Haydin tatile!

04.07.2009 18:51

Mustafa Atav

Allah’ın sünneti(sünnetullah) çerçevesince istikrar üzere kendi devinimini sağlayan dünya ve güneşin karşılıklı hareketlerinin sonucunda gelişen mevsimlerden bahar ve yaza girilince nedense insanlığa bir rehavet düşer!

Aslında bizatihi üretim zamanı olan bu mevsimlerde tatile koşullanır ve koşullandırılır. Yılın onbir ayında kazandığı ve bu sebeple biriktirdiği parasını çıkacağı izinde nerelerde harcayacağının hesabını yapar hep.

Yaldızlı, çok yıldızlı reklâmlarla tavsiye edilen plaj ve oteller, sahil kenarları ve kamp yerleri, kazanılmış paraları iç etmek için ellerini ovuşturarak beklemektedirler her daim. Bu, sorulduğunda, dile getirildiğinde çok karşı çıkılan tüketim kompleksinin, tüketim toplumu bireyi olmanın, en nihayetinde kapitalizmin önerdiği yaşam biçimidir zaten.

Kabul edelim ki; bu bakış açısına alternatif inanç ve düşünce biçimini sosyal zeminde paylaşma, seslendirme iddiasıyla yola çıkanların, yine çok karşı çıkılan küreselleşmenin, kontrolsüz enformasyonun etkisine kapılarak, güya uzun soluklu çalışmanın getirdiği yorgunluk nedeniyle hak ettiklerine inandıkları tatil maksadıyla da olsa, batılı/kapitalist yaşam biçimlerine talip olmaları(olmamız) düşündürücüdür.

Okuduklarımızdan, izlediklerimizden ve anlatılanlardan cesaretle söylersek yaşamını sadece bu dünyaya endeksli kurgulayarak geliştiren ve sürdüren batılı insanın tatil anlayışını, dediğimiz gibi tıpkıbasım taklit eden, etmeyi marifet addeden (biz) Müslümanların, içinde yaşadıkları coğrafyada kendi inançlarının zıddına gelişen siyasetten ve toplumsal çözülmeden şikâyet etmeye ne hakları vardır, sormak gerek!

Konuşulduğunda, tartışıldığında hem yerel siyasete ve hem de global siyasete laf yetiştiren bizlerin her zaman söylendiği üzre, siyahlardan sonra fabrika/makine dişlilerinin arasına alarak köleleştirdiği beyaz insanın, ağzına bir parmak bal misali imkan olarak verdiği tatil rehavetine kapılmak gibi bir lüksü her halde yoktur.

Varlıkta ve yoklukta infak etmek gerektiğini, amiyane kabul edilmezse şayet, başımıza vura vura söyleyen Kur’an ayetlerine rağmen, kazandıklarımızı güya hiç de haz etmediğimiz (kaprisli) kapitalizmin kurduğu tuzak merkezlerinde harcamamız ne kadar ilkeli bir davranıştır, hep beraber düşünelim!

İtiraf edelim ki tatile çıkmak çekirdek/seçkinci ilişkileri ve haliyle zaten kopuk olduğumuz toplumdan sosyal ayrışmayı, esas önemli olan da paylaşmadan tüketmeyi tetiklemektedir.

“Bırakında şu tatil fırsatında kafamızı dinleyelim. Aylardır beton yığınları arasında, trafik keşmekeşinde mahrum kaldığımız yeşillikler ve tabii ki maviliklerden bizi mahrum etmeyin!” vb. şikâyetlere kulaklarımız hiç de yabancı değildir. Bu tarz yakınmaların nelere, nerelere öykünerek geliştirildiğini sorsak hata yapmış olur muyuz?

Elbette haklı sebepleri de olan bu yakınma ve beklentilerin, eleştirdiğimiz mantaliteye alternatif şekilde geliştirilmesi de herhalde zor değildir?

Müslüman akıl ve vicdana sahip olanlara bunun yollarını hatırlatmak ve göstermek zul gelmemelidir.

Karamsar bir tablo çizmeyelim, elbette güzel faaliyetler, örneklikler var. Bu örneklerden yola çıkarsak her şey o kadar da kötü değil, altını çizelim.

Tüketim toplumu olmayı özendiren, seküler/profan bir yaşam biçimi va’z eden baskılamaya karşı, bizatihi İslami bilince ve bu anlamda gelişmesi arzu edilen sosyal yapılanmaya ve paylaşmaya zemin hazırlayacak girişimler zaten olmalıdır da.

Belli aralıklarla gerçekleştirilen piknik(mesire) faaliyetleri, çocuk/gençlere yönelik kamplar bunlara (güzel) örnek olarak verilebilir.

Zaten büyük şehirlerde, kalabalıklar içinde yalnızlığı oynayan aile ve çocuklarının bu tür faaliyetler içerinde yer almaları, hem kendileri ve hem de çocukları için İslami ve sosyal bilinç oluşturmaya katkıda bulunmaları, sonrası için de teşvik edici altyapılar kurmaları istenilen ve dahi arzu edilen bir şeydir. Ayrıca boş zaman olarak telakki edilen bu zamanları eski dostlarını hatırlayıp ziyaret etmek maksadıyla olsun, yenileriyle tanışmak ve kaynaşmak için olsun değerlendirmek de olması gereken bir eylem biçimidir. Yine, hep şikayet ettiğimiz yoğun mesai sırasında okuyamadığımız kitaplar, araştıramadığımız ve üzerinde düşünmeyi bekleyen konular bu dem de değerlendirmeye alınabilecek şeylerdir.

Uzatmanın anlamı yok, nasıl olsa tatile çıktık/çıkacağız!

Özetle…

Sistemin zorunlu olarak izne çıkardığı insanımız bu fırsatı hayra dönüştürmek ve uhrevi tatile endeksli bir şekilde değerlendirmek zorundadır.

Müslümanlar bu demlerde ne zihinlerini ve ne de eylemlerini tatile çıkarmamalılar. Unutmayalım ki Şeytan(kötülük) bu dünya var oldukça hiçbir zaman tatile çıkmayacak!

Söz verdi, söz aldı o bunun için!

Eğer yeryüzünde, vahyin gösterdiği ve tavsiye ettiği bir şekilde toplumsallaşmayı, sosyalleşmeyi ve tabii ki Müslüman birey olmayı önceliyorsak, bir ayrıntı gibi de gelse de sürekli şikâyet ettiğimiz sistemin tatil tuzaklarına karşı gardımızı almak zorundayız.

Bütün bunlardan sonra, isterseniz şu ayetin mesajına kafa yoralım hep beraber, aklımızı tatile göndermeden.

Yasin/52:

Eyvah başımıza gelenlere! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? O Rahman'ın va'd buyurduğu işte buymuş. Gönderilen peygamberler doğru söylemişler, derler.”

  • Yorumlar 5
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim