağ’da ve de son yıllarda Somali açıklarında sıkça rastlanan örnekleri hatırlatacak şekilde, tam bir derya haydutluğudur. Çünkü, bandırası ve kalkış limanı belli olan gemilerin uluslararası sularda tam bir seyrusefer hakkı vardır ve bu gibi gemilere yapılan saldırılar, uluslararası hukuk normlarına göre de tam mânâsıyla bir derya korsanlığı /  haydutluğudur..

Siyonist İsrail rejimi, haberleşme imkan ve yollarını kestiğinden, nelerin olup bittiği, tam olarak hâlâ da bilinmiyor.. Ama, İsrail rejimi 10 kadar, İsrail medyası ise, 18-20 kadar insanın öldüğünden haber veriyor..

Böyle bir saldırı, en azından bu yardım konvoyunu düzenleyenlerce beklenmiyordu.. Halbuki, şahsen bu satırların sahibi, bu saldırıyı bekliyor ve o gibi karşı iddiaları bir temenni olarak bile olsa, dile getirmemeleri gerektiğini düşünüyordu.. Hele de Güney Lübnan ve Gazze saldırılarında yüzlerce-binlerce silahsız, sivil insanı canavarca katleden ve kendisinden olmayan herkesi, kendisine karşı bir hayatî tehdid olarak algılamak gibi bir paranoia ve kaatil ruhluluğu içinde 60 küsur yıldır işlemediği barbarlıkları bulunmayan bu sionist rejim mi,  bu konvoya saldırmayacaktı?

Çünkü, siyonist İsrail rejiminin, kendisi için tehlike olarak gördüğü her durumda, dünyaya aldırmaksızın, en mâsûm, silahsız ve savunmasız insanları bile defalarca, nasıl öldürdüğünün örneklerini saymaya kalksak, listesi bu yazıya sığmaz..

Savaşlarda işledikleri korkunç cinayetler bir tarafa;  Deyr Yasin’den, Tel-Zaatar’a; Sabra ve Şetila’dan Cana’ya kadar her yerde, sivil topluluklara ve de Şeyh Ahmed Yâsinden Fethî Şikakî,  Seyyid Abbas Musevî ve Doktor Rantisi ve emsali Filistin’li liderlerin en alçakça usûllerle katledilmesine ve Yâsir Arafat’ın karargahında hapsedilip dünyanın gözleri önünde haftalarca topa tutulmasına ve hele, ‘Ben bir Amerikalıyım. 'Amerikalıyım' demek bana utanç veriyor, ama bana bu utancı yaşatanların ülkesinde utananların da olduğunu göstermek istiyorum sizlere. Ben de utandığım için utanç duyduğum için burdayım bugün. Belki bana şüpheyle yaklaşıyorsunuz, belki benim bir maceracı olduğumu düşünüyorsunuz. Ve bunda da haklısınız. Çünkü sizin acılarınızı yaşamadım sizin gibi aç kalmadım çadırlarda elektriksiz susuz kalmadım, ailemden hiç kimse ya bir bombayla ya da tank ateşiyle öldürülmedi..’ diyen  Amerikalı Rachel Corrie’nin 2003’de üzerine buldozer sürülerek, göz göre göre, ezilerek öldürülmesine şahid olanlar için, bu sionist haydutlar çetesininin, devlet adını almış olan bu kanlı cinayet şebekesinin işlemiyeceği cinayetin, sergilemiyeceği barbarlığın, alçaklığın, devlet terörünün olmadığı biliniyordu..

USA emperyalizmi ve İsrail’in, ’yapışık ikiz kardeşler’ olarak, tek cebhe olduğu gerçeği unutulmamalıdır..

Ve bütün bu cinayetler için, emperyalist dünyanın yine nasıl, binbir ma’zeret üreterek, bu‚ ’silahlı haydutlar çetesi’ni mâzur göstereceğini bundan sonra da göreceğiz.. Amerikan emperyalizmi, nasıl, Irak ve Afganistan’a, tamamen yalan iddialarla saldırdıysa, onun Ortadoğu’daki uzantısı olan İsrail rejiminin cinayetleri için de kılıflar yine hazırlanacaktır...

Ne uluslararası hukuk, ne diplomasi, ne insan hakları kuralları gibi anlayışlar.. Bunların hepsi de esasen, emperyalist zorbaların, haydutların yorumlarına göre şekillenecek şekilde hazırlanmıştır esasen.. Bunun böyle olduğu, siyonist İsrail rejiminin silah zorbalığıyla ve silahsız müslüman Filistinlileri, yüzbinler -milyonlar halinde yerlerinden yurtlarından koğarak, kitleler halinde öldürerek kurulduğu 1948’lerden beri biliniyordu..

Bir cinayet şebekesi halinde çalışan bu rejimin arkasında onun yapışık ikiz kardeşi durumundaki Amerikan emperyalizmi varolduğu müddetçe, bu çağdaş barbarlık sürecektir de.. Nitekim, bu son saldırıda da, tamamiyle silahsız , savunmasız, insanî yardım ekiplerinin üzerine ölüm kusulmasına rağmen, Amerikan emperyalizmi, yaptığı ilk açıklamada, ’ölümlerden üzüntü duyduğunu ve meydana gelen durumu anlamaya çalışacaklarını’ belirtmek gibi tuhaf bir yok takib etmiş bulunuyor.. Yani, bu kez de, modern dünya, onun her yaptığını yanına kâr olarak bırakacaktır.. Yaptırımı olmayan uluslararası kararlarla, belki zevahir kurtarılmaya çalışılacaktır, ama,  bu siyonist haydutlar çetesinin müslüman coğrafyasında gasb ve zorbalık  yoluyla oluşturduğu sözde devlet, bu kararlara yine burun kıvıracak ve iki bin yıl vatansız kalmanın acılarını kendisine dayanak yaparak; başkalarının kendilerine yaptığı zulmün zulmün, o zulümlerle hiç bir ilgisi olmayan başkalarından, müslümanlardan almayı sürdürecektir..

Evet, temel dayanakları da, binlerce yıl vatansız kaldıkları ve asırlarca nice zulümleri taddıkları  şeklindeki ma’zerettir.. Onların, rejim olarak hayatta kalmak uğruna her cinayeti işleme hakklarının varlığı kabul edilmektedir; kuvvet’i, zorbalığı hakkın ölçüsü kabul eden ’çağdaş’ dünyada..

Ve böylece, siyonist yahudilerin unuttuğu bir şey var ki, müslümanlar sistematik bir anti-semitizm / yahudi düşmanlığı düşünce ve cereyanına asırlarca asla itibar etmeyip, tam tersine, yahudilere kol-kanaat gererken; onları ’lanetli kavim’ diye suçlayan, aşağılayan, ’getto’larda yaşamaya mahkûm eden, her sosyal buhrandan çıkışın yolu olarak yahudilerin yokedilmesini ilk çıkar yol olarak hatırlayan hristiyan toplumların işledikleri ve hele de Hitler Almanyası’nda sembolleşen anti-semitizmi kendilerine mağduriyetin, mazlûmiyetin sembolü olarak sergileyen siyonist yahudiler, bugün, Hitler’in yüzünü bile ağartan bir noktaya vardırmışlardır, barbarlıklarını.. Bunun içindir ki, devamlı öldürüyorlar, öldürmekten hayat umuyorlar ve amma, öldürdükçe korkuyorlar ve korktukça daha çok öldürüyor ve bunu çözüm sanıyorlar..

Ancak, siyonist İsrail rejiminin karşısına aldığı yeni düşman, Türkiye’dir.. -Türkiye’nin kemalist-laik bir rejimle yönetilmesine rağmen-, Başbakan Tayyîb Erdoğan’ın hele de iki sene önce, Davos’ta, Shimon Peres’e hitaben yaptığı müthiş konuşmadan sonra, ilişkiler iyice gerilmişti.. Bu bakımdan, bugün, Türkiye’li insanî yardım kuruluşlarının öncülüğündeki bir uluslararası yardım organizasyonuna ve Türkiye’ye aid bir gemideki sivil savunmasız insanlara yönelik saldırı, gerçekte, Davos’un rövanşı gibi bir intikam alma havası yansıtmaktadır..

Bu gelişmenin bunca olumsuzluklarına rağmen, bir de faydası olmuştur..

Bizim şerr zannettiğimiz nice gelişmelerin içinden nice hayırlar yeşerir..

Yakın geçmişe kadar, Filistin konusunda,  hâlâ, temelleri M. Kemal döneminde atılan ve müslüman arab halklarını aşağılatan türkçü söylemlerin esiri olmuş olan halkımız,  bundan sonra, bizzat kendisi de canı yanmış ve aşağılanmak istenmiş olduğunun idrakiyle, sorumluluklarını ve neler yapabileceğinin hesabını yapmayı düşünecektir.. Türkiye’nin müslüman halkı, en elverişsiz şartlara rağmen 60 yıldır direnen müslüman arab halklarını aşağılamayı bırakıp, kendisinin de fazla bir şey yapamıyacağını; İsrail’le askerî açıdan karşı  karşıya gelmenin Amerikan emperyalizmiyle karşı karşıya gelmek olduğunu anlamanın vereceği hınç ile ve de kendi ülkelerinin ordusunun, NATO aracılığıyla, zâten Amerikan emperyalizminin emrinde ve onun izni olmaksızın, ordusunu içerde darbe yapmak için bile harekete geçirmesinin imkansızlığını ve NATO’nun bütün askerî sırlarının da siyonist İsrail rejiminin elinde bulunduğunu daha bir hatırlayacaktır.. Buna rağmen, bundan sonra siyonist İsrail rejiminin işi daha bir zordur.. Çünkü, doğrudan doğruya Türkiye’nin müslüman halkı aşağılanmak istenmiştir, bu saldırı ile..

Ve Türkiye halkı, artık, Filistin Mes’elesi’nin ve İsrail isimli bu siyonist haydutlar çetesinin işlediği cinayetlerin daha bir farkında olacak, kendisine tahakküm eden kemalist-laik rejimin, müslüman coğrafyasının kalbine bir emperyalist hançeri olarak saplanan bu siyonist rejimin bütün cinayetlerine TC tarafından 60 yıldır destek verilmiş olmasının utancını daha bir derinden hissedecek ve Ortadoğu’daki buhranlara bu zamana kadar hep emperyalizmin gözlüğüyle baktırılmaya alıştırılmış bir halk, acı da olsa nice gerçeklerle karşılaşacak; Allah, tarih ve gelecek nesiller karşısındaki sorumluluğunu daha bir yakından hissedecektir; inşaallah..

Tabiatiyle, anti-semitik duygu, eğilim ve cereyanlara ve bu cereyanları tahrik etmek isteyen provokasyonlara kapılmadan; ve en insanî ve en haklı olduğumuz bir noktada, düşüncesizce tepkilerle haksız duruma düşmeden.. (Birkaç sene önce, Almanya’nın Essen şehrinin en merkezî meydanında , 5 bin kadar müslümanın yaptığı bir miting, gaayet vakur bir şekilde tamamlanmak üzereyken ve alman halkı bile, parçalanmış çocuk fotoğrafları gösteren pankartlara yazılan, ’Hitler de böyle mi yapmıştı?’ gibi  düşündürücü suallerle gözle görülür şekilde etkilenmişken; birkaç kişinin yakınlardaki bir sinagogun pencerelerini taşlamasıyla, bütün o olumlu hava, bir anda müslümanlar aleyhine dönüşüvermişti.. Benzer hatalardan dikkatlice sakınmak gerektiğini hatırlatmak için aktardım, bu anekdotu..)

 

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim